GÖRÜNTÜ MÜ? GÜVEN Mİ ?

Sami Kesmen

Diyanet İşleri Başkanlığı, yalnızca dinî hizmetleri yürüten bir devlet kurumu değildir. Aynı zamanda milletimizin dinî hassasiyetlerini temsil eden, toplumsal güvenin korunmasında önemli sorumlulukları bulunan köklü bir müessesedir. Diyanet'in faaliyetleri, açıklamaları, harcamaları ve kamuoyuna yansıyan görüntüleri, sıradan bir kurumun faaliyetleri gibi değerlendirilemez. Çünkü Diyanet'in sermayesi yalnızca bütçesi değil, milletin kendisine duyduğu güvendir. Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı'nın katıldığı bir televizyon programından yansıyan fotoğraf kamuoyunun dikkatine sunulmuştur. Sayın Başkan'ın konuk olduğu bu programda oturan gençler, erkek-kadın olacak şekilde, neredeyse matematiksel bir düzen içerisinde oturtulduğu fotoğraflardan görülmüştür. İlk bakışta sıradan bir televizyon programının seyirci düzeni olarak değerlendirilebilecek bu görüntü, üzerinde biraz düşünülünce farklı soruları da beraberinde getirmiş ve tartışmaya konu olmuştur.

Elbette kadınlarla erkeklerin aynı ortamda bulunması, tek başına bir ahlâk veya dinî hassasiyet meselesi olarak değerlendirilemez. İslâm'ın mahremiyet, haya ve edep ölçüleri vardır. Ancak bu ölçüleri tartışmak başka, bir televizyon programındaki oturma düzeninin hangi amaçla hazırlandığını sorgulamak başkadır. Dikkati çeken husus, gençlerin aynı salonda bulunması değil, özellikle nizami biçimde oturtulmuş görüntüleridir. Acaba bu düzen kendiliğinden mi oluşmuştur? Televizyon yönetmeninin görsel bir tercihi midir? Yoksa kamuoyuna verilmek istenen yeni bir kurumsal mesajın parçası mıdır? Bu soruları sormak, kimseyi suçlamak değildir. Zira iletişim çağında görüntüler de konuşur. Bazen bir fotoğraf, sayfalarca açıklamanın veremediği mesajı verir. Kameranın açısı, insanların konumu, kıyafetleri, mekânın düzeni ve arka plandaki görüntüler, televizyon yayıncılığında tesadüflere bırakılmayacak kadar önemlidir.Diyanet'in gençlerle buluşması elbette sevindiricidir. Kadınların ve erkeklerin dinî bilgiye, eğitime ve sosyal hayata katılımı da önemlidir. Ancak bir kurumun toplumla bütünleşmesi, yalnızca kamera karşısındaki görüntüsüyle değil, uygulamalarındaki tutarlılığıyla ölçülür.

Üzerinde durulmak istenen fotoğrafın ötesindedir. Aynı günlerde Türkiye Diyanet Vakfı'nın mali kaynaklarının yatırım fonlarında değerlendirilmesiyle ilgili iddialar kamuoyuna yansımıştır. Fonların niteliği, yatırım kararları ve mali sonuçları tartışılmıştır. Vakıf tarafından yapılan açıklamada ise mali kaynakların faizsiz finans ilkelerine uygun değerlendirildiği belirtilerek bazı iddialar reddedilmiştir. Peki, kamuoyunun zihnindeki bütün sorular cevap bulmuş mudur? Hangi fonlara yatırım yapıldığı ? Bu fonların içeriği ? Yatırım kararlarının kimler tarafından alındığı ? Hangi kurulun onayından geçtiği ? Yatırımların getirisi veya zararının ne olduğu ? Bağışçıların emanet ettiği kaynakların hangi denetim mekanizmalarıyla korunduğu ? gibi soruları cevap beklemektedir

Türkiye Diyanet Vakfı, sıradan bir ticari kuruluş değildir. Milletimizin zekâtları, fitreleri, kurban bağışları ve hayırseverlik duygularıyla desteklediği önemli bir hayır müessesesidir. Dolayısıyla bu kurumun mali tasarrufları yalnızca muhasebe kayıtlarıyla değil, emanet ahlâkıyla da değerlendirilmelidir. Kur'ân-ı Kerîm'de Yüce Allah şöyle buyurur; “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ,58) Emanet yalnızca korunmak üzere teslim edilen bir eşya değildir. Yetki emanettir, makam emanettir, kamu görevi emanettir. Hele de insanların Allah rızası için verdiği bağışlar, hem hukuki hem de ahlâki bakımdan büyük sorumluluk gerektirir. Peki, kamuoyuna sunulan fotoğraf ile fon tartışması arasında bir ilişki olabilir mi? Bu soruyu sormak başka, vardır demek başkadır. Kamuoyunda bir konunun başka bir tartışmanın gölgesinde kalması, iletişim dünyasında bilinen bir durumdur. Bazen çok önemli mali meseleler, sembolik görüntüler üzerinden yürütülen tartışmaların arasında kaybolur. İnsanlar paranın nereye yatırıldığını konuşacakları yerde, kimin kimin yanında oturduğunu tartışmaya başlarlar. Ancak buradan hareketle söz konusu oturma düzeninin özellikle fon tartışmasını örtmek amacıyla hazırlandığını iddia etmek, somut delil bulunmadığı sürece doğru olmaz. Böyle bir amaç varsa ortaya konulmalıdır, yoksa da görüntü üzerinden niyet okunmamalıdır.

Diyanet gibi dini bir kurumda güven kaybının maliyeti, herhangi bir ticari kuruluşta yaşanan güven kaybından çok daha ağırdır. Dinî bir kuruma duyulan güvensizlik; insanların hayır kurumlarına, din görevlilerine ve zamanla dinî hizmetlere bakışını olumsuz etkileyebilir. Kurumların yanlışlarını sorgulamak, onların itibarını yıkmak için değil, itibarlarını korumak içindir. Kurumsal sadakat; her uygulamayı alkışlamak değil, yanlış görülen hususları usulüne uygun biçimde dile getirebilmektir. Diyanet İşleri Başkanı'nın arkasında oturan gençlerin kadın-erkek sıralaması, üzerinde konuşulabilecek bir görüntüdür. Fakat Türkiye Diyanet Vakfı'nın mali kaynaklarının nasıl değerlendirildiği, çok daha ciddi bir hesap verebilirlik meselesidir. Birincisi televizyon yönetmenliğinin, ikincisi kurumsal yönetimin konusudur. Birincisinde oturma düzeni, ikincisinde emanet düzeni sorgulanmaktadır. Birincisi görüntüyle, ikincisi güvenle ilgilidir. Görüntüler tartışılırken güven kaybedilmemelidir. Gençlerin nasıl oturduğu konuşulurken milletin emanetinin nerede değerlendirildiği unutulmamalıdır. Diyanet'in en büyük zenginliği yatırım fonları, taşınmazları veya mali imkânları değil; milletin kendisine duyduğu güvendir. Kaybedilen para yeniden kazanılabilir, fakat kaybedilen güvenin yeniden kazanılması çok daha zordur.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.