GÜL VE DİKEN

Yaşar Koca

 “Gülü dikeni için yargılamak ruhun bozulmasına işarettir.” İnsanlarımızın büyük çoğunluğu her şeyde hata arar oldular. Baktığımız şeylerde ne olursa olsun noksan taraflarını arıyoruz. Güzellikler o kadar dikkatimizi çekmiyor. Bununla ilgili çok sevgili dostum, meslektaşım Mesut kardeşim yukarıdaki güzel sözü söyledi. Notuma aldım. Acaba yüce Mevla"m Gül gibi harika bir çiçeği yaratırken onun üzerinde neden dikenleri de yaratmıştır? Elbette sebepsiz hiçbir şey halk etmeyen Yüce Mevla, bunun da bir sebebini halk etmiştir. Geçenlerde bir toplulukta bu konu ile ilgili sohbet açıldı. Bir arkadaş nereden duydu veya gerçeklik payı nedir bilmiyorum ama şöyle dedi: “Yılan en çok gülü severmiş, gül ağacına çıkmasın diye Allah gül ağacını dikenli yaratmıştır.” Kendine göre güzel tespit. Öyle veya böyle gülün ağacındaki dikenler hakkında herkes bir görüş ileri sürebilir. Ben şöyle değerlendirdim: Allah insanları en mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Gül de çiçekler içinde en mükemmelidir. Yani insanla gül aynı değerde değerlendirilebilir. Gül ağacında bile bazen insanları veya bütün canlıları incitebilecek dikenler olduğuna göre, insanlarda da gülün dikeni misali bazılarını isteyerek veya istemeyerek incitecek hatalı halleri olamaz mı? Önemli olan bu hataları kişinin anlaması veya ondan ders almasıdır. Çok değerli bir yazarımız şöyle demektedir: “Ne kadar affedersen o kadar büyüksün.” Şurası unutulmamalı ki hiçbirimiz tertemiz değilizdir. Hepimizin mutlaka sana bana göre farklı değerlendirilecek çok hatalarımız vardır. Ben hatasızım diyen insan en büyük hatayı yapmaktadır. Eğer Allah"ın lütfü olmasa hangimiz cennete gidebiliriz?
Güllerin dikeni olduğundan yakınacağımıza, dikenlerin gülü olduğuna ne kadar şükredebiliyoruz? Hayata bakış ta böyledir. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünende hayattan ve yaşamaktan her şeyden tad alır. Olumsuzluklara o kadar alışmışız ki, benliğimizi o kadar olumsuzluklar doldurmuş ki, baktığımız, konuştuğumuz insanların hep menfi yönlerini arıyoruz. Okuduğumuz kitaptaki yazıların güzelliklerinden çok yanlış ve bize göre önemsiz fikirlerini bıyık altından gülerek irdeliyoruz. Her zaman doğru bizizdir. Kendi yanlış ve noksanlarımızı görmemezlikten geliriz. Daha doğrusu aynaya bakmayız. İğneyi kendimize batırmayız ama çuvaldızı başkasına batırmaya çekinmeyiz.
Evet, bu dünya cennet değil, ama cehennem de değil. Evet, insanlar melek değiller ama şeytan da değiller.  Her şeyin ya beyaz ya da siyah olması gerekmiyor zaten. Gri tonlar da var. Olduğu gibi kabul etsek insanları ve elimizden geliyorsa onları incitmeden nezaket ölçüsü içinde hatalarını düzeltemez miyiz? Burası cennet olmadığına göre çirkin, üzücü şeyler olacak muhakkak. Ama güzel şeyleri görüp moralimizi yüksek tutalım ki daha güzellerini de yakalayalım. Ve biz, insan olduğumuza, melek olmadığımıza göre mutlaka hatalarımız da olacak. Ama en günahkâr insanların bile birçok faziletleri, yetenekleri vardır. Onları da görmeye çalışmalıyız. Acaba Peygamberimiz olsaydı nasıl düşünürdü? Kara kara yorumlar yapıp moralini mi bozardı, yoksa olayların iyi yönlerini görüp şükür mü ederdi?
Yüce bir duygu olan sevgi, Mevlana"nın ifadesiyle; “Acıyı tatlıya; bakırı altına; hastalığı şifaya; zindanı saraya; belayı nimete ve kahrı rahmete dönüştürür”.
Güzellik, bakan gözdedir. Zaten güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
 Güzellikler dolu mutlu yarınlar dilerim.
         YAŞAR KOCA

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.