GÖRÜNMEYEN TEHLİKE "NİFAK"...

Sami Kesmen

İslam toplumunun kuruluş yılları sadece dış düşmanlarla verilen savaşlardan ibaret değildir. Asıl büyük mücadele, içerideki görünmeyen çatlaklara karşı verilmiştir. Bu çatlakların Kur’an’daki adı; "Nifak"tır. Nifak gerçeği, tarihin en çarpıcı emanetlerinden birini doğurmuştur. Hz. Huzeyfe’ye verilen münafıklar listesi. Bu hadise sadece bir tarih bilgisi değil; siyaset sosyolojisi, toplumsal güven teorisi ve insan psikolojisi açısından derin bir laboratuvardır. Çünkü mesele birkaç kişinin kim olduğu değil; bir toplumun içten çürüme riski ve buna karşı geliştirilen ahlâk modelidir.

Resûlullah Medine’de İslam’a zarar veren münafıkların isimlerini herkese açıklamadı. Onları teşhir ederek toplumsal infial oluşturmadı. Bunun yerine tek bir kişiye emanet etti. Bu tercih, peygamberî siyasetin ve toplumsal mühendisliğin en incelikli örneklerinden biridir. Çünkü bir toplumun ayakta kalması sadece suçluları ifşa etmekle değil; güven dengesini korumakla mümkündür. Huzeyfe’nin büyüklüğü bilgiyi bilmesinde değil, bilgiyle ne yapmadığında gizlidir. O, bilginin insana güç verdiği bir çağda, bilginin insana sorumluluk yüklediğini gösteren bir şahsiyettir.

Bir toplumun çöküşü çoğu zaman dış saldırıyla değil, iç güvenin erozyonuyla başlar. Güven kaybolduğunda insanlar birbirine şüpheyle bakar. Şüphe yayıldığında ortak ideal çöker. Ortak ideal çöktüğünde ise toplum sadece kalabalık bir topluluk haline gelir. Nifak tam da budur. Kur’an münafıkları anlatırken onların tehlikesini askeri değil, psikolojik bir tehdit olarak sunar. Çünkü münafık açık düşman değildir. Açık düşmanla mücadele kolaydır. Münafık ise içeriden konuşur, içeriden yönlendirir, içeriden zehirler. Günümüz sosyolojisinde buna iç sabotaj denir. Devletler, kurumlar ve aileler en çok bu tür iç kırılmalarla yıkılır.

Bu olayın en çarpıcı sahnesi ise Hz. Ömer ile Huzeyfe arasındaki konuşmadır. Ömer gibi adaletiyle meşhur bir lider bile kendi kalbinden emin değildir ve gizlice sorar; “Ben o listede var mıyım?” Bu soru, siyasi liderlik psikolojisinin zirvesidir. Gerçek lider kendinden korkar. Kendinden korkmayan lider tehlikelidir. Çünkü kibir, yöneticinin içindeki gizli münafıktır. Bugün modern iktidar analizlerinde görülen en büyük sorunlardan biri şudur; gücü eline geçiren insan, ahlaki denetimini kaybeder. Huzeyfe kıssası ise bunun tersini öğretir. İslam toplumunda denetim mekanizması sadece hukuk değil, vicdan üzerinden çalışır. Ömer’in korkusu hukuktan değil, Allah’tandır. Huzeyfe’nin suskunluğu siyasetten değil, emanettendir. Bu iki karakter birlikte bir medeniyet kurmuştur.

Sosyolojik açıdan bakıldığında nifak, sadece dini bir kavram değil; her toplumda görülen bir kimlik bölünmesidir. Kişinin görünen yüzüyle gerçek niyeti arasındaki mesafe büyüdükçe toplumsal çürüme hızlanır. Modern toplumlarda bu durum kurumsal ikiyüzlülük, siyasi pragmatizm, ahlaki esneklik ve güç odaklı kimlik değişimi şeklinde ortaya çıkar. İnsanlar bulunduğu ortama göre yüz değiştirir, ilke yerine çıkar merkezli hareket eder. Böyle toplumlarda güven yerine strateji, samimiyet yerine hesap konuşur. Sonuçta herkes birbirinden korunmaya çalışır hale gelir. Bu da toplumu içten içe yorar.

Bugün bilgi çağında yaşıyoruz. Her sır saniyeler içinde yayılıyor. İnsanlar başkalarının zaaflarını sosyal sermaye haline getiriyor. Oysa Huzeyfe modeli şuna işaret eder; bilgi güç değil, emanettir. Bu anlayış olmadan ne devlet ayakta kalır, ne aile, ne dostluk. Çünkü güvenin olmadığı yerde ilişki olmaz, sadece çıkar birlikteliği olur.

Bu kıssa aynı zamanda bireysel bir ayna tutar. Münafık listesi tarihsel olabilir ama her insanın içinde bir iç liste vardır. Kendi çelişkileri, korkuları, gösterişleri… İnsan başkasındaki nifakı konuşmadan önce kendi içindeki bölünmeyle yüzleşmelidir. En büyük çöküş toplumsal değil, kişisel olandır. Kişi içten ikiye bölündüğünde dış dünyada bütün görünse bile ruhu parçalanır. Modern insanın kaygı krizleri, kimlik bunalımları ve anlam boşluğu biraz da bu iç nifakın psikolojik sonucudur. Görünenle yaşanan arasındaki mesafe büyüdükçe insan yorulur.

Huzeyfe’nin sessizliği bu yüzden bir terapi gibidir. Dil sustuğunda kalp konuşmaya başlar. İnsan başkalarının kusurunu anlatmayı bıraktığında kendi iç sesini duyar. Bu iç ses çoğu zaman bizi daha dürüst, daha sade ve daha gerçek bir hayata çağırır. Toplumların iyileşmesi de bireylerin bu iç muhasebeyi yapmasıyla mümkündür. Çünkü toplumu bozan da insan, düzelten de insandır. Bu olay; bir tarih anekdotu değil, bir medeniyet manifestosudur. Toplumları ayakta tutan şey sadece hukuk değil; sır taşıyabilecek ahlâktır. Gücü sınırlayan şey sadece yasa değil; kendinden korkabilen vicdandır. İnsanı insan yapan şey bilgi değil; bilgiyi nasıl taşıdığıdır. Huzeyfe bize şunu öğretir; bazen bir toplumu kurtaran şey konuşmak değil, susmaktır. Bazen en büyük kahramanlık savaşmak değil, emanet taşımaktır, bazen en büyük tehlike düşman değil, içimizdeki bölünmedir. Bu yüzden gerçek mücadele dışarıda değil, içeride başlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.