CAMİ VE SOSYAL HAYAT...

Sami Kesmen

Cami, İslâm medeniyetinde yalnızca namaz kılınan bir ibadethane değildir. Cami; insanın Rabbiyle bağını kuvvetlendirirken insanın insanla ilişkisini de inşa eden bir hayat merkezidir. Müslüman camide Allah'a yönelirken hemen yanı başındaki kardeşinin varlığını da fark eder. Aynı safta omuz omuza duran insanların makamı, serveti, mesleği ve sosyal statüsü kapının dışında kalır. Zenginle fakir, âmirle memur, yaşlıyla genç aynı kıbleye yönelir, aynı imamın arkasında saf tutar, aynı Rabbin huzurunda secdeye kapanır. Bu yönüyle cami, ibadet mekânı olduğu kadar toplumsal eşitliğin ve kardeşliğin de en güçlü sembollerinden biridir. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Medine'ye hicretinden sonra gerçekleştirdiği ilk önemli işlerden birinin mescit inşa etmek olması son derece anlamlıdır. Kuba Mescidi'nin ardından Mescid-i Nebevî, kurulmakta olan İslâm toplumunun kalbi hâline gelmiştir. Orada namaz kılınmış, Kur'an öğretilmiş, insanlar eğitilmiş, meseleler istişare edilmiş, fakirler gözetilmiş, misafirler ağırlanmış ve yeni nesiller yetiştirilmiştir. Ashâb-ı Suffe bunun en güzel örneklerinden biridir. Mescid-i Nebevî, bir taraftan secdenin, diğer taraftan ilmin, kardeşliğin, dayanışmanın ve sosyal hayatın merkezi olmuştur.

Kur'an-ı Kerim'de, “Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder” buyrulur. (Tevbe,18) Caminin taşını, kubbesini ve minaresini yapmak maddî imardır; o camiyi insanla, ibadetle, ilimle, güzel ahlâkla, merhametle ve kardeşlikle doldurmak ise manevî ve sosyal imardır. Bugün şehirlerimizde, ilçelerimizde ve köylerimizde çok güzel camilerimiz bulunmaktadır. Kubbelerimiz yüksek, minarelerimiz görkemli, halılarımız temiz, avizelerimiz ihtişamlıdır. Ancak 1–7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası vesilesiyle kendimize bir çok soru sormamız gerekir. Camilerimizin mimarisini güzelleştirdiğimiz kadar cemaatimizi ve cami merkezli sosyal hayatımızı da güzelleştirebildik mi acaba ? Aynı camide yıllarca namaz kılan fakat birbirinin adını dahi bilmeyen insanların oluşturduğu topluluğun cemaat ruhunda bir eksiklik vardır. Cemaat sadece aynı mekânda namaz kılan insanlar topluluğu değildir. Cemaat, birbirinin hâlinden haberdar olan insanların kardeşliğidir. Birisi hastalandığında onu arayan, cenazesi olduğunda yanında bulunan, çocuğu evlendiğinde sevincini paylaşan, ekonomik sıkıntıya düştüğünde imkânı ölçüsünde elinden tutan insanlar gerçek anlamda cemaat olurlar. Resûlullah (s.a.v.), müminlerin birbirlerine karşı sevgi, merhamet ve şefkatte bir beden gibi olduklarını ifade eder. Bedenin bir organı rahatsız olduğunda diğer organlar nasıl onun acısına ortak oluyorsa cami cemaati de birbirinin sevincine ve sıkıntısına ortak olmalıdır. Caminin sosyal hayata yansıması burada başlamaktadır.

Modern şehir hayatının en önemli problemlerinden biri yalnızlıktır. Kalabalık şehirlerde yaşıyoruz ama giderek yalnızlaşıyoruz. Aynı apartmanda yıllarca yaşayıp birbirinin adını bilmeyen komşularımız vardır. Sosyal medyada binlerce kişiye ulaşabilen fakat derdini anlatabileceği birkaç insan bulamayan kişiler çoğalıyor. Böyle bir zamanda cami, toplumsal yalnızlığa karşı büyük bir imkândır. Beş vakit ezan insanları sadece namaza değil, aynı zamanda buluşmaya, tanışmaya ve kardeş olmaya davet etmektedir. Özellikle çocuklarımızla cami arasındaki ilişki üzerinde hassasiyetle durmalıyız. Çocuğun camide yaptığı küçük bir yaramazlığa tahammül edemeyip onu azarlamak, farkında olmadan onun camiyle arasına yıllarca sürecek bir mesafe koyabilir. Çocuğun camide en fazla duyduğu söz “Sus!”, “Koşma!”, “Buraya oturma!” olursa çocuk camiyi huzurun değil, sürekli ikaz edildiği bir mekân olarak hatırlayabilir. Elbette caminin bir edebi vardır ve çocuklarımız bunu öğrenmelidir. Fakat edep öfkeyle değil; sevgiyle, sabırla ve güzel örneklikle öğretilmelidir.

Bir çocuğun camide koşmasından daha üzücü olan, büyüdüğünde camiye giden yolu unutmasıdır. Gençlerimiz konusunda da benzer bir sorumluluğumuz vardır. Gençlerin soruları, tereddütleri ve anlam arayışları bulunmaktadır. Cami onların sorularından korkmamalıdır. Genç; yargılanmadan soru sorabileceği, dinleneceği, anlaşılacağı ve doğru bilgiye ulaşabileceği insanları camide bulabilmelidir. Gençleri camiye getirmenin yolu sadece “Camiye gelin” demek değildir; camiyi onların kendilerini ait hissedecekleri bir ilim, irfan, sohbet ve kardeşlik merkezi hâline getirmektir. Burada din görevlilerimize de önemli sorumluluklar düşmektedir. İmamlık sadece mihrapta namaz kıldırmak, müezzinlik yalnızca ezan okumak değildir. Din görevlisi bulunduğu mahallenin manevi rehberlerinden biridir. Mahallesindeki çocuğu, genci, yaşlıyı, hastayı ve ihtiyaç sahibini tanıyabilen; sevinçte ve kederde insanların yanında bulunabilen din görevlisi, caminin duvarlarıyla toplum arasındaki mesafeyi kaldırır. Mihrapla mahalle, minberle hayat arasında bağ kurulduğunda cami gerçek anlamda sosyal hayatın merkezine dönüşür.

Camilerin kapıları kadınlarımıza da çocuklarımıza da gençlerimize de yaşlılarımıza da açık olmalıdır. Yaşlıların yalnızlığının giderildiği, ihtiyaç sahiplerinin incitilmeden tespit edildiği, öğrencilere destek olunduğu, gençlerin ilim halkalarında buluştuğu, ailelerin birbirlerini tanıdığı, insanların birbirlerinin sevinçlerini ve acılarını paylaştığı bir cami çevresi, aynı zamanda güçlü bir toplumun temelidir.
Elbette camiyi sosyal hayatın merkezi yapmak, onu asli fonksiyonundan uzaklaştırmak anlamına gelmez. Aksine yapılacak bütün faaliyetlerin merkezinde ibadet, Kur'an, ilim, edep, merhamet ve kardeşlik bulunmalıdır. Cami; gürültünün değil huzurun, ayrışmanın değil kaynaşmanın, dedikodunun değil güzel sözün, şahsî çekişmelerin değil kardeşliğin mekânı olmalıdır.

Bu sebeple camilerimizi yalnızca inşa etmekle değil, ihya etmekle de sorumluyuz. Mermerini yenilediğimiz kadar cemaat arasındaki muhabbeti, halısını temizlediğimiz kadar gönülleri, avlusunu düzenlediğimiz kadar mahallemizdeki insan ilişkilerini de güzelleştirebilmeliyiz. 1–7 Ekim Camiler ve Din Görevlileri Haftası, sadece camilerimizi ve din görevlilerimizi hatırladığımız birkaç gün olmamalıdır. Bu hafta; camiyle ilişkimizi, cemaat anlayışımızı ve camilerin toplum hayatındaki yerini yeniden düşünmemize vesile olmalıdır. Bu,duygu ve düşüncelerle din görevlilerinin haftasını kutluyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.