CEHALET, GÖRGÜSÜZLÜK VE İSRAF...

Sami Kesmen

Cehalet; görgüsüzlüğü doğurur, görgüsüzlük; israfı besler, israf; bireyi ve toplumu manevî çöküntüye sürükler. Görgü; insanın bulunduğu ortamın farkında olması, sahip olduğu nimetleri yerli yerinde kullanması, insanlarla ilişkilerinde nezaket ve ölçü sahibi olmasıdır. Görgülü insan; sahip olduğu makamı, serveti veya imkânları bir üstünlük vesilesi olarak görmez. Bilir ki; insanın değeri sahip olduklarında değil, şahsiyetindedir. Görgüsüz insan ise; eline geçen her nimeti gösterme ihtiyacı hisseder. Çünkü onun gözünde nimetin şükrü değil, teşhiri önemlidir. Görgüsüzlük çoğu zaman imkânsızlık dönemlerinin yanlış telafisidir. Uzun yıllar yokluk yaşamış bazı insanlar, imkân sahibi olduklarında bunun şükrünü yapmak yerine gösterişe yönelirler. Oysa asalet, varlıkla değişmemektir. İnsan yoklukta da varlıkta da karakterini koruyabilmelidir.

Cehalet; yalnızca okuma yazma bilmemek değildir. İnsan çok şey öğrenebilir fakat öğrendiklerini hayatına yansıtamıyorsa cahildir. Bilgi insana tevazu kazandırıyorsa değerli, kibir oluşturuyorsa sadece yük haline gelir. Eskiler, “Cahil insan bilmediğini bilmeyendir” demişlerdir. Gerçekten de cehaletin en tehlikeli tarafı, kişinin kendi eksikliğinin farkında olmamasıdır. Bilmediğini bilen insan öğrenmeye çalışır; fakat her şeyi bildiğini zanneden insan gelişime kapılarını kapatır. Bu yüzden cehalet; yalnızca bireysel bir eksiklik değil, toplumsal bir tehlikedir. Çünkü cahil insan yanlışını savunur, hatasında ısrar eder ve çoğu zaman başkalarını da yanıltır.

Cehaletin en belirgin sonuçlarından biri görgüsüzlüktür. İnsan bilgi ve irfanla olgunlaşmadığında sahip olduğu nimetleri doğru değerlendiremez. Elindeki imkânları ihtiyaç için değil gösteriş için kullanmaya başlar. Böylece israf ortaya çıkar. İsraf; Allah’ın verdiği nimetleri gereksiz yere tüketmek, ölçüsüz davranmak ve emanet bilincinden uzaklaşmaktır. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah, “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” buyurmaktadır. Bu ilahî uyarı, yalnızca yiyecek ve içeceklerle sınırlı değildir. Hayatın her alanını kapsayan evrensel bir ölçüdür. İsraf sadece sofralarda olmaz. Su israf edilir, elektrik israf edilir, zaman israf edilir, hatta insanın ömrü bile israf edilebilir. Günlerce anlamsız tartışmalarla, faydasız meşguliyetlerle ve boş uğraşlarla geçirilen zaman da bir çeşit israftır. Çünkü ömür, insana verilen en değerli sermayedir. Kaybedilen para tekrar kazanılabilir, fakat kaybedilen zaman geri getirilemez.

İslam’ın öğrettiği hayat anlayışında denge vardır. Müslüman ne cimri olur ne de savurgan. Ne gösterişe kapılır ne de nimeti inkâr eder. Sahip olduğu imkânların Allah’ın bir lütfu olduğunu bilir ve onları hayra vesile kılmaya çalışır. Çünkü nimet arttıkça sorumluluk da artmaktadır. İnsan sadece kazandığından değil, kazandığını nerede harcadığından da hesaba çekilecektir.

Atalarımızın hayatına bakıldığında; kanaatin, sadeliğin ve şükrün ne kadar önemli olduğunu görülür. Onlar ekmeğin kırıntısını bile nimetten saymış, suyu ölçülü kullanmış, eşyayı sonuna kadar değerlendirmişlerdir. Bereketin tasarrufla, şükrün kanaatle arttığını bilmişlerdir. Bugün teknolojik imkânlar, geçmişe göre kat kat fazla olmasına rağmen huzurun azalma sebeplerinden biri ölçüsüz tüketim alışkanlığıdır.

İnsanı yoran şey sahip olduklarının azlığı değil, isteklerinin sınırsızlığıdır. Kanaat etmeyi bilen insan azla da mutlu olur. Fakat hırsın esiri olan kişi dünyanın bütün nimetlerine sahip olsa bile tatmin olmaz. Görgüsüzlük, kalbin hastalıklarındandır. Görgü güzelleştirir, bilgi olgunlaştırır, kanaat huzura kavuşturur. Görgüsüzlük küçültür, cehalet karanlıkta bırakır, israf bereketi yok eder. Zenginlik çok şeye sahip olmak değil, sahip olduklarının kıymetini bilmektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.