Bundan kırk üç yıl önce, 1983 yılında merhum Hacı Mahmut Efendi Of’a gelmişti. Önce Of Müftülüğünü ziyaret etti, ben de oradaydım. Merhum Müftü Numan Kama Hoca tarikatlardan pek hazzetmezdi ama Mahmut Efendi Hazretleri bu detayı bilse de edebi ve mesleği gereği ilk önce müftülük makamını ziyaret etti. Ardından benim imam olduğum camide bir vaaz verdi. Müftülük ziyaretinde enteresan bir şey söyledi. Aradan kırk küsur yıl geçmesine rağmen unutamadığım sözü şuydu: ‘Müslümanlar çok güçlü olmak zorundayız. Nedir bu güç derseniz, düşmanınıza karşı onun silahından daha güçlü silahınız olacak ya da iki elinizi Allah’a dua için kaldırdığınızda kabul olacak samimiyetiniz olacak’ demişti. Ne kadar güzel bir tespit, öyle değil mi? Aradan geçen yarım asra yakın süreçten sonra geldiğimiz noktaya bakınca, merhumun dediği gibi iki şeyden birine mutlaka sahip olmak zorunda olduğumuz gerçeği ile yüzleşmekteyiz. Ülkemizin geldiği noktaya baktığımızda, eski Türkiye olmadığımızı; savunma sanayii alanında ciddi bir ilerleme kaydettiğimizi, hatta başka ülkelere İHA ve SİHA sattığımız gerçeğini göz önüne aldığımızda mutlu oluyoruz. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, arkadaşımız, eski Of Belediye Başkanı ve İstanbul Milletvekili olan Oktay Saral’ın sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ‘Savunma sanayimiz çok güzel şeyler yapıyor ama bunları açıklamıyoruz, zamanı geldiğinde açıklanınca hepimiz göreceğiz’ ifadesi de topluma güven veren ifadelerdir.
Merhum Erbakan Hoca, önce maneviyat sonra ağır sanayii derken ferasetinin ne kadar ileri olduğunu açıkça ortaya koymuştu. Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde, ‘İctenibu ferasetel mümini fe innehu yenzuru binurillah.’ buyurmuştur. Yani, ‘Müminin ferasetinden çekinin, zira o Allah’ın nuru ile bakar.’ Erbakan Hoca’nın ne kadar feraset sahibi olduğu bugünlerde daha iyi ortaya çıkmış, onun öğrencisi olan Tayyip Erdoğan da onun yolundan gitmiş, savunma sanayii konusunda ülkemize adeta çağ atlatmıştır. Bu gelişmeler hepimizi ziyadesiyle sevindirmektedir. Ancak bu yeterli mi derseniz? Asla değil. Ülke olarak sadece savunma sanayiinde değil, iletişimde de çok güçlü olmak zorundayız. Bugün dünyada yaşanan olayların gerçek yüzünü dünyaya anlatmak çok kolay değil. Sosyal medya maalesef masonların elinde, istedikleri gibi oynuyorlar. Size çok basit ve henüz yaşamakta olduğumuz bir olayı anlatarak ne demek istediğimi anlatayım. Her hafta salı günleri yaptığımız WebTV programında güzel şeyler konuşmaya çalışıyoruz. Geçtiğimiz hafta yaptığımız yayında, 28 Şubat sürecinin bizzat tanığı ve mağduru olan, kapatılan Refah Partisi Ankara Milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan Bey ile müthiş bir program yaptık. Adeta o dönemi canlı olarak isim isim, tarih tarih anlatan Hasan Hüseyin Bey, bizleri o yıllara götürdü. Programın izlenmesini geniş kitlelere ulaştırmak amacıyla Google’a sponsorlu reklam verelim dedik ama ismi Google tarafından bloke edilmiş. Asla ve kata paranızla dahi reklamını yapmanıza izin vermiyor. Konu başlığını değiştirelim, belki olur dedik ama nerede... İçeriğinde Erbakan, Hasan Hüseyin Ceylan geçen yayınlar Google tarafından yayın ilkelerine aykırı isimler olarak bloke edilmiş, reklama asla izin verilmedi. Bu, başımıza ilk gelen olay değil. Ne zaman ki siyonistlerle ilgili bir yayın yaptık, asla Google reklamımızı kabul etmedi. Demek ki sadece savunma sanayii konusunda güçlü olmak yetmiyormuş. İletişim ve sosyal medya konusunda da güçlü olma zorunluluğu var.
Bakın İran ile İsrail-ABD savaşında öyle psikolojik savaş yapılıyor ki anlatmak mümkün değil. İran, Orta Doğu’daki ABD’nin saldırıda kullandığı üslerin büyük bir bölümünü yok etmesine rağmen yapılan propaganda ile tam tersi bir durum varmış gibi lanse ediliyor. ABD, hava silahları itibarıyla güçlü olabilir ama kara harekatında İran’ı yenmesi söz konusu olamaz. Fars toplumu çok inatçı ve ülkesine bağlı bir toplumdur. Geçmişte yaptıkları kara savaşlarında bunu ispat etmişlerdir. Bizim Müslümanlar olarak duracağımız yer neresidir derseniz; İran yönetiminin mezhebi taassubu, kurduğu devletin anayasasında ‘İran Devleti’nin mezhebi Caferiliktir, ilelebet de öyle kalacaktır’ şeklindeki ifadesi elbette yanlıştır. Mezhep devleti olmaz, din devleti olur. Adamların Sünnilere bakışı da ortada. Biz onlara ehl-i dalalet diyoruz ama bu süreçte nüfusunun yüzde kırkı Türk olan, yüzde onu Sünni olan ve sadece petrollerine göz dikmiş olan zalim ABD-İsrail zalimlerinin yanında mı olacağız yoksa ehl-i dalalet dediğimiz, Allah’a ve peygambere inanan ve bu savaşta haklı olan İran halkından yana mı olacağız derseniz, elbette sonuna kadar İran halkının yanında olmakla mükellefiz. Onlar aynı durumda biz olsaydık ne yaparlardı derseniz, asla ve kata yanımızda olmazlardı ama o, onlara yakışan tavırdır. Bize ise zalimlerin karşısında olma tavrı yakışır diyerek sözlerimi son veriyorum, kalın sağlıcakla.