GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE "GÖÇ" SEMPOZYUMU'NUN ARDINDAN

M.Halistin Kukul

Canik Belediyesi

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE "GÖÇ" SEMPOZYUMU'NUN ARDINDAN

     Samsun Canik Belediye Başkanlığı tarafından tertip edilen bir sempozyum daha başarıyla netîcelendi. Belediye Başkanı Osman Genç'in himâyesinde, Sempozyum Kurulu Başkanlığı'nı  Prof. Dr. Osman Köse'nin ve  Sekreterya'sını Cihad Lütfullah Gürler'in yaptığı   7. Milletlerarası Canik Sempozyumu,  17 Şubat  - 19 Şubat 2017 tarihleri arasında geniş katılımlı bir kadroyla gerçekleştirildi.

        Bu defaki sempozyum , "Geçmişten Günümüze Göç" teması ele alarak, göçün, dînî, târihî, sosyolojik, kültürel, askerî  ve iktisâdî cepheleri üzerinde ciddî araştırmalara dayanan tebliğler yanında, göçlerin,  edebiyata yansımaları da ele alınmıştır.

      Benim de, "Bâzı Sözlük ve Ansiklopedilerde Göç Târîfleri" başlıklı tebliğle katıldığım sempozyuma, yurt içinden ve yurt dışından iki yüz yirmi iki öğretim üyesi ve fikir adamı katkı sağlamıştır.

      Bu kadar geniş muhtevalı bir sempozyumun düzenlenmesi,  gerçekten takdire şâyân ve ilme verilen değeri ortaya koyan bir faaliyettir.

      Ben, bütün geriliklerin, başarısızlıkların, çekişme ve çatışmaların arkasında, ahlâkî zaafiyeti ve ilimsizliği görürüm.  Düşünen, araştıran ve yazan insan, kötülüklerden uzak duran insandır.

      Göstermelik okumalardan, okur veya okumuş gözükmelerden, boş zamanlarımda okurum safsatalarının  ağızlarda sakız olması garabetinden, ömrüm boyunca tiksinmişimdir.  Okuma ve yazma ciddî iştir. Birilerinin, idrâksizce ortaya attığı ve birilerin de aynı tavırla sarıldığı "boş zaman" ifadesi, kof bir sözden başka bir şey olmayıp, sâdece bir aldatmacadır.

     Onlara soruyorum:  Hangi zaman 'boş'tur söyler misiniz?!!! Bu kadar "boş söz" olur mu?

      Bir makalenin ne kadar zamanda, ne kadar bir emekle  yazılabileceğini idrâk edemeyenlere, bu sözlerim elbette ki  bir mânâ ifade etmez. Bilgisayarlar vasıtasıyla, kaynak araştırmasının kolaylaşmasına rağmen, bunun zorluğunu tekrar tekrar ifade etmek isterim. Kaldı ki, "saha araştırması"ndaki zorlukların târifi mümkün değildir.

      Hazret- i Mevlâna'nın bilgi bahsinde hârika bir sözü vardır. Buyurur ki: " Öğrenilmiş bilgiyi yeter buluyorsun; gözünü, başkalarının mumuyla aydınlatmışsın. O da, eğreti mala sahip çıktığını, er olmadığını bilesin diye mumunu, önünden kapıverir.  Ama şükreder, çalışırsan, çabalarsan, gam yeme; bunun gibi yüzlercesini verir sana!"

          Beş ayrı salonda, kırkbeş oturumla gerçekleştirilen bu sempozyum, bütün samimiyetimle ifade etmek istiyorum ki, bir numûne teşkil etmeli ve safha safha dîğer şehirlerimizde de değişik başlıklar hâlinde düzenlenmelidir.

       Bu arada, ilgimi çeken bir dîğer husus da, salon isimleri olmuştur. Geçen yıl, 01 - 03 Nisan 2016 tarihleri arasında yapılan "Şehir ve Kadın Sempozyumu"nda, "Zübeyde Hanım, Fatma Aliye Hanım, Nene Hatun, Halime Hatun ve Altun Can Hatun" olan salon isimleri, bu defa, mevzûya uygunluğu düşünülerek , "Kafkasya, Rumeli, Kırım, Orta Asya ve Girit" olarak verilmiştir ki, bu da, târihimize olan bir saygının ifadesidir.

     Sempozyumda sunulan bu tebliğlerin kitap hâline getirilmesi de, mes'elenin takdir edilmesi gereken başka bir yönüdür.  Kütüphânelerimizin  kalıcı eserlerle zenginleşmesi şarttır. 

      Şunu da memnuniyetle ifade etmeliyim ki, 2016 yılında tertip edilen "Geçmişten Günümüze Kadın Sempozyumu" bildirileri de,  birinci cildi 751, ikinci cildi ise 1464 sayfa ve toplamda 2215 sayfalık büyük boy iki kitap hâlinde yayınlanmış ve ilgililerin hizmetine sunulmuştur.

     Bu kitaplar için; 'takdir' kelimesinin az olduğu söylemek mecbûriyetim vardır!..

     Sempozyuma tebliğ sunan bütün katılımcıların isimlerini yazmamız elbette ki mümkün değildir.   Ancak; katılımcılardan hiç değilse bâzıların isimlerini vermekte de fayda görüyorum:  Prof. Dr. Salim Cöhce, Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, Prof. Dr. Osman Köse, Prof. Dr. Ergün Laflı, Doç. Dr. Hüseyin Üreten, Prof. Dr. Nedim İpek, Prof. Dr. Ayla Efe,  Pınar Işkın, Yard. Doç. Dr. Mehmet Koca, Doç. Dr. Ali Arslan, Doç. Dr. Bedreddin Kesgin, Prof. Dr. Orhan Kılıç, Dr. Oksana Koshulko, İrem Bayraktar, Derya Yücel Çetin, Prof. Dr. Ünsal Bekdemir, Prof. Dr. Halil İbrahim Zeybek, Hasan Dinçer,  Prof. Dr. Ali Uzun, Prof. Dr. Muhittin Eliaçık, Assoc.Prof. Dr. Nihada Delibegovic Dzanic, Assist. Prof. Dr. Hamza Karcıc, Prof. Dr. Alaattin Aköz, Prof. Dr. Doğan Yörük, Prof. Dr. Ali Kafkasyalı,Yasemin Ulutürk, Prof. Dr. İlhan Ekinci, Tuba Yılmaz, Belgin Bal, Yrd. Doç. Dr. Murat Bayram Yılar, Yard. Doç. Dr. Mehmet Aydın, Prof. Dr. Gülbani Alan, Yard. Doç. Dr. Süleyman Tekir, Doç. Dr. Mehmet Demirtaş, Yard. Doç. Dr. Esra Işık, Prof. Dr. Osman Akandere, Prof. Dr. Bayram Akça, Assos. Prof. Dr. Liliana Elena Boşcan, Prof. Dr. Havva Selçuk, Doç. Dr. Mucize Ünlü, Prof. Dr. Kemal Çelik, Prof. Dr. Behset Karaca, Prof. Dr. Lutviyye Asgerzade, Doç. Dr. Vüsale Musalı, Yard. Doç. Dr. Şeyma Büyükkavas Kuran, Prof. Dr. Metin Yılmaz, Prof. Dr. Hasan Ali Şahin, Yard. Doç. Dr. Yaşar Barut, Osman Kayabaşı, Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Prof. Dr. Redzep Skrijelj, Prof. Dr. Zekeriya Uludağ, Doç. Dr. Meriç Eraslan, Yard. Doç. Dr. Salih Demirbilek, Prof. Dr. Hüseyin Muşmal, Prof. Dr. Rıza Karagöz, Prof. Dr. Zafer Gölen, Prof. Dr. Ali Acar, Prof. Dr. İbrahim Yılmazçelik, Özlem Yıldırım...

     Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, ilk baskısı 1948 yılında yapılan "Türkçe Meselesi" adlı kitabında, "Fransa'dan Mektup" başlığını taşıyan bölümde şöyle der:

     "Türkiyemizin son devrinde ilim adamı ve yüksek tefekkür şahsiyeti niçin yetişmedi?

     Yetişmesi için, neyimiz eksikti? Zekâmız mı? Fikrî hazırlığımız mı? Çalışmamız mı?

     Hayır, hiç biri eksik değil. Son devirde, Türkiyemiz Garp ile çok sıkı bir kültür münasebeti kurmuştur. Muhtelif Avrupa merkezlerine yüzlerce Türk genci  gitmiş ve bunların bir çoğu kıymet kazanarak dönmüştür. Fakat, bu kıymetlerin ekserisi burada susuz kalmış gül gibi solmuştur.

    Niçin? Burada eksik ne idi?..

   Üç kelime ile: Hava, iklim, muhit...

    Herkes bilir ki; ilim, kudret helvası gibi gökten inmez. Âlim, ot gibi yerden bitmez. Âlim yetişmek için, mânevî bir hava, iklim ve muhit ister. Herkesin bilmesi lâzımdır ki, emniyet, hürriyet ve adâlet olmayan bir yerde, ilmin istediği hava, iklim ve muhit yoktur. Bunların yok olduğu yerde ise, hizmet, feragat ve hasbîlik yoktur. Bunlarsız da ilim hayatı doğmaz ve âlim yetişmez."

         (Bknz: Başgil, Türkçe Meselesi, Yağmur Yayınevi, İstanbul 2006, Sf. 41)

     Bilgi; geçmiş birikimleri ve tecrübeleri muhâfaza eden bir hazînedir. Kendimizi, hem bu hazîneden istifâ de etmeye ve hem de, ona, yeni  yeni  cevherler  doldurmakla  vazîfeli addetmeliyiz!..

         Başka çâremiz yoktur!..

    

    

        

     

      

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.