Gerek bireylerin gerekse ülkelerin kendi duruşları, dinamikleri veya inandıkları değerleri yaşama noktasına taşıma mücadeleleri olmayınca başkalarının oyuncağı haline gelirler. Ülke olarak bazı konularda geldiğimiz noktaya bakınca özümüzden ne kadar koptuğumuzu görünce üzülüyoruz, her gün geçmişi özlüyoruz, eskiden şöyleydi böyleydi diyerek kendimizi avutuyoruz. Nesil bozuldu diye sitem ediyoruz ama işin aslı öyle değil bozulan bizatihi bizleriz. Kendimiz inandıklarımızı yaşamıyoruz, başkalarında suç arıyoruz. Toplum olarak en önemli gündem maddelerimizden birisi futbol. Yatıyoruz futbol kalkıyoruz futbol, bırakın kendi ülkemizdeki futbolcuların isimlerini ezberlemek, dünyadaki futbol takımlarının futbolcularının isimlerini ezberlemek çok büyük bir işmiş gibi ballandıra ballandıra anlatmaktan keyif alır hale geldik. Sosyal medyada sokak röportajlarına bakınca ne hale geldik demekten geçemiyoruz. Sübhaneke duasını bilenlerin sayısı azınlıkta kalmış durumda. Çocuğa dua biliyor musun diye sorulunca şarkı okumaya başlayıp dalga geçiyor. Allah aşkına ne duruma geldik bakar mısınız? Mezuniyet törenlerine bakıyoruz anne örtülü, baba sakallı çocuk cıscıbıl yatak kıyafetiyle törene gelmiş, düğünlerimiz derneklerimiz aynı şekilde rezalet.
Ülkemizin futbola harcadığı para sanayiye, üretime veya tarımsal faaliyetlere destek olmaya harcansa enflasyonun tek haneli rakamlarla düşeceğinden en ufak bir şüphem yok. Milli takıma teknik direktör olarak tutulan adama verilen para yıllık 2.2 milyon euro diyorlar, bu sadece teknik direktöre verilen para. Bunun futbolcusuna, kulüp çalışanına, tesisine, uçağına, oteline verilen paraları hesapladığınız zaman devasa rakamlar ortaya çıkıyor. Neticede Dünya Kupası’ndan elendik. Millet sabah namazına kalkmıyor ama sabah saat 6’da kalkıp maçı izliyor, kaybedince de üzüldüm diyorlar. Teknik direktör nasibimizde yokmuş diyecek kadar pişkince cevap veriyor, kimse de çıkıp arkadaş madem kaybettiniz alacağınız paralardan vaz geçin, bu milletin parasını boşuna heba etmeyin demiyor.
Bizim meslekte en çok okunan haberler spor haberleridir. Spor haberi olmayan gazeteyi Allah kulu okumaz, ilgi duymaz. Parayı alan futbolcular, şöhret olan kulüp yöneticileri ama TV başında veya stadyumda stresten kalp krizi geçirenler gariban vatandaşlar. Emin olun bu bilerek ve planlı olarak dünyaya enjekte edilen bir durum. Kimse okumasın, yazmasın, çizmesin, düşünmesin ve aklını futbola versin otursun futbol konuşsun kalksın futbol konuşsun milleti böylece uyutalımdan başka bir şey değil. Terziye gidiyorsun futbol konuşuluyor, berbere gidiyorsun futbol konuşuluyor, üç kişi bir araya gelince ilk işleri futbol takımında kim ne oynamış, kim gol atmış, kim faul yapmış, hakemler zaten onlara göre şerefsizlik yapıp tuttukları takımın kaybetmesine neden oluyorlar, onların tuttuğu takımların milyonlarca lira ödenerek satın alınan futbolcuların hiç suçu yok, az itiraz edince seyredin kavgayı. Allah aşkına bu kadar boş işlerle uğraşmaktan elimize ne geçiyor? Birisi çıksın anlatsın, biz de bilelim.
Siyaset yaptığımız dönemlerde biz de Samsunspor için bedel ödedik ama severek mi yaptık derseniz elbette ki hayır. Vezir Hazretleri, kulüp başkanlığı yaptığı dönemden borcumuz var, ben de imza attım, yardımcı olmak zorundayız deyince biz de safça inandık ve yardımcı olduk ama bedelini hiç hak etmediğimiz bir biçimde çok ağır ödedik. Futbolu tamamen dünyamızdan çıkaralım mı derseniz elbette mümkün değil. Bazı şehirlerde futbol yaşam biçimi halini almış; yedisinden yetmişine, hacısından hocasına herkes yatıp kalkıp futbol konuşuyor. Geldiğimiz nokta hiç iç açıcı bir nokta değil. Çocuklarımızı yetiştirirken onlara önce kültürümüzü, inancımızı, törelerimizi anlatıp yaşatmak zorunda olduğumuzu unutmayalım. Birkaç yıl önce bir arkadaşımın oğlunun iş yerine ziyarete gitmiştim. İş yerinin girişinde oğlunun kızı ile karşılaştım. “Kızım, baban nerede?” deyince “Dur, çağırayım” dedi. Babasını aynen şöyle çağırdı: “Babaa, Adnan Bahadır geldi.” Ben onun hem babasının hem dedesinin arkadaşıyım. Bunu o da çok iyi bilmesine rağmen “Baba, Adnan Amca geldi.” diyemedi. Bu Müslüman bir ailenin çocuğu. Bir daha o işletmeye gitmedim, zorda ve darda kalmadıkça da gitmem. Üzülerek ifade etmek gerekirse toplum olarak çok boş işlerle uğraşıyoruz. Çocuklarımıza büyük nedir, küçük nedir, saygı nedir, sevgi nedir, baba ata dostu nedir, beşeri münasebetlerimizi nasıl dizayn etmeliyizi öğretmek yerine futbolcuların ismini, müzik sözlerini, star isimlerini öğretirsek o toplumun sonu felakettir. Diyeceksiniz ki hangi çağdayız, sen çok geride kaldın; olsun ben kalayım, bu dediğimi yapanlar ileri çağı yakalasınlar ama öldüklerinde değil mezarlarına gidip bir Fatiha okuyacak evlat bulmayı, cenazelerini kaldıracak insan bulamayacaklarını unutmasınlar. Rabbim, kendi rızasına uygun nesiller yetiştirmeyi nasip eylesin diyerek sözlerime son veriyorum. Kalın sağlıcakla.