FITRAT KODLAMASI...

Sami Kesmen

İnsan dünyaya geldiğinde hiçbir şey bilmiyor görünür; fakat aslında hiçbir şeysiz de gelmez. Konuşmayı bilmez, yürümeyi bilmez, annesini adıyla tanımaz, sütün ne olduğunu öğrenmemiştir. Fakat hayatını devam ettirecek birtakım davranışların istikameti yaratılışına yerleştirilmiştir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, memeli canlıların yavrularında görülür. Yavru daha dünyaya gelir gelmez annesinin memesini arar. Ona kimse sütü tarif etmemiş, memenin yerini göstermemiş, emmenin nasıl yapılacağını öğretmemiştir. Hatta henüz gözlerini gerektiği gibi kullanamayan yavru bile arar, bulur ve emmeye başlar. Çünkü bilgi zihninde yoktur ama istikamet fıtratında vardır.
Bilim buna refleks, içgüdü, genetik programlama ve biyolojik mekanizma diyebilir. Bunların hepsi hadisenin nasıl gerçekleştiğini anlatan değerli açıklamalardır. Fakat insanın zihninde daha derin bir soru kalır; bu mekanizma neden tam da yavrunun ihtiyacına uygun biçimde çalışmaktadır? Yavru dünyaya aç gelirken annenin bedeninde süt hazırlanması, yavrunun ağzında emme refleksinin bulunması, anne ile yavrunun aynı ihtiyacın iki tarafı hâline getirilmesi nasıl bir uyumdur? Kur'an'ın Hz. Musa'nın diliyle aktardığı şu ifade meseleyi çok güzel özetler; “Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra da ona yol gösterendir.” (Tâhâ,50) İşte buna fıtrat kodlaması diyebiliriz.

Arı; dünyaya geldiğinde mühendislik eğitimi almaz ama peteğini geometrik bir hassasiyetle örer. Kuş; göç yollarının haritasını okuyarak yola çıkmaz ama binlerce kilometrelik istikameti bulabilir. Örümcek mimarlık öğrenmez fakat ağını kurar. Yumurtadan çıkan bazı deniz kaplumbağaları kendilerine yol tarif edilmeden denize yönelir. Yeni doğan yavru da süt hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığı hâlde annesinin memesine yönelir. Yaratılışta yalnızca organlar değil, istikametler de vardır. Göz yaratılmıştır ama görmek üzere yaratılmıştır. Kulak vardır ama işitmeye yöneliktir. Mide vardır ve acıkır. Yavru vardır ve anneye yönelir. Anne vardır ve yavrusunu besleyecek sütle hazırlanır. Yani kâinatta varlıklar sadece yaratılmamış, birbirlerini tamamlayacak biçimde yaratılmışlardır. İnsan da böyledir. İnsanın fıtratında yalnızca yemek, içmek, korunmak ve neslini devam ettirmek yoktur. İyiliğe yakınlık, merhamete yatkınlık, adalet arayışı, sevme ve sevilme ihtiyacı, güvenme arzusu ve sonsuza uzanan anlam arayışı da vardır. İnsan zulme uğradığında neden rahatsız olur? Yalan söylendiğinde neden güveni sarsılır? Bir çocuğun ağlaması neden hiç tanımadığı insanların bile yüreğine dokunur? Çünkü insanın bedenine biyolojik refleksler yerleştirildiği gibi ruhuna da birtakım ahlâkî istikametler verilmiştir. Ancak insanı diğer varlıklardan ayıran önemli bir özellik vardır; o da "İrade"dir.

Hayvan büyük ölçüde yaratılış programının çizdiği istikamette yaşarken insan, fıtratının sesine rağmen başka bir yol seçebilir. Merhametli olmaya yatkın olduğu hâlde zalimleşebilir. Doğruyu bildiği hâlde yalan söyleyebilir. Helâli bırakıp harama yönelebilir. Vicdanının sesini tekrar tekrar susturarak zamanla o sese yabancılaşabilir. Bu yüzden insan için mesele yalnızca fıtrat üzere yaratılmak değil, fıtratı koruyabilmektir. Resûlullah'ın, “Her doğan fıtrat üzere doğar...” buyurması bu bakımdan son derece anlamlıdır. İnsan temiz bir istidatla dünyaya gelir; sonra aile, çevre, menfaat, ihtiras, kültür ve tercihler bu yaratılışın üzerini örtebilir. Belki de hayatın en büyük mücadelesi insanın dışarıdaki dünyayla değil, kendi yaratılış kodlarını bozmadan yaşayabilmesiyle ilgilidir. Yeni doğmuş bir yavrunun anne memesini aramasına bu gözle bakıldığında küçücük bir hareketin arkasında muazzam bir hakikat görülür. Yavru sütün kimyasını bilmez. Annenin süt bezlerinden haberi yoktur. Beslenmenin biyolojisini öğrenmemiştir. Fakat arar ve bulur. Bazı şeyler öğretilmeden önce yaratılışa yerleştirilmiştir.

İnsan da Rabbini bütün ayrıntılarıyla bilerek dünyaya gelmez, fakat hakikati arayabilecek bir fıtratla gelir. Sevginin tarifini bilmez ama sevgiye ihtiyaç duyar. Adalet kitabı okumaz ama haksızlığa uğradığında itiraz eder. Merhametin felsefesini öğrenmez ama acı çeken birine bakınca yüreği etkilenir. İnsanın içinde, kendisinden önce hazırlanmış bir istikamet vardır. Yeni doğan yavrunun anne memesine yönelişi bize sessiz fakat büyük bir hakikati hatırlatır; sütü bilmiyor ama sütü arıyor, yolu bilmiyor ama yöneliyor, anlatılmadı ama yapıyor. Çünkü bilgi zihninde yoksa bile istikamet fıtratında vardır. Fıtrat; Yaratıcının, yarattığı varlığa, ihtiyaç duyacağı işaretleri, daha dünyaya gelmeden, yaratılışına yerleştirmesidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.