İşte Türk’ün felsefesi…

Bugün keyfim yok…

Hiç havamda değilim…

Böyle durumlarda hemen eski defterleri karıştırırım…

***

Hani derler ya…

Tam olarak böyle değilse de…

“İflas eden bakkal, alacak defterine dalar” diye…

Aynen öyle…

***

Baktım eski yazdıklarıma…

Kolay değil, yaklaşık 30 yıldır yazıyorum…

***

Şöyle 5-10 yıl önceki yazdıklarımı görünce…

Sanki bugün için yazılmış gibi…

Değişen bir şey yok yani…

***

Aslında bu yazıları derleyip toparlasam…

Ortaya güzel bir kitap da çıkmaz değil…

Ama kim yapacak?

Tembellikten, başımızı kaşıyacak eş dost arıyoruz…

Ah! Bir yangın çıksa da…

Bize ulaşsa da…

Sigaramızı yaksak da…

***

Yıllar önce…

Yine böyle bir gün…

Kim bilir kime kızmışım yine…

Ters gitmiş bir şeyler demek ki…

O hırsla ortaya karışık bir şeyler sallamışım…

İşte onlardan biri…

Başlığı da “İşte Türk"ün felsefesi”

***

Beceriksizliğimizle, öngörüsüzlüğümüzle, hantal bürokratik yapımızla her işi elimize gözümüze bulaştırmaya bayılıyoruz...

Her işimizde bir terslik varmış gibi...

Oysa 'ters'liğin kendisi biziz zaten, görmüyoruz!..

***

Yaptığımız her hatanın ardından…

Suçlayacak birilerini bulup, sıyrılıyoruz işin içinden...

Daha doğrusu sıyrıldığımızı sanıyoruz...

Böyle olunca da hatalardan ders çıkaramıyoruz...

Özeleştiri nedir bilmiyoruz?

***

Onca yaşanmışlıklara, deneyimlere rağmen…

Sanki ilk kez başımıza geliyormuş gibi…

Aynı oyunlara geliyor, aynı tuzaklara ısrarla düşmeye devam ediyoruz...

***

'50 İlk Öpücük' filmini izlediniz mi?

İşte, o filmde…

Hafızasının her gece kaybedip, güne sıfırdan başlayan…

Belleksiz kız gibiyiz...

***

Belleğimiz her gün sıfırlanıyor, hafızamız siliniyor…

Yeni doğan bebek saflığında başlıyoruz güne...

Dostu-düşmanı tanımıyoruz...

Ve her gün ısrarla aynı kazıkları yiyoruz...

***

Vizyonsuz, hedefsiz, amaçsız uzay boşluğunda öylesine sürüklenip gidiyoruz sanki...

Üstelik herkesin de dilindeyiz…

***

Efendim, Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verilmiş...

Her iki takım da performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçmişler...

Büyük gün gelip çatmış ve yarış başlamış...

Japonlar, yarışı bir kilometre farkla kazanmışlar...

***

Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmış tabi...

Türk Şirket yönetimi, yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedenini araştırmaya başlamış…

***

Yapılan araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucunda hata bulunmuş...

Ve derhal "Gerekli Önlemler" alınmış tabi!..

***

Olaya bakın şimdi…

Japonların takımında, 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyormuş...

Oysa Türk Takımı'nda ise 1 kişi kürek çekiyor, 8 kişi ise dümeni kullanıyormuş...

***

9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış daha yapmak üzere yeniden anlaşmış..

***

Artık aklındık ya!..

Türklerin yeni yapılanma şekli ise şöyleymiş;

4 dümen müdürü…

3 bölgesel dümen müdürü…

Kürek çekmekle görevli kişinin performansından sorumlu 1 dümen yöneticisi…

Ve 1 kürek çekme elemanı...

***

İkinci yarışı da Japonlar iki kilometre arayla kazanmışlar...

***

Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçmiş...

Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovulmuş...

Ve müdürlere…

Sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verilmiş...

***

Evet!  

Aynen böyle yapıyoruz...

Ondan sonra da…

“Nerede yanlış yaptık” diye…

Birbirimizin gözünün içine bakıyoruz