Değişen hikâyeler

Semanur Öztürk

Televizyonun karşısına oturduğumuzda aslında yalnızca bir dizi ya da film izlemiyoruz; biraz da zamanın kendisine bakıyoruz. Çünkü yıllar geçtikçe ekrandaki hikâyeler de bizimle birlikte değişiyor.

Bir zamanlar daha sade hayatların, mahallelerin, ailelerin ve küçük sevinçlerin anlatıldığı diziler vardı. İnsanlar birbirine daha çok benzediği için hikâyeler de daha tanıdık gelirdi. B

ir evin salonunda yaşanan bir kırgınlık, bazen bütün bir mahallenin meselesi olurdu. Sonra ekran büyüdü, hayat hızlandı. Hikâyeler de ağır ağır değişti. Büyük aşklar, büyük hesaplaşmalar, güç mücadeleleri ve hiç bitmeyen sırlar daha fazla yer kaplamaya başladı.

Eskinin “birlikte yaşama” duygusunun yanına, zamanla “kim kazanacak?” sorusu yerleşti. Filmler de bundan nasibini aldı. Eskiden bir hikâyenin tadını çıkarmak için beklerdik; şimdi hikâye daha ilk dakikada bizi yakalamak zorunda.

Karakterlerin derinleşmesine sabrımız azalırken, şaşırtılma isteğimiz arttı. Belki de değişen yalnızca televizyon değildir. Ekranda gördüğümüz hikâyeler, fark ettirmeden bizim hayata bakışımızı da anlatıyor. Ne kadar hızlandıysak hikâyeler o kadar hızlandı; ne kadar yorulduysak mutlu sonları o kadar arar olduk.

Yine de bazen eski bir dizinin birkaç sahnesine denk gelince insanın içi tuhaf bir şekilde ısınıyor. Demek ki bazı hikâyeler, zaman geçse de eskimiyor.

Belki mesele de budur:

Ekrandaki konular değişiyor, karakterler değişiyor, hayat değişiyor. Ama insanın kendinden bir parça bulduğu hikâyeler hâlâ aynı yerde duruyor.

Sessizce, bizi bekliyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.