ÇÖZÜM ZAM YAPMAK MI?

Adnan Bahadır

Ülkenin en önemli gündem maddesi seçim olmasına rağmen sanki kimsenin umurunda değilmiş gibi bir hava var. Çalışanlar aldıkları maaşla geçinemiyorlar. İşverenlerin ise vergi, SGK ve maaş sarmalından belleri bükülmüş durumda. Daha önceki yazılarımda da belirtiğim gibi sürekli zam yaparak bu işin altından kalkmak mümkün değil. Üretimi artıracaksınız, sanayinizi geliştireceksiniz, tarıma destek vereceksiniz ki para değerini kaybetmesin, enflasyon olmasın, çalışanı da işvereni de memnun olsun. Sürekli para basarak ve çalışana, emekliye, asgari ücrete zam yaparak bu işlerin altından kalkmak mümkün değil. Etin kilosu olmuş iki yüz elli lira, üç yüz lira diyenler de yok değil. Beş kiloluk sütü geçen sene kırk liraya alırken şimdi olmuş seksen lira. Köylü aldığı yemin her gün artmasından şikâyetçi. Zaten köylerde de kimse kalmamış, herkes şehre inip bir kamu kurumuna girip maaş alma derdinde. Sanayide çalıştıracak çırak bulunmuyor, böyle giderse birkaç sene sonra tamircilik sektörü yok olup gidecek. İnşaat sektörü de ondan farklı değil. Dört aydan beri yurtta tadilat yapıyoruz, adamsızlıktan iş bitirmek mümkün değil. O çok kızdığımız Iraklılar, Suriyeliler olmasa işçi bulamayacağız.

Yabancı uyruklu işçilerin SGK’sı yok, işveren en azından ayda üç bin iki yüz lira oradan istifade ediyor, on beş günde bir karakollara gidip imza atıyorlar, onun dışında çalışıyorlar. Suriyelilere, Iraklılara çok kızanlar sanayiye gidip bir baksınlar hangi usta yerli çırak çalıştırıyor, hangi usta yabancı çırak çalıştırıyor. Üzülerek şunu belirtmek isterim ki eskiden esnaflık cazip bir meslekti, şimdi kamuda çalışmak o kadar cazip hale geldi ki anlatamam. Devlet memuru olup da karı koca çalışanların evine ayda yirmi beş otuz bin liradan aşağı para girmiyor, hangi esnaf böyle bir para kazanıyor söyler misiniz? Bir dükkânın kepengini açıp kapatmanın günlük gideri en az bin lira ayda eder otuz bin lira. Sattığınız maldan yüzde yirmi kar ederseniz günde beş bin liralık alışveriş ederseniz kaldı bin lira, o da kirasına vergisine elektriğine suyuna gider, şayet bir de çalışanınız varsa zaten zarardasınız. Millet neden ısrarla belediyelere, hastanelere veya kamu kurumlarına girmeye çalışıyor anladınız mı? İnsanlar haksız da değiller. Sermayeniz olmazsa esnaflık yapmanız mümkün değil. Az sermayeyle de esnaflık yapmak zor, çık çıkabilirsen işin içerisinden.

Bundan yirmi otuz sene önce devlet memurluğu hiç cazip değildi, kimse çalışarak ev alamazdı, araba alamazdı. Diyeceksiniz ki şimdi alabiliyor mu? Son ekonomik kriz girene kadar karı koca çalışan asgari ücretliler dahi ev alabiliyorlardı. Pandemiden sonra durum değişti, her şeye tamı tamına yedi sekiz hatta on kat zam geldi, maliyetler aldı başını gitti. Hal böyle olunca da değil asgari ücretle çalışan aile normal kadrolu memurların dahi ev alması neredeyse imkânsız hale geldi. Karı koca çalışan bir aile ayda otuz bin lira kazansa dahi bunun yarısını yemek zorundalar, kalan yarısıyla ev kredisi almaları mümkün değil. Yeni bir evin fiyatı en düşüğünden iki milyon lira civarında ki bu da 2+1 dahi değil. Bu parayı bankadan kredi olarak kullanmak istese taksitlerini ödemesi mümkün değil. Sizin anlayacağınız ev sahibi olmak çok zorlaştı. Kırk yıl önce inşaat yaparken yaz aylarında yurt dışından gelen işçileri bekler, onlara ne sattıysak kış boyunca onunla idare ederdik. Bankaların devreye girip kredi vermesiyle bu eşik çok aşılmıştı ama gelinen nokta neredeyse o noktaya doğru geriledi desek abartmış olmayız.

Burada sorun sadece ülkeyi yönetenlerde değil, toplum olarak bizde de sorun var. Herkes lüks yaşam peşine düşünce işin içerisinden çıkılmaz bir hal aldık. Benim oturduğum ev Uğur Mumcu Parkı’nın orada, 1995 yılından beri orada oturuyorum. İstesem rahatlıkla Atakum’a taşınırım ama buna hiç gerek görmedim. Neden görmedin derseniz; benim için önemli olan oturduğum evin şatafatı değil sağlamlığıdır. Binayı kendim yapmıştım, o günkü yönetmenlik ne demişse hepsini yaptım. Ne demirinden ne çimentosundan ne de malzemesinden en ufak bir azaltma yapmadan işimi yapmış gerisini de Allah bırakmıştım. Depremde herkes bir yerlere gitti ben evimden hiç çıkmadım. Yok şu rezidansta oturmakmış yok bu marka arabaya binmekmiş; bunlar aşağılık kompleksi olan insanlar içindir. Kendine güvenen, Allah’a ve ahirete iman eden hiç kimse bu tür şeylere itibar etmez. Peki, ‘Bizi yönetenlerin hiç mi suçu yok?’ derseniz, bana göre en büyük suçlu onlar. Sırf oy alacağız diye toplumun tüketim alışkanlıklarını değiştirmek ve beklentilerini yükseltmek doyumsuz bir nesil meydana getirdi. Biz görür müyüz bilemiyorum ama bizden sonraki nesilleri mutlak bir yokluk beklediğini unutmayalım, tarihin her döneminde bunlar yaşanmıştır. Umarım ne demek istediğim anlaşılmıştır, bu günlük de bu kadar. Kalın sağlıcakla.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.