Dikkat! Toplum Mühendisliği

Tecrübe insanların geleceği için ne kadar önemliyse milletler için de tarihleri o nispette önemlidir. Mazide yaşanan olumsuzlukların tekrarına mani olmak için tecrübeler bulunmaz nimet kabilindendir. Yine toplum ve devlet katındaki huzur ve sükûnun saiklerinin bilinmesi sonraki devir devlet ve millet öncülerinin paha biçilmez yol haritalarıdır.

 

  Ne var ki; tarih, milleti ve onun müşahhas yönetim organizasyonunu sevk ve idare eden kamu yöneticilerine rehberlik oluşturduğu kadar, o milletin düşmanları için de kullanabilecekleri bol miktarda malzemeyi bünyesinde saklar. Nitekim Şarkiyatçılar(= Oryantalistler ) olarak bilinen ve Türk/İslam toplumları hakkında ayrıntılı araştırmalar yapan zevatın, dünden bugüne çalışmalarıyla bu milletlerin tabiri caizse yumuşak karınlarına ilişkin birçok bilgi ve belgeyi emperyal zihniyetin emrine servis ettiği bir vakıadır. Modern dönemde bu gayretler daha da disipline edilerek bilim dalı haline getirilmiş ve  “Toplum Mühendisliği” olarak tanımlanmıştır.

 

  Anadolu coğrafyası üzerinde emelleri olanlarla, onların yerli (?) uzantılarının bu coğrafyayı “Toplum Mühendisliği”nin laboratuarı haline getirmesi emperyal vizyon açısından anlaşılabilir bir durumdur. Anlaşılamaz ve de kabul edilemez olan ülkeyi yönetmekle mesul olanların temcid pilavı sadedinde pişirilip pişirilip servise sunulan bu tezgâhlara aldanmaları; maalesef çoğu zaman bu “ Toplum Mühendisliği”  tekniklerinin aktörü haline gelmeleridir. Sosyal barışı dinamitleyerek milletin enerjisini heba etmek için kullanılan bu teknik ve taktikler toplum kesimleri içerisindeki farklılıkları ayrıştırarak kutuplaşmalara sebep olmakta ve sonrasında kutuplaşan bu kesimler çatıştırılarak kamu güvenliğini ortadan kaldırılmaktadır. Dün Sağ-Sol, Laik-Anti laik, Alevi-Sünni;  bugün de Türk-Kürt şeklindeki kamplaştırma çabaları, çatışma zeminini sürekli hale getirme arayışından başka bir şey değildir. Bu çatışma zemininin korunması ve çatışmanın sürekli güncellenmesinin bu ülkeye ve insanına maliyeti burada sıralanmayacak kadar ağır ve alenidir.

 

  Son tahlilde emperyal dünyaya sitem ederek çözüm üretilemeyeceği gerçeğini unutmadan; çözümün bizim irademizi ortaya koymamızdan geçtiğini bilmemiz ve icaplarını yapmamız gerekmektedir. Bu, mecburiyetten öte öyle bir mahkûmiyettir ki; asırlardır bizi bir arada tutan İslam mayasının güvencesinde tesis ettiğimiz kardeşlik hukukunun bekası için, gelin-damat yapmak suretiyle birbirimize emanet ettiğimiz evlatlarımızın istiklali ve istikbali için, farklılıklarımızı düşmanlık aracı değil de zenginliğimizi gösteren bir kilimin desenleri misali bütün cihana teşhir için, bırakalım değişik etnisiteleri, değişik inanç ve anlayışlara mensup olanların özgüveni için olmazsa olmazımızdır. Hassas nokta ideolojik fanatikle idealisti; misyonerlik üzerinden emperyal arzularına ulaşmak isteyenle inancını yaşamak isteyeni; herhangi bir etnisiteye mensup teröristle etnisitesinden kaynaklanan (varsa) meselesini samimiyetle ortaya koyanı birbirinden tefrik etmektir. Birincileriyle kamu güvenliği adına mücadele ne kadar meşru ise ikincilerine özgürlük namına taleplerini arz etmek o kadar meşru ve gereklidir. Bu hususta ilk elden mesuliyetin kamu otoritesini temsilen siyasi iktidarın ve onun emrü iradesinde hareket eden asker /sivil bürokrasinin olduğu tartışmasızdır.

 

  Bu cümleden olmak üzere Alperen Ocakları Anadolu"nun inanç ve kültür kodlarına sadakatini kesmeden, sosyal değişim ve gelişimi de nazar-ı dikkate alarak küresel diktatoryaya ve onun içerdeki taşeronlarına karşı dün olduğu gibi bugün ve Allah (cc)"ın izniyle yarın da yerli ve milli duruşun adresi olmayı sürdürecektir. Dolayısıyla “ Önce Türkiye, Öncü Türkiye” diyen Alperen kadrolar kendi oluşturdukları kaynaklarla, vatan sathına taşıdıkları yoğun ve yaygın teşkilat ve hizmet anlayışlarıyla sivil/sosyal iktidarın sıklet merkezi olarak Türk milletinin ve devletinin üzerinde oynanan oyunları bozacaklardır.