Dil Kemiği; vücuttaki görünmeyen direk, görünen nimetidir. İnsan bedeni, Allah'ın kudretini ve sanatını gösteren sayısız ayetle doludur. Gözümüzün gördüğü organlar kadar, çoğu zaman farkına bile varmadığımız küçük yapılar da yaratılışın mükemmelliğini ilan eder. Bunlardan biri de tıpta hyoid, halk arasında ise dil kemiği olarak bilinen küçük kemiktir. Boynun ön kısmında bulunan bu kemik, büyüklüğü bakımından önemsiz gibi görünse de, üstlendiği görevler bakımından hayatın merkezinde yer alır. Öyle ki insan, bu kemik görevini yapmadığında konuşamaz, rahat yutkunamaz ve birçok temel fonksiyonunu sağlıklı şekilde yerine getiremez.
Kur'ân-ı Kerîm, insanın yaratılışına dikkat çekerek şöyle buyurur; "Kendi nefislerinizde de nice deliller vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?" (Zâriyât,21). Gerçekten de insan bedenine ibret nazarıyla bakabilen kimse için her organ, Allah'ın varlığına, ilmine ve sonsuz kudretine açılan bir penceredir. Dil kemiğini diğer bütün kemiklerden ayıran çok ilginç bir özellik vardır. İnsan vücudundaki bütün kemikler başka kemiklerle eklem yaparken, dil kemiği hiçbir kemiğe doğrudan bağlı değildir. Kaslar ve bağlarla adeta havada asılı durur. Bu yönüyle anatominin en özgün yapılarından biridir. Hiçbir desteğe yaslanmadan onlarca kası bir arada tutması ve bu kasların uyum içinde çalışmasını sağlaması, ilâhî sanatın ince bir tecellisidir. Yüce Allah, "O, yarattığı her şeyi en güzel yapan Allah'tır." (Secde,7) buyurmaktadır. Dil kemiği de bu güzelliğin sessiz fakat güçlü delillerinden biridir.
Konuşmak, insana verilen en büyük nimetlerden biridir. Bir insanın kalbindeki düşünceler, dil sayesinde kelimeye dönüşür. İman dil ile ikrar edilir, Kur'an dil ile okunur, ezan dil ile yükselir, dua dil ile semaya ulaşır. Dil bütün bunları yerine getirirken arkasındaki görünmeyen kahramanlardan biri de dil kemiğidir. İnsan çoğu zaman konuşurken bu kemiğin varlığını hatırlamaz. Fakat o küçük kemik görevini yapmasa, en güzel cümleler bile dudaklardan dökülemez. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur; "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun." (Sahih al-Bukhari; Sahih Muslim). Dikkat edilirse İslam, sadece konuşmayı değil, doğru konuşmayı emretmektedir. Çünkü dil; cennetin de cehennemin de kapısını açabilecek güçtedir.
Dil kemiği aynı zamanda yutkunmanın da merkezindedir. Her lokmada yukarı doğru hareket ederek gırtlağın kapanmasına yardımcı olur ve besinin nefes borusuna kaçmasını engeller. İnsan günde yüzlerce kez yutkunur; fakat bunun nasıl gerçekleştiğini çoğu zaman düşünmez. Sağlık bozulduğunda ise bu nimetin kıymeti daha iyi anlaşılır. Demek ki nimetlerin değeri, çoğu zaman kaybedildiğinde fark edilmektedir. Kur'an'da Rabbimiz, "Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?" (Rahmân Suresi) ayetini defalarca tekrar ederek insana tefekkürü öğretmektedir. Dil kemiği de bu tekrar edilen nimetlerden yalnızca biridir. Adli tıpta da dil kemiğinin özel bir yeri vardır. Özellikle boğulma ve boyun sıkılması vakalarında bu küçük kemik önemli deliller sunabilir. Hayatta konuşmaya ve nefes almaya hizmet eden bu kemik, ölümden sonra bile hakikatin ortaya çıkmasına vesile olabilmektedir. Rabbimizin hiçbir şeyi hikmetsiz yaratmadığını gösteren ayrı bir ibret tablosudur.
İnsan bedeninde bazen en küçük parçalar, en büyük görevleri üstlenir. Bu durum sosyal hayat için de önemli bir mesaj taşır. Toplum içinde makamı görünmeyen, ismi bilinmeyen nice insanlar vardır ki; aileyi, mahalleyi, kurumu ve milleti ayakta tutan gerçek direkler onlardır. Sessizdirler, gösterişsizdirler; fakat görevlerini bırakırlarsa düzen bozulur. Dil kemiği de öyledir.
Bugün insanlar çoğu zaman büyük işler yapmak, büyük makamlar elde etmek, herkes tarafından tanınmak ister. Oysa Allah katındaki değer; görünmekle değil, faydalı olmakla ölçülür. Bir dil kemiği kadar küçük olup milyonlarca insana hizmet eden nice insanlar, bir de koca gövdesine rağmen kimseye faydası olmayanlar vardır. İmam Gazzâlî'nin ifade ettiği gibi, insan kendi nefsini tanıdıkça Rabbini tanımaya yaklaşır. Bedeni tanımak sadece tıp öğrenmek değil, aynı zamanda yaratılış kitabını okumaktır. Her organ, her hücre ve her kemik, "Ben tesadüf değilim." diye haykırmaktadır.
Aynaya bakarken sadece yüzü değil, Rabbın sanatı görülkelidir. Konuşurken sadece kelimeler değil, o kelimeleri mümkün kılan nimetler de hatırlanmalıdır. Yutkunurken, nefes alırken, Kur'an okurken, dua ederken hizmet eden görünmeyen kahramanlar şükürle anılmalıdır. Dil kemiğinin verdiği en büyük ders; hayatta en değerli olanlar, çoğu zaman en çok görünenler değil, sessizce vazifesini yapanlardır. Allah katında kıymet; büyüklükte değil, hikmetle yaratılan görevi hakkıyla yerine getirebilmektedir.