Hayat, herkes için aynı şartlarda yazılmış bir hikâye değildir. Kimi insanlar düz ve sakin bir yolda yürürken, kimileri dikenli patikalardan geçmek zorunda kalır. Bazı insanların omuzlarına öyle yükler yüklenir ki, dışarıdan bakanlar onların nasıl ayakta kaldığına hayret eder. İşte bu insanlar, imtihanı ağır olan insanlardır. İmtihanın ağırlığı her zaman fakirlik, hastalık veya yoklukla ölçülmez. Bazen insanın sahip oldukları da onun için ağır bir sınava dönüşebilir. Makam, servet, şöhret, evlat, eş veya dost... Allah Teâlâ kimi zaman eksilterek, kimi zaman da çoğaltarak kullarını sınar. Bu nedenle imtihanın şekli farklı olsa da özü aynıdır. İnsan, Rabbine olan sadakatini ve teslimiyetini ortaya koymakla yükümlüdür.
İmtihanı ağır olan insanlar çoğu zaman yalnız görünürler. Çünkü herkes onların yaşadığı acıyı anlayamaz. Kimi zaman bir evladın hastalığıyla, kimi zaman eşinin vefasıyla, kimi zaman geçim sıkıntısıyla, kimi zaman da dost bildiklerinin ihanetiyle mücadele ederler. Geceleri sessizce ağlar, gündüzleri ise dimdik durmaya çalışırlar. İnsanların yanında tebessüm ederken, yalnız kaldıklarında içlerindeki fırtınalarla baş başa kalırlar. Kur'an-ı Kerim'de ve Peygamberlerin hayatında bunun sayısız örneklerini görmek mümkündür. Hz. Eyyûb ağır hastalıklarla sınanmış, Hz. Yakup evlat hasretiyle gözlerini kaybetmiş, Hz. Yusuf kuyuya atılmış, köle olarak satılmış ve yıllarca zindanda kalmıştır. Peygamber Efendimiz (sav) ise daha çocuk yaşta annesini ve babasını kaybetmiş, hayatının en zor dönemlerinde eşini ve amcasını toprağa vermiştir. Eğer ağır imtihanlar Allah'ın kulunu sevmediğinin işareti olsaydı, en büyük sıkıntıları peygamberler yaşamazdı.
Aslında ağır imtihanlar, çoğu zaman büyük manevi kazançların habercisidir. Çünkü insan rahatlık içinde iken fark edemediği birçok hakikati, sıkıntı zamanlarında öğrenir. Sabrı öğrenir, duayı öğrenir, tevekkülü öğrenir. İnsanların değil, Allah'ın kapısının gerçek sığınak olduğunu anlar. Kendi gücünün ne kadar sınırlı olduğunu fark eder. Kalbin olgunlaşması, ruhun derinleşmesi ve insanın kendisini tanıması çoğu zaman zorlukların içinden geçerek gerçekleşir. Ne var ki ağır imtihan yaşayan insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey, nasihat değil anlayıştır. Çünkü bazen bir insanın yarasına uzun uzun konuşmak değil, sessizce yanında durmak merhem olur. Acıyı yaşamayanın, yaşayanı tam anlamıyla anlaması mümkün değildir. Bu yüzden imtihanı ağır olan insanlara karşı daha merhametli, daha sabırlı ve daha anlayışlı olmak gerekir.
Bir başka gerçek de şudur ki; Allah hiç kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemez. İnsan bazen yaşadığı sıkıntının altında ezileceğini zanneder. Fakat zaman geçtikçe fark eder ki, kendisinde bilmediği bir dayanma gücü varmış. Rabbinin verdiği sabır ve metanet, onu ayakta tutmuştur. Dün "Ben bunu kaldıramam" dediği olayların ardından yıllar geçer ve geriye dönüp baktığında, o günlerin kendisini olgunlaştırdığını görür. İmtihanı ağır olan insanın en büyük sermayesi umuttur. Çünkü mümin bilir ki, hiçbir gece sabahsız değildir. Her zorluğun ardından bir kolaylık, her gözyaşının ardından bir tebessüm vardır. Allah'ın takdir ettiği hiçbir sıkıntı sonsuza kadar sürmez. Dünya hayatı zaten geçici bir misafirhanedir. Burada yaşanan acılar da sevinçler de günün sonunda sona erecektir. Belki de bazı insanların dünyada daha fazla yorulmasının sebebi, ahirette daha
fazla dinlenecek olmalarıdır. Belki de bugün çekilen gözyaşları, yarın cennetteki mutluluğun habercisidir. Bu yüzden imtihanı ağır olan insan, yükünün büyüklüğüne değil, yükü veren Rabb'in rahmetine bakmalıdır. Çünkü rahmeti sonsuz olan Allah, kulunu asla sahipsiz bırakmaz. Öyleyse hayatın yükleri altında ezildiğini düşünen herkes şunu bilmelidir; ağır imtihanlar bazen ağır sorumlulukların, bazen büyük mükâfatların, bazen de yüksek derecelerin habercisidir. Sabırla taşınan her yük, insanı Allah'a biraz daha yaklaştırır.