Herkes kendi işini yapsın

Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç'ın, “siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz” sözlerine, “kimse kimseye üstünlük taslamadan, kendi işini en iyi şekilde yapmanın peşinde olmalıdır. Siyasallaşmaya biz göz yummayız” yanıtını verdi

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın, “Dün yargının siyaseti kuşatma gayretlerine karşı çıktığımız gibi bugün de siyasetin yargıyı kuşatmasına izin vermeyeceğiz” sözlerine, “Yürütme, yargı ve yasamanın hiçbiri diğerini tahakküm altına almaya, kuşatmaya veya onun yerine geçmeye çalışmadan, kimse kimseye üstünlük taslamadan, sadece kendi işini en iyi şekilde yapmanın peşinde olmalıdır.


Demokrasiye olan samimi inancımızı ve bağlılığımızı devam ettirdiğimiz müddetçe, yorum farklılıklarından, yöntem farklılıklarından hatta çoğu defa olduğu gibi yanlış anlamalardan kaynaklanan sıkıntıları kolayca aşacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Yargının siyasallaşmasının karşısında ilk duracak olan, hiç kimsenin kuşkusu olmasın biz oluruz. Yargının siyasallaşmasına müsamaha göstermeyecek, göz yummayacak olan ilk önce biz oluruz” yanıtını verdi.

Haşim Kılıç da oradaydı

Danıştay'ın yeni binasının açılışı nedeniyle düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, Yargıtay Başkanı Nazım Kaynak, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Yargıtay Başsavcısı Hasan Erbil, AYİM Başkanı Tuğgeneral Abdullah Arslan ile bazı bakanlar katıldı. Erdoğan, konuşmasında şunları söyledi:

ÇİLELİ GÜNLER: Yüksek yargı mensuplarımız çok çileli günler yaşadılar. Karanlık odalarda tozlu dosyalarla mücadele takdir edersiniz ki adaletin hızını da tecellisini de maalesef geciktirdi. Başta İstanbul gibi büyük şehirlerimiz olmak üzere, Avrupa ile yarışan, Avrupa standartlarına haiz modern hizmet binalarını adalet sistemimize kazandırdık. Personel eksikliğini büyük ölçüde ortadan kaldırdık.

BEDELİNİ ÖDEDİK: Açıkçası biz bir insan olarak, bir vatandaş olarak da hükümet olarak da bu anayasal ve yasal sınırların aşılmasının bedelini, her türlü keyfilik ve dayatmanın faturasını hayatımızın çeşitli safhalarında ödedik.

ÇATIŞMA ZARAR VERİR: Biz, erkler arasındaki ilişkinin sağlıksız şekilde kurulmasının hatta zaman zaman çekişme ve çatışma görüntüsü verilmesinin ülkeye ne büyük zararlar verdiğini gördük, yaşadık. Yargının, yasama ve yürütmeye müdahalesinin de yargıyı siyasalaştırmaya dönük siyasal müdahalelerin de olumsuz sonuçlarını yaşadık bedel ödemiş badireler atlatmış, kimi zaman engellenmiş kimi zaman yavaşlatılmış bir hükümet olarak, Türkiye'nin bu dönemleri tekrar tekrar yaşamaması için de çok samimi bir mücadele içinde olduk. Güçler ayrılığı prensibi şüphesiz ki bizim üzerinde hassasiyetle durduğumuz bir prensiptir. Bu ilkesel bir duruş olduğu kadar, evet yaşanan olumsuz tecrübelerin ortaya koyduğu büyük bir ihtiyaç ve gerekli bir duruştur.

HERKES KENDİ İŞİNİ YAPSIN: Yürütme, yargı ve yasama hiç biri diğerini tahakkümü altına almaya kuşatmaya veya onun yerine geçmeye çalışmadan, kimse kimseye üstünlük taslamadan sadece kendi işini en iyi şekilde yapmanın peşinde olmalıdır. Çünkü bizim ortak paydamız her şey Türkiye için, her şey insan için anlayışı olmalıdır. Zira demokrasinin gereği budur. Anayasada ifade edilen demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti tanımındaki ilkelerin birbirinin önüne geçmeden, birbirinin gerisine düşmeden anlam bulması için yoğun çaba harcadık.

SİYASALLAŞMIŞ YARGI ZEDELER: Biz her zaman, üstünlerin hukuku karşısında hukukun üstünlüğünü savunduk. Siyasallaşmış bir yargının hukukun üstünlüğünü zedeleyeceğine de samimiyetle, gönülden inandık. İktidarımız boyunca anayasada ve yasalarda yapılan değişiklik ve düzenlemelerle hep hukukun üstünlüğünü sağlamayı amaçladık.

Yürütmeyi denize benzetti

Konuşmasında, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç'ın başlattığı “kuşatma” tartışmalarına da üstü kapalı değinen Karakullukçu, yetkileri ve görev sınırları bakımından birbirinden ayrık olan yasama, yürütme ve yargının, uygulamada birbiriyle bir şekilde ilintili olduğunu söyledi. Karakullukçu, “Bu kuvvetlerden yürütme erki, özellikle de güçlü ise hareketlidir, gücünü göstermek ister, kararlıdır, değişim ister. Bu da çok doğaldır. Nasıl ki durağan bir suyun kimseye bir zararı yok ise fırtına yüklü bir denizin de nerede ne zaman durgunlaşacağını kestirmek mümkün değildir. Aslında yönetilenler, kendilerini yönetmek üzere seçtikleri yöneticilerin, kamu gücünü kullanırken, kamusal yetkilerinin mutlak ve sınırsız olmasını da istemezler. Burada bir dengeye ihtiyaç vardır. Bu da yargıdır” dedi.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

TÜRKİYE Haberleri