Gazetecilik etiği

Hacdan gelenleri, hacı olanları ziyaret etmek, hayır dualarını almak gerekir. Geleneğimizde din görevlilerinin hacdan gelenleri ziyaret etmesi çok önemlidir.
Müftünün biri hacdan gelenleri ziyaret eder. Bu ziyaretler sırasında hatırı sayılır bir hacı efendiye uğrar. Bilindiği üzere hacılar ziyarete gelenlere zemzem, hurma ve tatlı ikram ederler. Ayrıca bir poşette takke, tespih, eşarp ve benzeri hediyeler de verilir. Hacı efendi, ziyaretine gelenlere takdim ettiği hediyelerden müftüye de verir. İkramlar ve sohbet bitince müftü kalkmaya niyetlenir. Tam bu sırada hacı efendi müftü beye “bu bizim caminin imamını hemen buradan al, yerine başka imam ver” der. Müftü efendi önce elindeki hediyeleri fırlatıp atar, sonra “hemen bir leğen getirin bana” der. Yanındaki diğer misafirler bu duruma şaşırır ve sorarlar “hocam rahatsızımı oldunuz”? Müftü efendi “yediklerimden değil ahlaksız tekliften rahatsız oldum ve bu adamın bana yedirdiklerini kusacağım” der.
Bence bu harikulade örnek davranış günün bürokratlarının çoğuna ders olarak verilmesi gerekir. Bazı bürokratlar var, kime takla atacağını şaşırıyor ve herkese takla atıyor.
Gelelim asıl konumuza… Niçin bu olayı örnek verdim? Açıklayalım: Geçenlerde bir hanım gazeteci arkadaşımız beni kahve içmeye davet etti. Ben de işim olmasına rağmen uğrayıp kahvesini içtim. Elbette ağzımızı bantlayıp bu kahveyi içemezdik ya… Güncel konuları da konuştuk. Bu arada bana Adnan BAHADIR" ı çok sevdiğini ve benim onları bir araya getirmemi rica etti. Ben de olur zaten yarın seninle ilgili yazısı var dedim. Fazla vaktim yoktu yanından ayrıldım. Bu arada saat 19 civarındaydı. Saati özellikle vurguluyorum, çünkü bu saatte genelde köşe yazarları yazılarını hazırlamış olurlar. Tabii ki daha güncel olan bir konu çıkarsa da değiştirirler. Ertesi sabah hanımefendinin köşe yazısını okurum ki akşam konuştuklarımız. Buna da itirazımız yok ama  açıkça  yaz; İsmail BALCI söyledi diye. Her konuyu istihare ettim gördüm derseniz olmaz.
Bir örnek daha verelim biraz abes ama yeri geldi ne yapalım… Adamın biri hanımı ölünce evlenmek ister ve kocası ölmüş birini bulur ve evlenir. İlk gece kadın başlar eski kocasından dem vurmaya. “Aaah rahmetli şöyleydi böyleydi” diye. Adam tekmeyi vurur kadını yataktan atar. Kadın “sen ne yapıyorsun”? der. Adamın cevabı “ben, sen birde rahmetli kocan üç kişi olduk yatağa sığmadık” der. Şimdi bu kıssa ne anlam ifade eder? Hisse alabilene neler ifade etmez ki?
Ben sevinç Hanım"ı gayretli bir gazeteci olarak bilirim, takdir ettiğim yönleri çoktur. Ancak dergi, gazete bir de her gün bir ünlüyle görüşmek kendisine ağır ve yorucu geliyor galiba. Ben kendisine üzülüyorum, acıyorum da. Bir de istihareyle aday belirme modası çıkarma başımıza Sevinç Hanım. Bırak sen Yusuf başkanı, Adnan başkanı diğer işlerinle ilgilen. Onların her halükarda gemileri yüzer, sana bana ihtiyaçları yok. Boşuna zamanını heba etme. Gazetecilik bir “kahve ikram ettiğin insanı kullandım” şeklinde düşünmekle, taklitle, alıntıyla olmaz. Sonra birileri de aynı şeyleri sana yaparsa ne yapacaksın? Adam o zaman kalemin boyutunu incelemeye alır maazallah yanarsın. Sen sen ol, böyle her zanman biriyle uğraşma işine bak. İşler olacağına zaten varacaktır.  Sen de istihareci gazeteci olarak kalırsın. Son söz olarak “asla misafirlerine ihanet etme”.  Sana asla yakıştıramadım. Bir daha davet edersen çok düşünmek zorun da kalacağım, bilesin