HELÂL SOFRA…

Sami Kesmen

Haram zehirden daha tehlikeli, helâl baldan daha kalitelidir. İnsan ne yerse o olur; bedeni yediğiyle, ruhu kazandığıyla şekillenir. Sofraya giren lokma yalnız mideyi doldurmaz, kalbi de yoğurur. Bu yüzden helâl yemek sadece bir gıda meselesi değil; bir iman, ahlâk ve şahsiyet meselesidir. Lokma; insanın kaderine atılan ilk imzadır.

Yüce Rabbimiz Kur’ân’da: “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz temiz şeylerden yiyin” buyurmaktadır. Müslümanın yediği sadece lezzetli değil, aynı zamanda temiz ve helâl olmak zorundadır. Helâl gıda; insanı Allah’a yaklaştıran sessiz bir ibadettir. Haram ise; kimse görmese de insanın iç dünyasını kemiren görünmez bir ateştir. Eskiler “Lokma kapıdan girer, ahlâk bacadan çıkar” derlerdi. Helâl rızıkla beslenen beden merhamete meyleder, haramla büyüyen beden ise sertleşir.

Zehir nasıl damara karışınca bütün vücudu etkilerse, haram da hayata karışınca bütün huzuru bozar. Bu hakikati en güzel anlatan kıssalardan biri İmam-ı Âzam’ın babası Sabit Hazretleriyle ilgilidir. Gençliğinde nehir kenarında bulduğu bir elmayı sahibinden izin almadan ısırır. Sonra içi rahat etmez, günlerce elma sahibini arar. Bulduğunda helâllik ister. Adam helâl etmez; “Yıllarca bahçemde çalışırsan ancak o zaman helâl ederim” der. Sabit Hazretleri razı olur. O temiz hassasiyetin neticesidir ki, ümmete ışık olan İmam-ı Âzam gibi bir âlim dünyaya gelir.

Bir lokmanın peşine düşen vicdan, bir medeniyet doğurur. Bir başka ibret, Hz. Ebû Bekir’in hayatındadır. Hizmetçisi ona bir yiyecek getirir. Yedikten sonra bunun şüpheli bir kazançla alındığını öğrenince parmağını boğazına götürüp yediklerini çıkarır ve “Bedenime haram girmesin” der. Bugün bu titizliği anlayamayan akıllar çoktur; ama o hassasiyet İslâm ahlâkının temelidir.

Helâl kazanç; alın teridir, sabırdır, emektir. Geç gelir ama bereket getirir. Haram ise; hızlıdır, parlaktır, fakat içi boştur. Faizle, hileyle, kul hakkıyla gelen her kazanç; dışı süslü bir meyve gibidir, içi çürüktür. O meyveyi yiyen belki bir süre tat alır ama sonunda hastalanır.

Günümüzde; tartıda oynayan esnaf, kalitesiz mala marka etiketi basan tüccar, sigortasız işçi çalıştıran patron, yetimin hakkını geciktiren idareci çoktur. Hepsi kısa vadede kâr ettiğini sanır. Oysa evindeki huzursuzluk, evlâdındaki hırçınlık, kalbindeki daralma; o lokmanın bedelidir. Bereket kaybolunca para çoğalsa fayda vermez.

Osmanlı’da kasap dükkânlarının önünde “Eksik tartarsam haram olsun” levhaları asılırdı. Bugün ise kimi yerlerde “Nasıl olsa kimse fark etmez” anlayışı hâkimdir. İşte iki medeniyet arasındaki fark bir lokmanın terazisinde gizlidir. Çocuklarımızın boğazından geçen her lokma onların kaderine yazılan ilk cümledir. Temiz lokmayla büyüyen evlât merhametli olur, şüpheli lokmayla büyüyen yürek hırçınlaşır. Nice anne baba “Bu çocuk kime çekti?” diye hayıflanır, cevabı çoğu zaman mutfaktadır.

Peygamber Efendimiz: “Helâl bellidir, haram bellidir; ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır” buyurmuştur. Asıl imtihan o şüpheli alandadır. Mümin “Kimse görmüyor” diye değil, “Rabbim görüyor” diye yaşar. Helâl hassasiyeti zayıflayan toplumlarda merhamet de zayıflar, güven de sarsılır.

Dua kapılarının açılması bile lokmayla ilgilidir. Haramla beslenen bir bedenin duası göğe yükselmez. Helâl yemek sadece dünya huzuru değil, ahiret sermayesidir. Sofradaki bir lokma bazen insanı cennete, bazen uçuruma götürebilir.

Helâl yemek, insanın Allah’la kurduğu sessiz bir ahittir: “Bana verdiğin nimetleri kirletmeyeceğim” demektir. Bu ahde sadık kalan, az da kazansa zengin sayılır. Çünkü gerçek zenginlik cüzdanda değil, gönüldedir. Sonunda herkes dünya sofrasından kalkacaktır. O gün geriye ne kadar kazandığınız değil, nasıl kazandığınız kalacaktır. Helâl lokmayla yaşayanlar; hafif adımlarla rahat yürür, yüzü ak olur. Haramla beslenenler ise; rahatsızdır ve yük taşır gibi zorluklar içinde olur.

Sofralarda bulunan da, elde edilen kazanç da temiz olmalı, temiz tutulmalıdır. Helâl; baldan tatlı, haram ise; zehirden acıdır. Lokması temiz olanın; yolu da, huyu da, yüreği de, zihni de, dünyası da, ahireti de temiz olur. Dünya sofrası helâl lokma ile süslenirse; ahiret hayatı cennette şekillenir. Haram; hem dünyayı, hem de ahireti zehir eder. Tercih; iradesi elinde olan insanoğlundadır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.