Hayde gidelum hayde...

 Hayde gidelum hayde “Çok Ses Tek Yürek Olmaya”

Ülkemizde ve dünya ülkelerinde binlerce, onbinlerce ve milyonlarca insanlar Çernobil faciasından sonra yaşamlarını kanser hastası olarak sürdürdüler, fakat sonuçta hepside bir şekilde yaşamlarını kaybettiler. Bunların içinde hepimizin birinci dereceden olmasa bile mutlaka yakın bir akrabası değişik kanser hastalığıyla  mücadele ettiler. Fakat yine kazanan taraf çağın vebası illet hastalık kanser oldu. Ben kanserden nereden bakarsanız bakın en az 4 tanıdığımı mezara verdim.   Siz kaç yakınızı verdiniz Allah bilir.    Önümüzdeki süreçte öyle     zor günlere gebe kalacağız ki bunu anlatmak faydasız. Ancak buna karşı durarak direnerek Mersin Akkuyu'ya ve Sinop'a Nükleer Santral kurudurtmamakla mümkün olacaktır. Çernobil bizim aklımızı başımıza getirmemişe benziyor. Hadi diyelim bu Çernobil belası çok uzaktı ve devlet yetkilileri tarafından görünemiyor. Acaba bütün basiretleri bağlandımı ki hemen bir iki ay öncesinde Japonya'da patlayan Nükleer Santraldeki sızıntılarda mı bizim devlet büyüklerimizin akıllarını başlarına getirmiyor.  Görünen o ki getirmemiş  olmalı ki insanlarımız yeniden seslerini duyurmak adına bütün illerden kalkarak İstanbul Kadıköy'de Nükleer Karşıtları Platformu olarak miting yapmak için toplanıyorlar. Samsun'dan da iki otobüs kaldırılıyor Nükleer Karşıtı Platformu  üyeleri. Gitmek isteyen herkes derhal EMO Samsun Şubesine isimlerini kayıt ettirmelidirler. Konuyla ilgili olarak Samsun Elektrik Mühendisleri Odasında bir toplantı yapıldı ve toplantıda çıkan sonuçta NKP'nin tüm yurttaşlarımıza sade ve yalın bir dille teknik söylemlerin yer almadığı dille anlatılması gerektiği kanısına varıldı. Toplantı öncesinde ve sonrasıda ben Nükleerin adını her zaman KATLİAMCI olarak  belirledim. Bu yazımı aslında teknik olmayan ifadeleri kullanarak yazmak istedim. fakat bu imkansız oldu. Çünkü insanların canına ot tıkayan katliam makinesi olarak bilinen nükleer santraller başlı başına teknik bir olay olduğundan Elektrik Mühendisleri, Makine Mühendisleri, Ziraat Mühendisleri, Gıda Mühendisleri, Hekimler, Eczacılar, Dişhekimleri ve aklınızın alabileceği tüm bilim dallarıyla ilişkilendiriliyor nükleer santraller. Santraller kurulurken inşaatından tutunda elektrik mühendisine ve diğer tüm teknik mühendislere, en ufak bir patlamada ise örneği "ÇERNOBİL KATLİAMI" ve "FUKİŞOMA NÜKLEER SANTRALİ PATLAMASI" sızıntıların ardından da sağlık ekibi gıda ekibi giriyor dönen çarkın içine.... Buraya kadar teknik olmayan nükleeri anlattım. Ve burada yeniden sesleniyorum "24 NİSAN'DA HAYDE GİDELUM HAYDE İSTANBUL KADIKÖY'E NÜKLEER KARŞITI MİTİNG E ÇOK SES TEK YÜREK OLMAYA"....
 Hatırlarsanız 25 yıl öncesiydi Karadeniz'in karşı yakası Çernobil'de Nükleer Santral patladı ve sadece insanları değil, havayı, suyu,toprağıda yıllar boyuncsa kirleten, ana karnındaki çocuklara kadar uzanan renksiz, kokusuz ve şekilsiz radyasyon illeti Karadeniz ve Trakya'nın sahillerinden Anadolu'ya yayılmıştı. O zamanki  Radyoaktif yöneticilerimiz  her zaman olduğu gibi  aktif bir biçimde açıklamalarıyla yok öyle bir şey bakın ben çayı bile içiyorum diyen bir Ticaret ve Sanayi bakanı Cahit Aral'dan, baibakan Turgut Özal'a ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren'e kadar Çernobilden biz zarar görmedik diyerek halkımızı uyutmaya çalıştılar. Fakat daha sonraki yıllarda da bu yalan rüzgarı bir an olsun dinmedi. Her hükümet ve Enerji bakanları "Nükleer Enerji tercih değil zorunluluktur" iddiasıyla nükleer santral yapımını adeta namus meselesi haline getirdiler. Enerji eski bakanlarından Hilmi Güler, "Para Yazı da Tura da gelse, hatta dikte dursa nükleer santral konusunda ısrarlıyız" diyerek niyetlerini açık biçimde ilan etmişti. O kadar çok yasa tasarıları hazırlanmıştı ki, hatta komisyonlardan bile geçirilmişti. Meclis genel kuruluna indirildi, oylamalar yapıldı, cumhurbaşkanlarına sunuldu. Ama Nükleer Anlaşmayı ancak her türlü hukuki denetimin ve itirazın dışında ikili anlaşma yoluyla halledebildiler. Türkiye ve Rusya iktidarlarının imzaladıkaları bu anlaşmaya bizim onayımız yoktur. Onların da ne bize gerçekleri açıklama ne de halkın itirazlarını dikkate almak niyetleri var. Oysa biz halkız. Türkiye'de, Rusya'da, Japonya'da ya da   dünyanın herhangi bir köşesinde bir taş yerinden oynasa, küçük bir yaprak dalından koparılsa, ilk önce bizim canımız yanar, içimiz acır. Bu nedenle gelecek ellerimizdedir diyerek 24 Nisan 2011'de İstanbul Kadıköy'de yapılacak olan Nükleer Karşıtı mitinge herkesi davet ediyorum. Bundan sonraki yazım yine Nükleer Yalanlar ve Gerçekler başlığıyla yayınlanacak. Saygılarımla..