BİRLİKTE YAŞAMANIN BEDELİ: FEDAKÂRLIK

Sami Kesmen

Yüce Allah, insanı tek başına yaşamaya değil; aile içinde, toplum içinde ve kardeşlik hukuku içerisinde yaşamaya uygun bir fıtrat üzere yaratmıştır. Bu sebeple insan, yaratılışı gereği başkasına muhtaçtır. Anneye, babaya, eşe, evlada, komşuya, dosta ve topluma ihtiyaç duyar. Ancak birlikte yaşamanın bir bedeli vardır. O bedel de fedakârlıktır. Hiç kimse kendi alışkanlıklarından, rahatından, zamanından ve arzularından vazgeçmeden huzurlu bir aile kuramaz.

Herkesin sadece kendi istediğinin olduğu bir ev; yuva değil, menfaatlerin çatıştığı bir mekâna dönüşür. Kur'ân-ı Kerîm, müminleri anlatırken onların en belirgin özelliklerinden birini şöyle ifade eder; "Kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile kardeşlerini kendilerine tercih ederler." Bu ilahî övgü; paylaşma ahlâkını kıyamete kadar gelecek müminlere örnek kılmıştır.

Birlikte yaşamanın özü; kendine ait olanın bir kısmını gönüllü olarak başkasına açabilmektir. Resûlullah, aile hayatında bunun en güzel örneğini vermiştir. Ev işlerinde hanımlarına yardımcı olmuş, elbisesini dikmiş, ayakkabısını tamir etmiş, ev halkıyla ilgilenmiş ve aileyi sadece geçindiren değil, aynı zamanda paylaşan bir baba ve eş olmuştur. O'nun hayatı; aile reisliğinin emretmekten değil, hizmet etmekten geçtiğini göstermektedir.

Fedakârlık, insanın kendisini yok etmesi değildir. Bilakis Allah rızası için nefsinin bazı arzularını terbiye edebilmesidir. Çünkü nefis sürekli "önce ben" der; iman ise "önce hak, sonra kardeşim" demeyi öğretir. İşte olgunluk da burada başlar. Bazı insanlar yalnızlığı sever. Sessizlikten huzur bulur, kendi düzeninin bozulmasını istemez. Elbette insanın zaman zaman yalnız kalmaya ihtiyacı vardır. Ancak yalnızlığa bağımlı hâle gelen, hayatında başkasına yer açamayan kimse; evlendiğinde de, ortaklık kurduğunda da, dostluk geliştirdiğinde de zorlanacaktır. Çünkü birlikte yaşamak; aynı evi paylaşmaktan önce aynı hayatı paylaşabilmektir.

Evlilikte eşler birbirlerine yer açmalıdır. Anne-baba evlatlarına yer açmalıdır. Evlatlar yaşlanan anne ve babalarına hayatlarında yeniden yer açmalıdır. Komşular birbirlerinin yükünü hafifletmelidir. Kardeşler mirası paylaşırken değil, gönüllerini paylaşırken gerçek kardeş olmalıdır. Fedakârlığın olmadığı yerde hukuk kalır; ama muhabbet kalmaz. Asr-ı saadete baktığımızda, sahâbe neslinin büyüklüğü sadece ibadetlerinden değil, birbirleri için yaptıkları fedakârlıklardan anlaşılır. Aç kaldılar ama kardeşlerini doyurdular. Yoruldular ama hizmetten vazgeçmediler. Mallarını paylaştılar, yurtlarını açtılar ve gerektiğinde canlarını Allah yolunda feda ettiler. Onları büyük yapan, sahip oldukları servet değil; gönüllerinin genişliği olmuştur.

Bugün huzur arayan insanlar, daha büyük evler, daha konforlu hayatlar ve daha fazla imkân peşinde koşmaktadır. Oysa huzur, evin metrekaresinde değil; gönlün genişliğindedir. Gönlü dar olan, sarayda da huzursuz olur. Gönlü geniş olan ise mütevazı bir evde cennetten bir köşe yaşayabilir. Allah'ın rahmeti; paylaşanların, affedenlerin, sabredenlerin ve başkasına hayatında yer açabilenlerin üzerinedir. Çünkü fedakârlık, sevginin ispatıdır. Sabır, beraberliğin sigortasıdır. Merhamet ise aileyi ayakta tutan en güçlü sütundur.

Gerçek mutluluk; istenilen her şeye sahip olmakta değil, sahip olunanı Allah rızası için paylaşabilmektedir. Fedakârlıkla büyüyen yuvalar yıkılmaz, merhametle kurulan gönüller yıpranmaz. Zira Allah için yapılan hiçbir fedakârlık zayi olmaz; dünyada huzur, ahirette ise ebedî mükâfat olarak sahibine döner.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.