Yurt içinden ve yurt dışından gelen 80 bilim adamının tebliğleri ile gerçekleştirilen sempozyuma konuşmacı olarak katılan Kırım Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Leniara Dzhelilov “Karadeniz Bölgesi’nde Ermeniler, 20. Yüzyılda Kırım’da Ermeni Diasporası”, Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal da katılımcılara “Ermeni Propagandaları ve Türkiye” adlı sunumunu yaptı.
Akmescit’teki bazı mahallelerde az da olsa Ermeni ailelerin yaşadığını belirten Kırım Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Leniara Dzhelilov, “Eski kaynaklara baktığımız zaman 0ilk Türk Ermenilerin Kırım adasında oluşmasını 8. yüzyıla ait olduğunu görebiliyoruz. Daha sonra sayıları çoğalıyor. 1794 yılının bazı tarihi yazılarına baktığımız zaman Akmescit şehrinin Kırım’ın başkenti olarak biliniyor. Alman bir tarihçi, ‘Akmescit şehrinin geleneksel Türk Tatar şehrinin olduğunu biliyorum. Fakat bazı iç mahallelerde Ermeni ibadethanelerinin de olduğunu görüyorum’ diye kayıtlarda var. Yani bazı mahallelerde az da olsa Ermeni ailelerin yaşadığını görebiliyoruz. 1770’li yılların sonunda Rus Çarlığı idaresi Kırım’da yaşayan Ermenileri toplu halde buradan özü nehri boyuna göç ettiriyor. 1778 yılında Kırım’da bulunan birçok Ermeni Kilisesi, Manastırı sahipsiz kalıyor. Kırım’da Ermenilerin en büyük tarihi kilisesi Surp Haç Kilisesidir. Bu kilise 1997 tarihinde onarıldıktan sonra hem ibadete hem de müze olarak halka açıldı. 1778 yılında Kırım’da yaşayan yerli Ortadoks halkları Kırım’dan Ukrayna topraklarına göç kararı aldı. O zamanlar Kırım, Osmanlı toprağıydı. Çarlık Rusya bunu Hıristiyan ahalinin kaygısını gidermek için yaptığını söylemişti. Osmanlı Kırım idaresine ekonomik olarak Ermeniler fayda getirmemesi için yerli Ermenileri, Ukrayna topraklarına göç ettiriyorlardı. Kırım’dan istemeyerek çıkmışlardır. Bu toplumun torunları Ukrayna’nın Mariupol şehrinde yaşıyorlar ve ana dilleri Türkçe’dir. O yıllarda toplam 14 bin kadar Ermeni göç ettiriliyor” diye konuştu.
“ERMENİLER RUSLARIN TAHRİKİ İLE AYAKLANDI”
Ermeni meselesinin 100 yıldan beri Türkiye’yi meşgul eden bir hadise olduğunu belirten Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal da, “Bu meselenin doğrudan doğruya şark meselesi ile alakası var. Bugünkü Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar siyasi bakımdan dünyanın en karışık ve problemli yerleridir. Bu coğrafyada daha önce 400 yıl süren bir Pax Ottomana Osmanlı barışı var. Tarihçilerin birçoğu bu durumu tespit ediyorlar. Ne zaman Osmanlı kuvvetleri düşmüş bu bölgelerin hepsinde problemler çıkmaya başlamış. 19. yüzyıl bir diplomasi çağıdır. Osmanlı İmparatorluğu ayakta kalabilmek için mecburen diplomasiye başvurdu. Çünkü askeri gücünü kaybetmişti. Ermeniler Berlin Anlaşması’nda meşhur 61. maddeye dayanarak, Ruslar ve İngilizlere güvenerek organize oldular. Çeşitli örgütler kurdular. Bunlar faaliyetlere başladılar. Faaliyetleri de ‘bir yerde ayaklanma çıkaracaksın, devlet o ayaklanmayı bastıracak ve bütün dünyaya devlet şiddet uyguluyor’ denecek. Zaten bunu bugün PKK terörü ile yaşıyoruz. Aynı şeyler 1890’larda oldu. İstanbul’da aynı şeyler yapılmaya başlandı. İki toplum arasında müthiş bir gerginlik oldu. Aynı şey 1. Dünya Savaşı içerisinde cereyan etti. Cephe gerisindeki Ermeniler, Rusların tahriki ile ayaklandılar. Zaten Ruslar, Ermenilerden gönüllü birlikler oluşturmuşlardı. Onun için tehcir uygulaması gündeme geldi. Şimdi Ermeniler tehciri bütün dünyaya ‘Türkler soykırım yapıyor’ sloganıyla duyurdular. Rakip devletler de bunu Türkler aleyhinde kullandılar. Tehcir sırasında gerçekten acı olaylar yaşandı. Ermeni toplumu hakikaten hak etmediği bir muameleye maruz kaldı. Ama bunu planlı bir soykırım olarak nitelendirmek mümkün değildir. O dönemde kim acı yaşamadı ki. Açlıktan ölen birçok insan var. Savaşın getirdiği birçok sebep olduğu olumsuz sonuçlar var. Sadece Ermeniler bu sorunları yaşamadı. Bugün tarihçiler tartışıyor, Suriye, Lübnan bölgesinde 200 bin kişinin açlıktan öldüğünü söylüyor. İttihat ve Terakki’nin yanlış uygulamalarından dolayı ocaklar mahvoldu. İttihat ve Terakki bu milletin arzu ederek iş başına gelen bir kadro değil, bir darbe ile işbaşına geldi. 1913 Babıali baskını ile de iktidara el koydular. Ondan sonra 1. Dünya Savaşı’na girişimiz Enver Paşa’nın, Napolyon olma sevdasına girdiği bir savaştır. Sonra da imparatorluk mağlup oldu. O kadronun yaptığı hatalar bütün millete mal edildi. O hataların faturasını şimdi bize ödetmeye çalışıyorlar” diye konuştu.