İLGİYİ TUTARSIZLIK SAYMAK...

Sami Kesmen

Bir insana her gün değil, ara ara da olsa hâl-hatır sormak; onu unutmadığını, önemsediğini ve ona değer verdiğini göstermektir. İnsan ilişkilerinde ilginin ölçüsünü, yalnızca görüşmelerin sıklığı değil, niyetin samimiyeti belirler. Hayatın yoğunluğu, mesafeler, sorumluluklar ve değişen şartlar iki insan arasındaki iletişimin zamanını uzatabilir. Aradan haftalar, hatta aylar geçtikten sonra bir dostun kapısını çalmak, telefon etmek veya “Nasılsın?” diye sormak tutarsızlık değil, çoğu zaman vefadır. Çünkü tutarsızlık; insanın sözünün, tavrının ve değerlerinin şartlara ve menfaatlere göre sürekli değişmesidir. Zaman zaman gösterilen samimi ilgi ise bununla aynı şey değildir. Kur’an-ı Kerim, insan ilişkilerinin temelini sadece davranışların dış görünüşüne değil; ahlâka, adalete ve iyi niyete dayandırır. “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurât,12)

Geçmişte yaşanan kırgınlıklar, terk edilme tecrübeleri, güven kayıpları ve hayal kırıklıkları bugünkü ilişkilerin yorumlanmasını etkileyebilir. Daha önce aldatılmış bir insan yeni bir samimiyet karşısında ihtiyatlı olabilir. Değersiz hissettirilmiş birisi, gösterilen ilgiden bile kuşkulanabilir. Ancak psikolojik sebepler bir davranışın anlaşılmasına yardımcı olsa da her davranışı haklı hâle getirmez. İnsanın yaraları vardır, fakat başkalarını sürekli o yaraların sanığı hâline getirmek doğru değildir. Kendi geçmişinin bedelini, kendisine bugün iyi niyetle yaklaşan insanlara ödetmek adalet değildir. Dostluk; her gün konuşmak değil, konuşulmadığı zamanlarda da gönülden silinmemektir. Yıllarca görüşmeyip karşılaştığında kaldığı yerden devam edebilen dostluklar vardır. Her gün konuştuğu hâlde ilk menfaat çatışmasında dağılan ilişkiler de vardır. Yakınlığın ölçüsü yalnızca zaman ve temas sıklığı değildir.

Hz. Peygamber’in insan ilişkilerinde ortaya koyduğu ölçülerden biri bağları tamamen koparmamaktır. “Akrabalık bağını gözeten, sadece kendisine iyilik yapana karşılık veren kimse değildir. Asıl gözeten, kendisiyle ilişki kesildiğinde dahi bağı sürdüren kimsedir.” (Buhârî) anlamındaki hadis, ilişkilerde karşılıklılık hesabının ötesinde bir ahlâk öğretmektedir. Elbette her insanla aynı yakınlık kurulmaz, her ilişki aynı seviyede devam ettirilmez. Fakat hatırlamak, selâm vermek, hâl sormak ve iyilik dilemek Müslüman ahlâkının güzelliklerindendir. Burada ince fakat önemli bir sınır vardır. Hiç kimse başkasının ilgisini kendi belirlediği ölçüler içerisinde göstermek zorunda değildir. “Beni önemsiyorsan şu kadar zamanda aramalısın, şu kadar sık görüşmelisin, şu şekilde davranmalısın” biçimindeki beklentiler bir noktadan sonra sevgiyi ölçmekten çıkar, karşıdaki insanı yönetme çabasına dönüşebilir. Sevgi talep edilebilir, fakat dayatılamaz. İlgi beklenebilir, fakat takvimi başkası adına belirlenemez. İnsanların aileleri, işleri, sorumlulukları, kendi iç dünyaları ve hayat mücadeleleri vardır. Daha da önemlisi, kendisine yöneltilen samimi bir ilgiyi küçümsemek veya “Sen zaten arada bir hatırlıyorsun” diyerek değersizleştirmek, karşıdaki insanın niyetini yargılamaktır. Kur’an, “Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.” (Hucurât,11) buyurarak insanın şahsiyetini yaralayan tanımlamalardan sakındırır. Bir davranışı konuşmak başka, insanın karakterine hükmetmek başkadır. “Daha sık görüşmek isterdim” demek insani bir beklentidir; “Sen tutarsız bir insansın” demek ise davranıştan kişiliğe doğru ağır bir hüküm vermektir.

İnsan bazen kendisine gösterilen ilgiyi kabul etmeyebilir. Mesafesini korumayı tercih edebilir. Bir ilişkiyi sürdürmek istemeyebilir. Bunların her biri kişinin kendi sınırları içerisinde değerlendirilebilir. Fakat sınır koymakla karşıdakini aşağılamak aynı şey değildir. “Görüşmek istemiyorum” demek bir tercihtir, samimi bir hâl-hatır sormayı küçümsemek ise başka bir tavırdır. İnsan kendi sınırını belirlerken başkasının şahsiyet sınırını ihlal etmemelidir. Belki de çağımızın önemli ruhsal problemlerinden biri şudur; insanlar sevilmek istiyor fakat sevginin geliş biçimini de kendileri belirlemek istiyorlar. Hatırlanmak istiyor fakat ne zaman hatırlanacağını da tayin etmek istiyorlar. İlgi bekliyor fakat ilginin kendi beklentilerine uygun biçimde gösterilmemesini değersizlik sayabiliyorlar. Böyle olunca ilişki, iki insanın birbirine gönüllü olarak yaklaşmasından çıkar, bir tarafın diğerini sürekli sınadığı bir imtihana dönüşür. Sürekli sınanan insan ise zamanla yorulur ve en sonunda gerçekten uzaklaşır.

İslâm ahlâkı yalnızca insanlara iyilik yapmayı değil, yapılan iyiliği doğru okumayı da öğretir. Hüsnüzan bunun içindir. Teşekkür bunun içindir. Vefa bunun içindir. “İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?” (Rahmân,60) ayeti, insanın iyilik karşısındaki ahlâkî duruşunu da düşündürür. Her telefon büyük bir dostluğun delili olmayabilir, her sessizlik de vefasızlığın delili değildir. İnsan ilişkilerini tek bir davranıştan hareketle kesin hükümlere bağlamak yerine, kişinin genel ahlâkına ve ilişkinin bütününe bakmak gerekir.

Her gün aramayan vefasız, geç arayan tutarsız, az konuşan sevgisiz değildir. İnsanların sevgilerini gösterme biçimleri, hayat şartları ve imkânları birbirinden farklıdır. İlgiye karşılık vermemek bir tercihtir. Mesafe koymak bir haktır. Daha fazla ilgi beklemek de insani bir duygudur. Fakat kendisine yöneltilen iyi niyeti küçümsemek, samimiyeti sorgulamak ve arada bir de olsa hâl-hatır soran insanı “tutarsız” diye mahkûm etmek; ne psikolojik yaraların ne de geçmişte yaşanan hayal kırıklıklarının sınırsızca meşrulaştırabileceği bir tavırdır. İnsanın yarası anlaşılmayı hak eder, fakat başkasını yaralama hakkı vermez. İlgiyi kabul etmemek tercihtir, ilgiyi kusur saymak isezen sade ifadeyle haddi aşmaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.