"GÜVEN" EMANETİ...

Sami Kesmen

İnsan, değer verdiği kişi tarafından aldatıldığını anladığında sadece karşısındaki insana kızmaz,kendisine de kızar. “Ben bu insana nasıl güvendim, nasıl inandım, nasıl mahremimi açtım, nasıl kendimi ona emanet ettim?” diye düşünür. Aldatılmanın en ağır taraflarından biri budur. İnsan bazen ihanetten çok, ihanet edene duyduğu güvene yanar. Yanlış kişiyi doğru insan zannetmiş olmanın mahcubiyetini yaşar. Güven, insanın bir başkasına verebileceği en kıymetli emanetlerden biridir. Para kaybedilir yeniden kazanılır, eşya kırılır yenisi alınır, makam gider başka imkânlar bulunabilir. Fakat güven kırıldığında aynı yerden yeniden filizlenmesi mümkün değildir. Güven aklın verdiği bir kredi değil, gönlün teslim ettiği bir emanettir.

İnsan sosyal bir varlıktır. Konuşmaya, paylaşmaya, sevmeye, sevilmeye, güvenmeye ve dost edinmeye ihtiyaç duyar. Fakat insanın bu ihtiyacı aynı zamanda onun en savunmasız tarafıdır. Herkese iyi davranmak ahlâkın gereğidir, fakat herkesle yakınlaşmak aklın gereği değildir. İslâm hüsnüzannı esas alır ama tedbiri ortadan kaldırmaz. Kur’ân-ı Kerîm, “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe,119) buyurur. Ayette sadece “insanlarla beraber olun” denilmiyor, beraber olunacak insanların vasfı belirtiliyor. Resûlullah’ın (s.a.v.), “Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse sizden biri kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” (Ebû Dâvûd) ikazı da dost seçiminin insan hayatındaki belirleyici gücünü göstermektedir.

İnsan yalnızca konuştuğu kişilerden bilgi almaz, onlardan hâl de alır. Beraber bulunduğu insanların dilinden, ahlâkından, alışkanlıklarından, dünya görüşünden, öfkesinden, merhametinden ve hatta utanma anlayışından etkilenir. Sosyolojik olarak çevre, insanın görünmeyen okuludur. Bir davranış çevrede sürekli tekrarlandığında önce görülür, sonra kabullenilir, ardından normalleşir. Bu nedenle yanlış insanlarla uzun süreli yakınlık, yalnızca güven problemi değil, zamanla şahsiyet problemi de oluşturabilir. Fakat yanlış kişiyle yakınlığın daha tehlikeli bir tarafı vardır. Mahremiyetin yanlış ellere teslim edilmiş olur. Her insanın başkasına açılmaması gereken bir iç dünyası vardır. Aile meseleleri, ticari bilgiler, şahsi zaaflar, geçmişte yaşanan hadiseler, gönül kırgınlıkları ve sırlar bu mahremiyet dairesinin içerisindedir. Dostluk ilerledikçe insan bu kapıları açmaya başlar. Fakat karakteri denenmemiş kişilere açılan her kapı, yarın kullanılabilecek bir açık hâline gelebilir.

Bugün dostluk adına dinlenen bir sır, yarın husumet başladığında silaha dönüşebilir. Bu sebeple sır saklamak ahlâk olduğu kadar, sırrı kime vereceğini bilmek de ferasettir. Kur’ân-ı Kerîm, “Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın...” (Hucurât,6) buyurarak insan ilişkilerinde önemli bir ölçü koymaktadır. Güven kıymetlidir, fakat kontrolsüz güven meziyet değildir. İnsanların yaptığı en büyük hatalardan biri, karşısındaki kişiyi kendi ahlâkıyla ölçmesidir. “Ben ona kötülük yapmadım, o da bana yapmaz. Ben onun sırrını sakladım, o da benimkini saklar. Ben vefasızlık yapmam, o da yapmaz.” diye düşünür. Hâlbuki, herkesin ahlâkî yapısı başkadır. Burada, insan tanıma feraseti önem arzeder. Bir insanın yalnızca karşısındakine nasıl davrandığına değil, tüm insanlara nasıl davrandığına bakılmalıdır. Başkasının sırrını size taşıyorsa, bir gün sizin sırrınızı da başkasına taşıyabilir. Eski dostlarının tamamını kötülüyorsa, yarın sizin de onun “eski dostu” olabileceğinizi unutmayın. Kendisine yapılan iyilikleri çabuk unutuyorsa, sizin iyiliğinizin de onun dünyasında uzun ömürlü olmayabileceğini bilin.

İnsan karakteri büyük sözlerden ziyade küçük davranışlarda kendisini ele verir.
Sosyolojik açıdan güven; toplumun görünmeyen sermayesidir. İnsanların birbirlerine duyduğu güven; toplumu ayakta tutan değerdir. Güvenin azaldığı toplumlarda sözleşmeler çoğalır fakat huzur azalır, kapılar sağlamlaşır fakat komşuluk zayıflar, iletişim imkânları artar fakat gerçek dostluklar azalır. Bu bakımdan ihanet sadece iki insan arasındaki ahlâk problemi değildir. Yaygınlaştığında toplumsal güveni kemiren sosyolojik bir hastalığa dönüşür.

Bununla beraber aldatılan insanın kendisini bütünüyle suçlaması da doğru değildir. Güvenmek insanîdir, güveni istismar etmek ise ahlâkî bir kusurdur. Yaşanan ihanetten çıkarılacak sonuç; “Artık hiç kimseye güvenmeyeceğim.” olmamalıdır. Doğru sonuç; "Güveneceğim; fakat güvenimi hak edene emanet edeceğim." Yakınlık bir hak değil, kazanılması gereken bir değerdir. İnsanlara güven de bir anda değil, zaman içerisinde verilmelidir. Zaman, insanın üzerindeki cilayı aşındırır ve karakteri ortaya çıkarır. Para, makam, menfaat çatışması, öfke, kıskançlık ve zor günler insan karakterinin turnusol kâğıdıdır. Rahat günlerin arkadaşı çoktur, zor günlerin dostu azdır. Kur’ân-ı Kerîm kıyamet günündeki pişmanlıklardan birini son derece çarpıcı biçimde aktarır; “Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim.” (Furkân,28). İnsanın hayatındaki bazı büyük pişmanlıklar yanlış kararlarından önce yanlış yakınlıklarından doğmaktadır.

Yanlış insan bazen doğrudan uçuruma atmaz. Uçuruma giden yolu güzel gösterir. Yanlış insanlarla tanıştırır, yanlış düşünceleri normalleştirir, yanlış kararları alkışlar. Onun alkışı dostluk zannedilir, oysa gerçek dost gerektiğinde alkışlayan değil, yanlışınıza “yanlış” diyebilendir.İnsanın; hayatına kimi aldığı kadar, kimi hangi mesafede tuttuğu da önemlidir. Herkesle selamlaşılır ama herkesle sırdaş olunmaz. Herkese iyilik yapılır ama herkese emanet verilmez. Herkese saygı gösterilir ama herkes dost edinilmez. İnsan, değer verdiği biri tarafından aldatıldığında en çok şu cümleye yanar; “Ben seni böyle bilmiyordum.” Aslında bu sözün altında yatan hakikat; “Ben kendimi yanlış kişiye emanet etmişim.” Güven ucuz dağıtılmamalıdır. Güven bir ikram değil, emanettir. Emanet ise ehline verilir.
İnsan tanımak ilimdir, mesafeyi korumak ferasettir, güvenilir insan bulmak nimettir, güvenilir insan olmak ise ahlâktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.