BU, NASIL AKADEMİSYENLİK'TİR?

M.Halistin Kukul

Sayıları mevzubahis değil, ister bir ister milyon olsun, önce 'vatandaş'lık şuûru gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bütün nimetlerinden faydalanacaksınız fakat yıkımı için ne gerekiyorsa ona omuz vereceksiniz, yok öyle şey!..

      Ne diyorlar: "Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur'da, Silvan'da, Nusaybin'de, Cizre'de, Silopi'de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte...Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete son vermesini talep ediyoruz...Bu suça ortak olmayacağız!" (Basın: 11.01.2016)

      Yapılan bunca katliamı kınayamayan, bebek cinâyetlerini, subay, polis kurşunlamalarını görmeyen fakat devletin yaptığını "şiddet" olarak değerlendiren bu "akademisyenler", önce bir insan olarak kendilerini süzgeçten geçirmeli, ardından da ellerindeki diplomalara bakmalıdırlar. Yazık!..Günah!..Ve; elbette ki, bu hâle vah ki vah!..

      Akademisyen, önce ilmî vasfı hâiz kimse olmalıdır. Kendi sahasında, bir "Aziz Sancar" adayı olmayı gözlemelidir. Var mı böyle biri? Hayır!..

      Belki de çoğu, ne Sur'u bilir, ne Cizre'yi ne de Silopi'yi!..Ne orada yaşayan vatandaşlarla bir saat vakit geçirmişlerdir, ne de orada bir gün çalışma zahmetine katlanmışlardır. Fakat heyhat!..

     Büyük Türk Milleti'nin merhamet ve müsamahasına sığınıp ona sırt çeviren niceleri, günü gelince  çok pişmanlık duymuşlardır. Tarih, bunun örnekleriyle doludur!..O'nun kurduğu bu Devlet, asla ve asla acziyet kabul etmemiştir, etmez ve etmeyecektir.

    Son dönem Hükûmetleri'nin, geçen zaman içersinde, bu hususta, gevşek davranmaları, tâvizkâr tutumları, yapılan ciddî tavsiyelere kulak tıkayıp aldırış etmemeleri ve hattâ kibirli bir hâle bürünmeleri, bu büyük hâdiselere sebebiyet vermesine rağmen, bu Devlet'in bekası için,  şu anda yaptıklarının 'vazgeçilmez' olduğunu düşünüyoruz.

    Hattâ, sivil vatandaşlara zarar vermeden, daha da netîce alıcı olmasını temenni ediyoruz. Kaldı ki, askerimiz, polisimiz, doktorumuz hattâ öğretmenimiz, "yaraları sarma" hususunda, azami dikkat de göstermektedirler. Evet, azami dikkat!..Hem de bütün hassasiyetiyle azami dikkat gösteriyorlar!..

     Bu millet ve O'nun meydana getirdiği Devlet; nice mağdurları sinesinde barındırıp besledi de, kendi vatandaşını mı mağdur edecektir? Aslâ!..

        Yalanın bu kadarına da pes doğrusu!.."Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını...açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte..." Öyle mi?

      Bu zatlar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı açıp okusunlar. Okumazlarsa biz söyleyelim:

      Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 120 Maddesi şöyle emreder: "Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Millî Güvenlik Kurulunun da görüşü alındıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir."

    Bilinmelidir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı yapılan hücûmlar, "ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması"nı çoktan aşmıştır.

     Geç kalındığını da söyleyebilirim!..

      Ümit ederiz ki, Hükûmet, bundan sonra, "keşke", şunları şunları yapmasaydık diyebilse!..Keşke, Habur olmasaydı...Keşke, 21 Mart 2015 Nevruzu olmasaydı... Keşke...keşke...deyip, sayfayı başka türlü okumaya başlayabilse!..Tekrar aynı hataya dönmese!..

     Fakat, her ne olursa olsun...

     Devlet'in kendini korumasından daha tabiî ne olabilir? Kaldı ki; Devlet, şu anda, hâlâ kendini müdafaadadır. Devlet, bu zihniyetlilerin demeye çalıştığı gibi, asla 'taarruzî' bir hâl de almamıştır.  Acımasızca yapılan bütün saldırılara rağmen, Devlet; hâlâ, yara sarmak, acıları dindirmek peşindedir.

      İsimlerinin başında birer unvan bulunan bu kişilerin, bu kazılan hendeklerden, altları patlayıcılarla donatılan cadde ve sokaklardan, yığın yığın s(ı)toklanan silâhlardan haberlerinin olmaması mümkün müdür? Peki, bu akademisyenler, bunları yapanların  'maksat' ve 'hedef'lerini bilmiyorlar mı? Niçin onlar için tek ses yok? Bu, nasıl "akademisyenlik'tir, söyler misiniz?

      Bu tavır, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bölmek, parçalamak veya yok etmek isteyenlere 'destek' değil midir? Peki, bu "akademisyenlerin", bunca askeri, polisi, öğretmeni, korucuyu vahşice öldürenlere söyleyebilecekleri hiç mi sözleri yoktur? Düşünce kapasiteleri bu kadar mı dardır?

      Yabancı devletlerin üniversitelerinden, akademisyen adı altında, bir gürûh gelecek, Türkiye içindekilerle işbirliği hâlinde 'Türk devletini çökertme, Türk yurdunu parçalama  ve Türk milletini dağıtma hareketini sürdürenlere destek verenleri destekleyecekler", buna da seyirci kalınacaktır, öyle mi?

      Bu fiilleri işâret eden sözlerin, 'fikir hürriyeti' ile alâkası olabilir mi? Suçluyu övmek, suç değil midir?

       Hele de, bunların: "Bu suça ortak olmayacağız" deyişleri, Devlet'i destekleyen bütün unsurlar için bir  'tehdit' değil midir?

       Bu noktada, elbette ki, yine, 'Devlet'i arıyoruz!..

      Söz, elbette, 'Devlet'indir!..Türk Devleti hem âdil, hem de güçlüdür!..

     

 

    

       

        

      

     

     

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.