Hurma, Simit ve Su

İsa Abanoz

HURMA, SİMİT VE SU

   Hurma, çeşitleriyle çok faydalı, tatlı bir meyve. Simit; tazece tüketilmesi gereken, bayatlayınca işe yaramayan Samsun ile müsemma olan bir gıda. Ve su… Rabbim her şeyi sudan yarattık, diyor. Dünyanın ve numunesi olan insanın 4'te üçü sudan oluşmakta. Susuz yaşanmaz. Su, hayatımızın vazgeçilmez en temel nimeti. Su uğruna ne savaşlar verilmiştir!

   Hurma lüks bir meyvedir. Sofrasında hurma yiyenler, hurma üzerinden zekât verirler. Herkes yiyemez hurmayı. Mukaddes topraklardan gelir. Simit bizim unlu gıdamız. Yakınımızdayken belki pek kıymetini bilmeyiz. Uzaklaşınca ondan, bizim de simidimiz var, deriz. Övünürüz onunla. Ah olsa da çayla birlikte yesek, diye içimiz gider. Su ise pek çok yerde var çok şükür. Onun da kıymeti, olmayınca anlaşılıyor. Ramazan'da yoğun bir işte çalışınca, alınlardan yere boncuk boncuk terler dökülünce suya olan susama tavan yapar. İçkilerin en azizi, en katıksızı, en doğalı olan su hakkında eskiden sudan ucuz ifadesi kullanılırdı. Şimdi o ifade de geçersiz oldu. Başka bir deyim bulmak lazım. Zira su faturası elektrik faturasından daha kabarık geliyor.

   Hurma, simit ve su üçlüsünden kısaca bahsetmeme neden olan vakıa 16 Ağustos Salı akşamı Site Camii'nde verilen iftardır. Başlıktan da anlaşılacağı üzere iftariyelikler hurma, simit ve sudan oluşuyordu. Hurmalarla iftarı açtıktan sonra namazları kıldık. Sonra yine hurma yedik, su içtik. Simit yedik ve tekrar su içtik. Kendimizi bu iftara alıştırdığımız için hiç de aç kalma korkusu yaşamadık. Hep aç kalanları düşündük. Her sofrasında böyle az yiyecekleri olanları hatırladık. Hatta bunları da bulamayanların olduğu utandırdı bizleri. Bu düşüncelerle iftarımız çok güzel ve manalı oldu. Açık havada, yer sofralarında bağdaş kurarak envai çeşit yemeklere abanmadan hafif ancak yoğun bir iftar yaptık. Bayanlar bir taraftaydı, erkekler bir tarafta. Çocukların tiz ve temiz sesleri minarenin altında yaptığımız bu iftara farklı bir tat katıyordu. 

   Gençlik Hareketi Topluluğu ve DOSTDER iş birliği ile hayata geçirilmişti böyle bir oruç açma merasimi. Bu Ramazan'dan en çok akıllarda bu iftar kalır sanırım. Düşünüp hayata geçirenlere teşekkür ederiz. Katılanlara da elbette. Katılanlardan birkaç ismi de yazmak isterim. Liseden arkadaşım İbrahim ÖZBİLGİN, Recep YAZGAN, Cem GENÇOĞLU, Hüseyin MUTLU, Adem BEKTAŞ, Necdet GÜNEYSU, Erol Hoca, Hüseyin AYÇİÇEK, Davut Hoca, Hasan YALNIZ…

   Yazımın başında üçlü iftariyelikten bahsettim. Bu üçlünün önemi hakkında bir iki kelam ettim. Bunlarla iftar yapmak zorunda olanlar veya doymak durumunda kalanlar için bu nimetler farklıdır. Bu nimetler içinde yüzenler için durum daha bir farklıdır.

   Bugün çok şükür ki ilk defa şairin dediği gibi doyunca, tıksırınca, patlayınca, çatlayıncaya kadar yememiştik. Midelerimize zulmetmemiştik. Artık rahat bir teravih namazı kılabilirdik. Acı acı geğirmeden, aksırmadan, tıksırmadan…

   Hangisinden yiyeceğimize karar veremediğimiz bollukta sofralarımız var beyler, bayanlar! Yemekler arasında kalıp kantarın topuzunu kaçırıyoruz. Midelerimize açık bir zulüm yapmaktayız. Bu zulme, fakirleri bizlere unutturan zenginliğimiz(!) çanak tutmakta. En güzel iftarda yemek listesi; hurma, simit ve sudan oluşur. 

   Ramazan olmasına rağmen durmayan teröre lanet ediyoruz. Allah her türlü teröristi KAHHAR ismiyle kahretsin. Müslümanların uyanması ve sonlarının hayırlı olması için ortası mağfiret olan Ramazan'da Allah'a yalvarıyoruz. Allah sonumuzu hayırlara eriştirsin.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.