Fındık Politikası

Güzel ülkemizin doğru dürüst bir tarım politikası olmadığından;

Benim bildiğim, 40 yıldır her tarım ürünümüze hükümetler tarafından verilen fiyatlar velev ki fazla da verilse, çiftçilerimiz,  sendikalarımız ve muhalefetimiz tarafından beğenilmez ve hep eleştirilir.

Pamukta, ayçiçeğinde, şeker pancarında, buğdayda, çeltikte, çayda, tütünde ve fındıkta hep böyledir.

Neden diye düşünen çiftçi örgütlerimiz, sendikalarımız, basınımız ve muhalefetimiz maalesef yoktur.

Hakkından fazla fiyat verseniz de yine eleştirilirsiniz.

Fındıkta, çayda ve diğer ürünlerde olduğu gibi…

Konumuz fındık olduğundan, özellikle fındık politikamız üzerinde durmak istiyorum.

2005 yılı rakamlarına göre, Dünya fındık üretiminin %75"ini üretiyoruz ve Dünya ekili alanlarının %85"i ülkemizdedir. Nerdeyse Fındık ürününde tekeliz.

Bu tekel oluşumuzu doğru düzgün bir fındık politikasıyla desteklemediğimiz için, 2005 yılından bu yana, Çin, Hindistan, İran, Ermenistan, Gürcistan, Yunanistan, Bulgaristan, İtalya ve İspanya fındık dikimine yönelmişler,  ekili alanları ve üretim miktarları sürekli artmakta, Türkiye"nin ekli alanlar ve üretim tahtı sallanmaktadır.

Belki de 10–15 yıl sonra Türkiye, fındığını 1–1,5 YTL"ye satmakta bile zorlanacaktır.

İşim gereği gezdiğim Karadeniz Bölgemizde konuştuğum tüm fındık üreticilerinin, Fiskobirlik yetkililerinin ve muhalefet partililerinin, gerçeklerden uzak bir şekilde fındığı politize ettiklerini, fiyatlarla ilgili gerçekçi olmayan rakamlar telaffuz ettiklerini, hatta daha da ileri giderek akıl ve izandan, dünya gerçeklerinden yoksun bir şekilde, fındıkta tekel oluşumuzu fiyatlara yansıtamadığımızı, fındık borsasının neden Türkiye"de değil de, Avrupa"nın bir ülkesinde olduğunu, 1 kg kabuklu fındığın en az 5–6 USD olması gerektiğini, “fındığın stratejik bir ürün olduğu” saçmalığını söylemektedirler.

Bu söylemleri hele şükür ki hükümet ciddiye almıyor da, fındıkçılığımızın hepten ölmesini engelliyorlar. Herkes bir eleştiri yapıyor ama çözüm önerisi sunan yok gibi.

Ancak kısa zamanda çözüm üretemezsek, 10–15 yıl sonra çok geç kalmış olacağız.

Çözüm önerilerimize gelince; 1989 yılında çıkarılan ve daha sonra çeşitli genelgelerle desteklenen fındık alanlarının daraltılması, düz (taban) arazilerde dikili fındık bahçelerinin sökülmesi, makineli tarıma elverişli olmayan yamaç ve eğimli arazilerde fındık bahçelerine müsaade edilmesi gerekmektedir.

Türk fındıkçılığının temsilcisi gibi görünen ancak, yıllardır hep zarar ederek hazineden sübvanse edilen, ciddi bir fındık politikası geliştirmeyen Fiskobirlik öncelikle ıslah edilerek fındık tarımımızın lokomotifi ve tek yetkilisi haline getirilmelidir.

Tarım Bakanlığı da bu yönde ciddi araştırmalar yapıp, gerçekçi bir fındık politikası oluşturmalı ve fiskobirliği hem yönlendirmeli hem de kontrol etmeli.

Oluşan veya oluşacak zararlar hazineden değil, yüksek maaşlı ve sorumsuz yetkililerden tahsil edilmelidir.

Fındık bahçelerinde de toplulaştırma projeleri uygulanmalı, 15–20 dekardan aşağı parsellerin bölünmesi engellenmelidir.

Fındık bahçelerimizin bakım, budama, gübreleme ve ilaçlama gibi teknik bakımları yetkililerce takip edilerek karne tutulmalı ve gerekli teknik bakımı yapmayan çiftçilerimize yaptırım uygulanmalıdır.

Modern tarım “saldım çayıra Mevla kayıra” anlayışını reddetmektedir.

İstanbul, İzmir ve Samsun gibi illerimizde ikamet edip, haziran ayında okullar kapandıktan sonra Giresun ve Ordu gibi illerimizdeki fındık bahçelerini gübrelemeye, ilaçlamaya giden sözde fındık üreticilerimize çözüm üretilmeli ve yaptırım uygulanmalıdır.

Bunlar yapılması zor gibi görünen ancak bir yılda çözülebilecek basit meselelerdir.

Bu çözümleri ne kadar geciktirirsek, zararımız o oranda artacak ve ilerde fındık üreticilerimiz telafisi imkânsız zararlara uğrayacak, dolayısıyla ülkemizin fındık üretimi iflas edecektir.

 Uzun vadeli çözümler radikal ve realist kararları gerektirir.

Hele bu yılı da atlatalım mantığıyla gidersek ülkemize de, çiftçilerimize de kötülükten başka bir şey yapmamış olacağız.

Önceki yılların ürünü depolarda çürürken, yüksek fiyatlarla alınan yeni ürünlerde çürütülecek, çiftçimiz para görecek ama o parayı çocuklarımız veya torunlarımız faiziyle birlikte bir yerlere ödeyecektir.

Yıllardır, İMF ve Dünya Bankasına ödediklerimiz gibi.

Bu hususta çözüm üretenlere dua, çözümsüzlük üretenlere de ıslah duası okumak boynumuzun borcudur.

Haydi, bakalım; politikacılarımız, sendikalarımız, çiftçi örgütlerimiz, Tarım yetkililerimiz çözüm üretmeye…Çözümsüzlük yetti artık…Adem Alan