Cumhuriyet ve Türk kadınının sessizce değişen kaderi

Semanur Öztürk

Bazı kazanımlar vardır; insan onları elde ettiğinde değil, kaybetme ihtimaliyle yüzleştiğinde ne kadar kıymetli olduğunu anlar.

Türk kadınının Cumhuriyet'le birlikte kazandıkları da biraz böyledir.

Bir zamanlar hayatın içinde var olduğu hâlde kararların dışında bırakılan, emeği görüldüğü hâlde sözü çoğu zaman duyulmayan, aklıyla değil kendisine biçilen rolle değerlendirilmek istenen bir kadından söz ediyoruz. Sonra bir gün, bu topraklarda yalnızca bir devletin yönetim şekli değil, bir milletin hayata bakışı da değişmeye başladı.

Cumhuriyet, Türk kadınına sadece birtakım haklar vermedi. Ona, kendi hayatının öznesi olabileceğini hatırlattı.

Okulun kapısını açtı, kürsünün yolunu gösterdi. Sandık başında söz sahibi olmasını, mesleğiyle var olmasını, toplumun içinde başı dik yürüyebilmesini mümkün kıldı. Bir kız çocuğunun hayallerinin, doğduğu evin duvarlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini anlattı.

Elbette bütün bunlar bir günde olmadı. Bir imzayla her şey değişmedi. Mücadele edildi, direnildi, emek verildi. Nice kadın, kendisinden önce gelenlerin açtığı yoldan yürüyerek kendisinden sonrakilere daha geniş bir ufuk bıraktı.

Ama bugün dönüp baktığımızda üzerinde düşünmemiz gereken başka bir mesele var.

Acaba biz, bize bırakılan bu mirasın kıymetini ne kadar biliyoruz?

Bir kadının okuyabilmesini, çalışabilmesini, kendi kararlarını verebilmesini sıradan bir durum gibi görmeye başladığımızda, o hakların hangi mücadelelerin sonucunda kazanıldığını unutuyor muyuz? Özgürlüğü yalnızca bir kelimeye, eşitliği yalnızca güzel bir cümleye indirgiyor muyuz?

Cumhuriyet'in Türk kadınına açtığı kapıdan geçmek kadar, o kapının bir daha kapanmamasını sağlamak da önemlidir.

Çünkü mesele yalnızca kadınların hangi makamlara geldiği değildir. Mesele, bir kız çocuğunun geleceğine karar verirken kimsenin onun yerine hayal kurmamasıdır. Bir kadının düşüncesini söylerken sesini kısmak zorunda hissetmemesidir. Bir annenin kızına bırakacağı en büyük mirasın, korkmadan yaşayabileceği bir hayat olmasıdır.

Bazen geçmişe bakmak, bugünü anlamak için gerekir. Bazen de bugüne bakmak, geçmişte hangi bedellerin ödendiğini hatırlatır.

Cumhuriyet'in kadınlara kazandırdıklarını konuşurken aslında bir milletin kendisine duyduğu saygıyı da konuşuyoruz.

Ve belki de en çok şunu unutmamak gerekiyor:

Bir toplum, kadınlarının önüne duvar örerek yükselemez. Kadınlarının ufkunu genişlettikçe kendi ufkunu da genişletir.

Cumhuriyet, Türk kadınına bir yol açtı. O yolun kıymetini bilmek, yalnızca geçmişe teşekkür etmek değil, geleceğe karşı da sorumluluk taşımaktır.

Çünkü bazı emanetler sandıklarda saklanmaz. Her gün yaşatılarak korunur.

Cumhuriyet'in Türk kadınına bıraktığı en güzel miras, yalnızca sahip olduğu haklar değil; artık kendi hayatına dair söz söyleyebileceği bir geleceğin kapısını aralamış olmasıdır.

Ve o kapının açık kalması, hepimizin meselesidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.