HODRİ MEYDAN

Adnan Bahadır

                                                                                           

 Köşe  yazılarımın her gün yayınlanmadığını gören bazı okurlar arayıp “neden her gün yazmıyorsun” diye sorduklarında onlara  diyorum ki; “Benim bir okunma oranım var. Bu oran dolana kadar ikinci bir yazı yazmam” zira sadece köşe yazısı yazmak için köşe yazmak benim adetim değildir. İnternetten okunma oranlarına bakarım beni okuyan kişi sayısı  2000 rakamının altında ise yeni yazı yazmam. Ne zaman ki yazı bu sayıyı yakalar ertesi gün yazılarıma devam ederim.

Bunu söyleme nedenim bugün yazı yazmayı düşünmüyordum ancak dünkü  köşe yazısı  çok aşırı bir okur kitlesi tarafından okununca bugün ister istemez yazma gereği duydum. Bugün dünkü konularımıza devam edeceğiz ancak biraz daha farklı bir biçimde devam edeceğiz. Konularımızdan ilki DSİ de yaşandığı iddia edilen meselelerle ilgili olacak. Dikkat ettiyseniz bu şehirde bizim gazetenin dışındaki tüm basın yayın kuruluşları olayı genel anlamda aynı şekilde haber yaptılar. Oysa ki konu sendikanın basın toplantısında anlatıldığı gibi olmadığı açıkça ortada olmasına rağmen  kimse olayın aslını astarını araştırma gereği duymadan şube müdürünü adeta linç girişiminde bulunurcasına haber yaptılar.

 Sorarım size habercilik bumudur? Bir olayın aslını astarını araştırmadan, bilmeden, öğrenmeden bir sendikanın yaptığı basın toplantısını biraz abartarak insanları itham etmek ne kadar kolay değil mi? Bu insanların aileleri, çoluk çocukları, dostları yok mu? O insanlar olayla ilgili ne düşünecekler diye hiç düşünmeden yapılan haberlerin vebalini kim taşıyacak. Konuşmaya sıra geldiğinde tarafsız olduklarını söyleyen gazeteciler  bu yaptıkları haberlerle ilgili vicdanları rahat mı çok merak ediyorum.

Buradaki olay tamamen siyasi olup çalışmak istemeyen veya ayak direten personeli çalıştırmak isteyen idarecileri yıldırma politikasının dışında değilse adımı değiştireceğim. Biz neyin ne olduğunu çok iyi bilmemize rağmen haber geldiğinde olayla ilgili ciddi bir araştırma yaptıktan sonra haber yapıyoruz. Her zaman  söylediğimiz  bir sözün ne kadar doğru olduğu dün bir kez daha ortaya çıktı ne diyorduk; Bu şehirdeki tüm basın yayın organları bir yana DENGE bir yana, dediğimizde ne kadar haklı olduğumuzu bu şehrin insanları gördüler.

Gelelim ikinci konumuza dünkü köşe yazısında Hayati Kaynar bana bazı sorular sormuş, kendisine teşekkür ediyorum. Bana açıklama fırsatı verdiği için. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki ben Büyükşehir Belediyesi'nde görev yaptığım 2004-2009 yılları arasında olup bitenlerle ilgili neden tavır koymadığımı soruyor. Çok güzel bir soru. Hayati Kaynar'ın sorduğu soruların tamamına cevap veriyorum. Okusun ve ağalarından aldığı cevabı köşesine taşısın. Benim kendisinden talebim Hayati Kaynar'la değil,Yusuf Ziya Yılmaz veya Kenan Şara ile istedikleri ortamda hatta kendilerini destekleyen ve yayın politikalarını belirledikleri televizyon kanalında açık oturum yapmaya  hazır olduğumu açıkça ifade ediyorum. Cevaplara geçiyorum. 2006 yılında  Büyükşehir Belediye Meclisi Denetim Komisyonu tarafından yapılan denetim sonucunda satınalma daire başkanlığında bazın usulsüzlüklerin olduğunu tespit edilmesi üzerine konu denetim komisyonu tarafından bana iletildi. İlgili Başkan Yılmaz ile görüşerek konunun teftiş kurulu tarafından incelenmesini istedim. Bunun üzerine Teftiş Kurulu Başkanı  Erol Yıldız konuyu incelemiş, başkanlık makamına sunduğu yaklaşık iki yüz sahifelik raporun sonuç bölümünde Satın Alma Daire Başkanlığı'nın yaptığı alımlarda belediyeyi zarara uğrattığını delilleri ile birlikte tespit etmiş, satınalma dairesi'ndeki görevliler hakkında soruşturma açılmasını resmen talep etmiştir. Bu dosyanın  tamamının bir sureti bendedir. Yayınlamayı da düşünmekteyim Orada nelerin olduğunu açıkça görme imkanınız olacak.

 Teftiş Kurulu Başkanının tuttuğu raporla ilgili ben Kenan Şara ve Yusuf Ziya Yılmaz bir araya gelerek yapılması gerekenin ne olduğunu konuştuğumuzda  Şara ısrarla satın alma drairesindeki görevlilerden yana tavır takınarak hiçbir şey yapılmamasını isterken, başkan da onula aynı görüşteydi. Ben ise ısrarla yasal gereğinin yapılması gerektiğini söylememe rağmen onlar diretiyorlardı. Hatta satın alma şube müdürünün arkasında eski Bakan Ordu Milletvekili İdris Naim Şahin olduğunu bu nedenle ona bir şey yapamayacaklarını söylediklerinde kendilerine dedim ki “Değil İdris Naim Şahin  dilerse Başbakan arkasında olsun biz yasal işlemimizi yapalım”… Onlar ısrarla yapmama eğilimine girince dedim ki; Bakın şayet bu arkadaşı görevden almaz iseniz ben görevi bırakıyorum haberiniz olsun. Bu restimi görünce satın alma şube müdürünü görevden alarak özelleşen terminale müdür olarak atadılar. Daha sonra ise terminal özelleşti ve o müdür de başka bir şehrin belediyesine naklen atandı.

 Bu olay sadece bir tanesi.  Bunun gibi onlarca belki yüzlerce olay yaşadık ancak bunu dışarıya yansıtmadan içeride mücadele ettim. Neticede benimle çalışamayacaklarını anladıklarında bana yol  verdiler. Hayati Kaynar'a ve ağalarına buradan sesleniyorum; Şayet kendilerine zerre kadar güveniyorsalar  diledikleri yerde diledikleri zaman toplumun gözü önünde her türlü tartışmaya hazırım. Ben hodri meydan diyorum, peki onlar ne diyecek? Öyle ucuz kabadayılık yapmakla olmuyor. Toplumun gözü önünde her şeyi belgeleri ile açıklamaya hazırım. Sadece  o konuları değil, hakkımda kimin ne iddiası varsa çıksın adam gibi karşıma tüm  kamuoyu önünde konuşalım. Şahsımla ilgili hangi dava açılmış ise tamamını belgeleri ile açıklamaya hazırım. Benim verilmeyecek hiçbir hesabım yok. Onlar da aynı şekilde kendilerine güveniyorsalar  HODRİ MEYDAN diyorum ve  sözlerime son veriyorum. Kalın sağlıcakla

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.