HELÂKE GÖTÜREN SEBEPLER...

Sami Kesmen

SEMÛD KAVMİ VE HZ. SÂLİH (A.S.)
HELÂKE GÖTÜREN SEBEPLER...

Kur'ân-ı Kerîm'de en çok zikredilen kavimlerden biri Semûd kavmidir. Bu kavim, Hz. Nûh'tan sonra yaşayan, güçlü medeniyet kurmuş, kayaları oyarak sağlam evler inşa eden, zenginlik ve teknik kabiliyetleriyle öne çıkan bir topluluktur. Bugünkü Suudi Arabistan'ın Hicr bölgesinde yaşadıkları kabul edilir. Güçleriyle övünüyor, yaptıkları eserlerin kendilerini ebedî kılacağını zannediyorlardı. Oysa medeniyet, ahlâkla birleşmediğinde insanı yüceltmez; aksine felâketini hızlandırır. Allah Teâlâ bu kavme kendi içlerinden Hz. Sâlih'i peygamber olarak gönderdi. Hz. Sâlih onları yalnızca Allah'a kulluğa, adalete, tevhide ve güzel ahlâka davet etti. Fakat onlar peygamberlerini dinlemek yerine küçümsediler, alaya aldılar ve tehdit ettiler. Çünkü hakikat, kibirli insanların en büyük düşmanıdır.

Semûd kavminin ilk helâk sebebi kibirdi. Güçlerine, servetlerine ve yaptıkları muhteşem yapılara güvenerek Allah'ın azabını imkânsız gördüler. İnsan kendisini güçlü gördüğü anda Rabbine olan ihtiyacını unutursa, işte o anda manevî çöküş başlamış olur. Kur'ân'ın birçok yerinde Firavun, Âd ve Semûd'un ortak özelliği olarak büyüklük taslamaları anlatılır. İkinci sebep nankörlüktü. Allah onlara verimli topraklar, bahçeler, pınarlar, dağlar ve güvenli bir hayat vermişti. Fakat nimet şükre değil, şımarmaya dönüştü. Nimetin kıymetini bilmeyen toplumlar, nimetin devamını da hak edemezler. Şükür; nimeti artırır, nankörlük ise; bereketi kaldırır. Üçüncü sebep hakikati inkâr etmeleriydi. Hz. Sâlih mucize göstermesini istediklerinde Allah Teâlâ kayadan çıkan dişi deveyi onlara mucize olarak verdi. Bu deve, Allah'ın açık bir ayetiydi. Üstelik belirli günlerde su içecek, diğer günlerde halk suyu kullanacaktı. Bu düzen herkes için adildi. Fakat kibir, mucizeyi bile görmez hâle getirir. Kalbi mühürlenen insan, delil değil bahane arar.

Dördüncü sebep zulümdü. Kur'ân, onların arasında bozgunculuk yapan azgın kimselerin bulunduğunu haber verir. Toplumun ileri gelenleri iyiliği değil kötülüğü destekliyor, doğruları susturuyor, çıkarlarını korumak için halkı yanıltıyordu. Bir toplumda kötüler yönetmeye, iyiler susmaya başladığında çürüme kaçınılmaz olur. Beşinci sebep Allah'ın devesini kesmeleriydi. Bu sadece bir hayvanı öldürmek değildi; Allah'ın emrine meydan okumaktı. Dokunulmaması emredilen ilâhî bir emanete saldırdılar. Günahı birkaç kişi işlediği hâlde toplum buna engel olmadı, hatta destek verdi. Böylece suç ferdî olmaktan çıktı, toplumsal hâle geldi. Sessiz kalanlar da zulmün ortağı oldular. Altıncı sebep tövbe kapısını kapatmalarıydı. Hz. Sâlih onları defalarca uyardı. Sabırla anlattı, merhametle davet etti. Fakat onlar pişman olmak yerine alay etmeyi tercih ettiler. İnsan için en büyük tehlike günah işlemek değil, günahı normal görmeye başlamaktır. Çünkü tövbe edilmeyen günah zamanla karaktere dönüşür.

Sonunda ilâhî hüküm tecelli etti. Hz. Sâlih'e iman edenler kurtarıldı. İnkâr edenlere ise üç günlük mühlet verildi. Süre dolunca korkunç bir ses, şiddetli bir sarsıntı ve ilâhî azap onları yakaladı. Bir zamanlar kayaları delen insanlar, kendi yaptıkları taş şehirlerde cansız bedenler hâline geldiler. Güvendikleri saraylar onları kurtaramadı.

Kur'ân onların sabahleyin evlerinde dizüstü çökmüş hâlde kaldıklarını bildirerek dünya gücünün ne kadar geçici olduğunu hatırlatır. Semûd kıssası sadece tarih değildir; bugünün aynasıdır. Bugün teknolojiyle övünen, servetiyle kibirlenen, ahlâkı ikinci plana atan, Allah'ın emirlerini hafife alan toplumlar aynı tehlikeyle karşı karşıyadır. Helâk her zaman gökten taş yağması değildir. Bazen bereketin çekilmesi, huzurun kaybolması, ailelerin dağılması, vicdanların ölmesi ve kalplerin katılaşması da bir toplumun manevî helâkidir.

Hz. Sâlih'in çağrısı bugün de geçerlidir: Tevhide sarılmak, nimete şükretmek, zulümden uzak durmak, emanete sahip çıkmak, kibri terk etmek ve hakikate teslim olmak... Medeniyetin gerçek değeri yüksek binalarda değil, yüksek ahlâktadır. Allah'ın razı olmadığı bir güç, sahibini kurtaramaz. Semûd kavminin harabeleri, bugün hâlâ insanlığa şu sessiz dersi vermektedir: Allah'a başkaldıranlar, sonunda kendi kibirlerinin altında kalırlar. Kur'ana konu olan kıssalar, günün insanına da ibretler sunmaktadır. Kıssalara hikmet ve ibretle bakmak, soruçlarından ders çıkarmak gerekir. Semud kavminin helâkına sebep olan fiiller, günün toplumlarının da helâk nedendir. Ancak, helâkın şekli değişmiştir. Toplumsal helaklar yerine günümüzde bireysel helaklar görülmektedir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.