GÜNAHINI GİZLEYENİN “SALİH” SANILMASI..

Sami Kesmen

İnsan; garip bir varlıktır. Kendisini olduğundan farklı gösterebilir, yıllarca rol yapabilir, içindeki karanlığı yüzündeki tebessümle örtebilir. Hatta bazen öyle bir hâle gelir ki; insanlar onu “salih insan”, “güzel ahlâklı”, “iman ehli”, “takva sahibi” diye överken, o kendi içinde hangi günahları taşıdığını, hangi yanlışların içinde yaşadığını herkesten daha iyi bilir. Çünkü insanın gerçek yüzü; kalabalıkların önünde değil, yalnız kaldığında ortaya çıkar. Kapılar kapandığında, ışıklar söndüğünde, alkışlar bittiğinde insanın iç dünyasında ne taşıdığı; onun hakikatidir.

Toplumlar çoğu zaman görüntüye aldanır. İnsanlar, dışarıdan gördüğü kadarıyla hüküm verir. Birinin güzel konuşması, dini ifadeler kullanması, ibadet görüntüsü vermesi, vakarlı görünmesi; onu otomatik olarak “iyi insan” kategorisine koyar. Oysa dış görünüş; hakikatin tamamını anlatmaz. İnsanların seni iyi bilmesi; gerçekten iyi olduğunun delili değildir. Çünkü insanlar senin secdeni görür ama kibirlerini bilemez. Yardımlarını görür ama haramlarını bilmez. Tebessümünü görür ama kalbindeki kini fark edemez. Dilindeki zikri duyar ama zihnindeki kirli düşünceleri okuyamaz. İşte bu yüzden insanın en büyük imtihanlarından biri; insanların gözündeki imajıyla, Allah katındaki hakikati arasındaki farktır.

İnsanların “salih” görmesi; Allah’ın da öyle gördüğü anlamına gelmez. Çünkü Allah; görüntüye değil niyete bakar. İnsanların alkışladığı bir çok davranış vardır ki içinde riya taşır. İnsanların “ne kadar iyi biri” dediği bazıları vardır ki; yalnız kaldığında nefsinin ve şeytanın esiri hâline gelir. Aslında insanı tehlikeli yapan şey sadece günah değildir. Günah işlemek, insan olmanın zaafıdır. Tehlikeli olan; günahı normal görmek, kötülüğü meşrulaştırmak, vicdanı susturmak ve zamanla kendisini gerçekten iyi biri sanmaya başlamaktır. Çünkü pişmanlık hâlâ kalbin yaşadığını gösterir. Utanmak, vicdanın ölmediğine işarettir. Hata yaptığında içi sıkışan insanın içinde hâlâ iman ateşi vardır. Ama yaptığı kötülükten rahatsız olmayan, yanlışını savunan, günahını zekâ ile süsleyip haklı göstermeye çalışan kişi; ruhen büyük bir çöküş yaşamaktadır.

Günümüzün en büyük hastalıklarından biri; “İyi görünme hastalığı”dır. İnsanlar artık iyi olmaktan çok, iyi görünmeye çalışmaktadır. Sosyal medya çağında karakter değil, vitrin önem kazanmaktadır. İbadet bile gösteriye dönüşmektedir. Yardım yaparken kamera açılmakta, dua ederken paylaşım yapılmakta, hayır işlerken alkış beklenmektedir. Böyle bir çağda samimiyet azalırken, görüntü büyümekte, insanlar ruhunu değil profilini süslemekte, kalbini değil vitrini temizlemektedir. Bu nedenle; iç dünyası çürümüş bir çok insan, toplumun gözünde hâlâ “saygın” kalabilmektedir.

Kur’an’ın en ağır eleştirdiği insan tiplerinden biri münafıklardır. Çünkü münafık; dışı başka, içi başka olan kişidir. Diliyle doğruluktan bahseder ama menfaati için eğrilikten vazgeçmez. İnsanların yanında başka, yalnız kaldığında başka biri olur. İşte insanın ruhunu çürüten en büyük felaket de budur. Tarih boyunca insanların alkışladığı zalimler olmuş, yine insanların dışladığı ve taşladığı hak dostları yaşamıştır. Bazı insanlar, kendi günahlarını unutur, başkalarının kusurlarıyla meşgul olur. Kendisi içten içe çürürken, başkalarına ahlâk dersi vermeye kalkar. Kendi karanlığını fark etmeyen insan zamanla, başkasının gölgesini problem etmeye başlar.

Salihlik kişi; gösterişli değil, sessizdir, derindir. Reklamı olmaz. İnsanların görmediği yerde de iyi kalabilmektedir. Salih kişi olmak; kimsenin bilmediği anda harama el uzatmamak, yalnızken de dürüst olabilmek, gücü varken zulmetmemek, fırsatı varken ihanete sapmamaktır. Çünkü ahlâk; insanın toplum içindeki tavrından çok, kimsenin görmediği yerdeki tercihidir. İnsan bazen toplumun gözünde büyüdükçe Allah katında küçülür, bazen de insanlar tarafından değersiz görülürken Allah katında yükselir. Bu yüzden asıl mesele; insanların nasıl gördüğü değil, Allah’ın nasıl bildiğidir. Çünkü mahşer günü insanı kurtaracak olan; çevresinin kanaati değil, kalbinin hakikati olacaktır.

Günahların gizlenmesi esastır ama günahını gizleyenlerin salih kişi olarak bilinmesi büyük bir yanılgıdır. Salih kişi; sahih kişidir, sâlim kişidir, zahid kişidir, ahlaklı kişidir. Günahını gizleyen kişi, tövbe edinceye kadar salih kimse olarak kabul edilemez. Basiret ve feraset sahibi mümin, salih kişiyi anlındaki fazilet izinden günahkârı da anlındaki günah izinden tanır. Yüzüne bakıldığında oluşan hissiyat doğru bir kılavuzdur.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.