Günümüz dünyasında en hızlı yıpranan kurumların başında evlilik gelmektedir. İnsanlar artık evlenmekten çok, evliliği sürdürmekte zorlanmaktadır. Bir zamanlar “ömürlük yuva” denilen birliktelikler; bugün küçük kırgınlıkların, basit tartışmaların, geçici heveslerin ve tahammülsüzlüklerin altında dağılıp gitmektedir. Günümüz insanı; fedakârlığı zayıflık, sabrı kayıp, affetmeyi ise geri adım diye değerlendirmktedir. Oysa evlilik; iki mükemmel insanın birleşmesi değil, iki kusurlu insanın birbirinin eksiklerini tamamlamaya çalıştığı uzun bir hayat yolculuğudur. Evlilik; karşılıklı fedakârlıktır.
İnsan, yaratılışı gereği hata yapar. Hatasız insan olmadığı gibi, kusursuz eş de yoktur. Sorun hatanın varlığı değil, hataya karşı gösterilen tavırdır. Evliliği ayakta tutan şey; hiç kırılmamak değil, kırıldıktan sonra yeniden tamir olabilmektir. Evlilik biraz da unutabilme sanatıdır. Her sözü hafızaya kazımak, her yanlışı büyütmek, her kırgınlığı arşivlemek; zamanla gönlü karartan bir yük hâline gelir. Evlilik; bazen susma orucu tutmaktır. Her şeye itiraz etmek, karşı durmak; huzuru bozar mutluluğu engeller, sevgi bağını zayıflatır.
Bugün birçok evlilikte sorunların büyümesinin temel nedeni; insanların birbirlerinin yanlışlarını silmek yerine kalın harflerle yeniden yazmasıdır. Geçmişte yaşanan bir hatanın; yıllarca gündeme taşınması, kavgaya dönüşmesi ve her kavgada tekrar masaya sürülmesi huzur ortamına mayın döşemektir. Sürekli geçmişin kaşındığı bir evlilikte gelecek kurulamaz. Affetmeyen insan huzur bulamaz, affedilmeyen insan da kendini güvende hissedemez.
Günümüz problemlerinden biri; insanların birbirine tahammülünün azalmasıdır. Teknoloji hızlanmış, hayat kolaylaşmış ama insanlar arası ilişkiler zorlaşmıştır. Herkes kendisinin anlaşılmasını istemekte ama karşı tarafı anlamaya çalışmamaktadır. Herkes değer görmek istemekte ama karşı tarafa değer vermemekktedir. Oysa sevgi; ilgiyle büyür, ilgisizlikle solar. Bir evliliği çökerten çoğu zaman büyük ihanetler değil; küçük ihmaller, değersiz hissettirmeler ve zamanla oluşan duygusal yalnızlıklardır. Günümüzde; imkânlar artmış ama tahammül azalmıştır. Tahammülsüzlük, şükürsüzlük, minnetsizlik; eşmer arasındaki muhabbeti baltalayan tavırlardır. Her başarı emeğin sorucudur. Huzurlu aile yuvası da emek ister, duygu ister, tahammül ister. Emek verilmeyen hiçbir şey uzun ömürlü olmaz. Bir bahçe bile sürekli bakım isterken, iki insanın ortak hayatının kendiliğinden güzelleşmesini beklemek gerçekçi değildir.
Evlilikte sevgi kadar saygı da önemlidir. Sevgi bazen azalabilir, yorulabilir, kırılabilir; ama saygı kaybolduğunda evlilik ağır yara alır. Birbirini aşağılayan, küçümseyen, değersizleştiren çiftlerin aynı evde yaşaması; ruhların birbirinden uzaklaştığı bir yalnızlığa dönüşür. Çünkü insanın kalbini en çok kıran şey, yabancıdan gelen sertlik değil; sevdiğinden gördüğü değersizliktir. Evlilik, her hâlükârda denge ister. Sadece iyi günlerin değil, zor zamanların da ortaklığıdır. Hastalıkta, darlıkta, başarısızlıkta, yaşlılıkta birbirinin yanında kalabilen insanlar; evliliğin ruhunu anlamış insanlardır. Evlilikte sevgi tek başına yetmez. İnsan sevdiği kişiyi sadece alkışlamamalı; onun kusurlarıyla yaşamayı da öğrenmelidir.
Evlilik; sadece aynı evde yaşamak değildir. Aynı duaya “amin” diyebilmek, aynı acıda omuz olabilmek, aynı sevinçte gözlerinin içi gülebilmektir. Evlilik; karşılıklı fedakârlık isteyen ve tarihi cennete dayalı bir kurumdur. Nikah duasına konu olan; Hz Adem ve Hz. Havva, Hz. Muhammed ve eşleri, Hz. Ali ve Hz. Fatıma arasındaki muhabbeti evliliğin örnek fotoğrafını sunmaktadır. Evlilikte; kırılmamak değil; kırılan gönüllerin onarılması esastır. Eşlerin, birbirlerinin değerlerine duydukları saygı önem arz eder. Evlilikler; zorlanınca sona erdirmek niyetiyle değil, ahirette de birlikte olma duasıyla başlayan bir süreçtir.