İBADETİN TİCARETE DÖNÜŞMESİ…

Sami Kesmen

İbadet; kul ile Allah arasında en saf, en berrak bağdır. İçinde gösteriş yoktur, hesap yoktur, alkış yoktur. İbadet; riyanın değil, ihlâsın alanıdır. Fakat çağımızın en büyük imtihanlarından biri; ibadetin ticarete dönüştürülmüş olmasıdır. Eskiden ticaretin içine ibadet katılırdı. Şimdi ibadetin içine ticaret katılıyor. Aradaki fark, niyettir. Bir insan helâl kazancını Allah rızası için harcar, zekât verir, infak eder; ticaretini ibadet şuuruyla yapar. Bu güzeldir. Bu berekettir. Bu, dünyayı ahirete bağlamaktır. Ama bir insan ibadeti; makam kazanmak, müşteri toplamak, imaj üretmek, sosyal çevre oluşturmak için kullanıyorsa, işte orada bir kırılma başlamış, ibadet ticarete dönüşme aracı olmuştur.

Kâbe’ye giden herkes Beytullah’a misafir olmaz. Kimi turistik bir gezi yapar, kimi ticari bağlantı kurar, kimi sosyal medya vitrini hazırlar, kimi de gerçekten secdede erir. Mekân aynı, tavaf aynı, telbiye aynıdır ma niyet farklıdır. Niyet; ibadeti ya nur yapar ya da yüke dönüştürür. Bugün; dini söylem bir pazarlama dili hâline getirilmiştir. “Helâl” kelimesi tabelaya yazılmakta ama kazancın içinde şüphe dolaşmaktadır. “Hizmet” denilmekte ama arka planda menfaat hesapları yapılmaktadır. “Allah rızası” cümlesi, çoğu zaman bir reklam sloganına dönüşmektedir. En tehlikelisi de; insan zamanla kendi yalanına da inanmakta, yaptığı yanlışın doğruluğunu savunmaktadır.

Başlangıçta küçük bir taviz verilir. “Bir defadan bir şey olmaz” denir. “Herkes yapıyor” denir. “Bu devir böyle” denir. Ama ibadet üzerinden kazanılan her haksız kazanç; kalpteki ihlâs damarını inceltir. İncelen damar bir gün kopar. Kopan ihlâsın yerini gösteriş doldurur. Riya; ibadetin kanseridir. Namaz kılarsın ama insanlar görsün diye. Sadaka verirsin ama ismin duyulsun diye. Hacca gidersin ama kartvizitine eklemek için. Sohbet yaparsın ama takipçi artsın diye. Oysa Allah, amelin büyüklüğüne değil, kalbin yönelişine bakar.

İbadet; Allah’a yaklaşmak içindir. İbadeti dünyaya yaklaşmak için kullanan, yönünü şaşırmış demektir. Tarih boyunca bu imtihan yaşanmıştır. Kur’an’da “Onlar Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında sattılar.” buyurulurken mesele sadece para değildir. Ayeti, hakikati, dini; çıkar için eğip bükmektir asıl tehlike. Hakkı susarak satmak da bir satış biçimidir. Yanlışı meşrulaştırarak satmak da aynıdır.

İbadetin ticarete dönüşmesi; önce niyette başlar. Sonra dile, sonra davranışa, sonra sisteme yayılır. Bir zaman gelir; ibadet bir sektör olur. Paket programlar, unvanlar, etiketler, “VIP” dini hizmetler, ayrıcalıklı ibadet alanları oluşur. İbadetin özü sadeleşirken, etrafı gösterişle kalınlaşır. Ruh incelir, ambalaj büyür. Oysa Allah katında VIP yoktur. Secde eden alın vardır. İbadetin değeri; kaç kişinin bildiğiyle değil, kaç damla gözyaşıyla yapıldığıyla ölçülür.

Bir insanın gece kimse görmezken kıldığı iki rekât namaz, bin kişinin alkışladığı uzun dualardan daha kıymetli olabilir. Çünkü ibadet; Allah ile gizli bir sözleşmedir. Ticarete dönüşen ibadette ise sözleşmenin tarafı değişir. Allah’ın rızası ikinci plana düşer, toplumun onayı birinci sıraya çıkar. Alkış, amin’in önüne geçer. İşte asıl kayıp burada başlar. İbadet ticarete dönüştüğünde, din yıpranır. İnsanlar dine değil, dini temsil ettiğini iddia edenlerin hatalarına bakarak hüküm verir. Birinin menfaati için yaptığı dini hamle, başka birinin imanını zedeler. Böylece bireysel bir samimiyetsizlik, toplumsal bir güven krizine dönüşür.

Helâl lokma hassasiyeti kaybolduğunda, yapılan ibadet de ruhsuzlaşır. Çünkü haramla beslenen beden, ihlâsla secde etmekte zorlanır. Dili dua eder ama kalbi bulanıktır. Yüzü güler ama içi karanlıktır.

İbadeti ticarete dönüştüren aslında para değil; niyetin kaymasıdır. Para helâl yoldan kazanılır, Allah yolunda harcanırsa ibadettir. Ama ibadet para kazanmanın aracı yapılırsa, orada durup düşünmek gerekir. İbadet araç değil, amaçtır. İnsan kendine şu soruyu sormalıdır; “Bunu gerçekten Allah için mi yapıyorum, yoksa Allah’ı vesile ederek kendim için mi?” Cevap net değilse, tehlike başlamıştır.

Samimiyet; ibadetin ruhudur. Ruh gidince geriye şekil kalır. Şekil bir süre idare eder ama bir gün çöker. Çünkü Allah, kalplerdekini bilir. İnsanları kandırmak mümkündür ama Allah’ı kandırmak mümkün değildir. Belki de bu çağın en büyük cihadı; ibadeti temiz tutma cihadıdır. Gösterişten arındırmak, menfaate bulaştırmamak, ibadeti vitrin yapmamak çok kıymetlidir. Sessiz ama derin bir kulluk inşa etmek çok değerlidir. Az ama öz, gizli ama gerçek ibadet Rabbın istediğidir. Çünkü Allah katında değerli olan; çok görünen değil, çok hissedilendir.

İbadetin ticarete dönüşmediği bir kalp için en büyük kazanç şudur; Allah’ın rızasıdır. O rıza; hiçbir ticari kârla kıyaslanamayacak kadar büyüktür.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.