HERKES KENDİNCE HAKLI

Adnan Bahadır

Koronayla ilgili meslektaşlarımız ziyadesiyle yazdığından ben yazma gereği duymadım ancak bazı dostlar arayıp dertlerini dile getirince paylaşma gereği duydum. Bir yılı aşkın bir süreden beri dünya bu illetle uğraşıyor. Kimine göre yapay üretilen bir mikrop, kimine göre çağın mikrobu, kimine göre de Allah’ın bir imtihanı. Bir yılı geride bıraktığımızda bazı aksaklıklar olsa da devletin elinden geleni yaptığını söylemek zorundayız ancak alınan son kararlarla ilgili toplumun ciddi bazı tepkileri var. Bunlardan ilki okulların yüz yüze eğitime geçmesi konusu ki bu konuda vatandaş haklı. Dönemin sonuna iki ay gibi kısa bir süre kalmışken okullarda yüz yüze eğitim yapılmasına karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim. Sadece yüz yüze eğitim konusunda değil uzaktan eğitim alan sınıfların da sınavlarını yüz yüze yapmaları gerçekten sıkıntılı bir durum. Beş yüz kişilik öğrenci kitlesini sınavlara alıp onca insanı bir araya toplayıp sınav yaptıktan sonra evlerine yollamak çok riskli bir durum. Milli Eğitim Bakanlığı bir yandan yüz yüze eğitimle ilgili bu politikaları belirlerken öte yandan öğretmenlere aşı yapılmaması ciddi anlamda sorun oldu. Arayan öğretmenlerden tutun da öğretmen ve öğrenci ailelerine varıncaya dek pek çok insan hem tedirgin hem de tepkili. Bu olayın sağlıkla ilgili yönü, gelelim olayın ekonomik boyutuna.

Pandemi döneminde hükümet kısa çalışma ödeneği çıkarmakla çok güzel bir uygulama başlatmıştı. Bu uygulama sayesinde işverenler bir nebze rahatladılar ancak son alınan kararlarda mart ayı sonu itibarı ile kısa çalışma ödeneğinin kaldırılması işveren açısından ciddi sıkıntıların yaşanmasına neden olacağı muhakkak. İş yerlerini kısa vadeli açma işi çok sağlıklı bir durum olmadı, kafeleri gündüz açıp akşam saat on dokuzdan itibaren kapatmak kafelerin çalışma mantığı ile ters orantılıdır. Kafeler akşam saat on dokuzdan sonra iş yapmaya başlarlar, siz onları o saatte kapatırsanız iş yapmaları mümkün değildir, bunun örneklerini Atakum sahilindeki kafelerden görebilirsiniz. Dediklerimin ne kadar doğru olup olmadığını Atakum sahilindeki ve diğer yerlerdeki lokanta, kafe vs işletmeleri ziyaret ederek öğrenebilirsiniz. Sırf kısa çalışma ödeneğini kesmek için böyle bir karar alınması yanlış olmuştur, esnafın ciddi anlamda beli bükülmüştür, doğrultması da çok zor. Bu da işin ekonomik boyutu, gelelim olayın vatandaşla ilgili boyutuna.

Bizim toplumumuzun en hassas olduğu noktalardan birisi özgürlüğüdür. Bu toplumu aç bırakırsınız dayanır, susuz bırakırsınız dayanır, yokluk çeker, savaşa seve seve gider bunlara en ufak bir itirazı olmaz ama özgürlüğünü kısıtladığınız zaman ona uymaz. Bu gerçeği görmek zorundayız. Bakın pandeminin ilk çıktığı zamanlarda Samsun öyle bugünkü kadar sıkıntılı değildi. İnsanlar kısıtlamalara uymaktaydılar, epeyce dişlerini sıkıp sokağa çıkmamaya özen gösterdiler ama aradan bir yıl gibi uzun bir zaman geçince toplum sıkılmaya başladı ve psikolojik olarak yoruldu. Hal böyle olunca da ipin ucunu bıraktı ve zirveye ulaştık. İşin gerçeği bu, bunun dışında kim ne derse desin inanmam. Diyeceksiniz ki yapılan doğru mu elbette değil ama biz burada durum tespiti yapıyoruz, yapılanların doğruluğunu yanlışlığını tartışmıyoruz. Sağlığımız için pandemi kurallarına mutlaka uymalıyız, bunda en ufak bir sorun yok ama uygulamada durum nedir derseniz her şey rakamlarla ortada, buna çare bulmak için de bir şeyler yapmak lazım olduğu kanaatindeyim. Allahu Tealanın koyduğu emirlere uymayan pek çok insanın olduğu bir toplumda kulların koyduğu kurallara uymayanların olması doğaldır. Yapılması gereken nedir derseniz; onu biz değil işin ehli olan psikologlarından sosyal bilimcilerine, din adamlarından hukukçulara çözüm üretmesi gerekenler oturup bu konuyu tartışmaları gerektiği kanaatindeyim. Bu şartlarda herkes haklı da kim haksız derseniz; haksız olan o mikrop korona ama biz toplum olarak buna hazır olmadığımızdan ciddi anlamda sıkıntı yaşıyoruz.

Sonuç olarak gelelim koronadan ölenlerle ilgili şahsi kanaatime. Benim inandığım Kitapta buyurur ki “ Vema kane linefsin en temüte illabiiznillah” yani ‘Allah’ın izni olmadan hiçbir nefse ölüm yoktur.’ Bu emri ilahiye inanan bir mümin olarak tedbirimi alıp takdiri Allah’a bırakırım. Korkunun ecele faydası yok ama tedbiri de almak zorunda olduğumuz kaçınılmaz bir gerçektir diyerek sözlerime son veriyorum. Allah'a emanet olunuz.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.