BİR TUTAM BAHARAT

Ahmet Ufuk Erkan

 

 

 

BİR TUTAM BAHARAT

 

Yönetmen :  Tassos Boulmetis

Senaryo  : Tassos Boulmetis

Oyuncular  : Georges Corraface, Ieroklis Michaelidis, Renia Louzidou

Orijinal isim: Politiki Kouzina –şehir mutfağı; şehirden kasıt İstanbul-

 

 

            “İki çeşit yolcu vardır. Haritaya bakanlar ve aynaya bakanlar. Haritaya bakan          

yolcular hep gider. Aynaya bakan yolcularsa eve dönerler” Böyle diyor filmdeki dayı.  

Bu laftan, bir ömür yazı çıkartılabilir. O yüzden demek ki gitmeye çalışırken, hep eve

eve doğru gitmek; bu yüzden demek ki… Ayna, mühim bir harita olabilir. Ya da soru

olsun; olabilir mi, diye…

 

İstanbul'a âşıksanız, bu ülkeye tümden âşıksızınızdır; her karışını seviyorsunuz demektir. İstanbul'a aşıksanız, tüm dünyayı seviyorsunuz demektir. İstanbul, dünyanın ta kendisidir. . Köprüleriyle, camileriyle, hâlâ her dine ait mâbedleriyle… Kapalı Çarşı'da Şark Kıraathanesi'nde çay içmeyle. Ki orda çalışanlar, asla İstanbul'un yerlisi değildir. Şivelerini bile bozmadan, yaşayıp gitmişlerdir: “Bizim kayın, Sultanbeyli'de bi yeri çevirmiş. Ahfadı toparladık oraya. Erzincanlı bi bakkal var, biz de tam karşısına bizim bakkalı açtık. Sırf Erzurumlular gelse bakkala, valla köşeyiz. “ Yıllar önce, Şark Kıraathanesi'nde dinlediğim bir konuşma bu; orda çalışanların, misafirine dedikleri. İstanbul'u sevmek, dünyayı sevmektir.

 

Bir filmi anlatmak, ille de o filmi anlatmak değildir. O basit. İmdb'ye yazarsınız, çıkar karşınıza film. O filmin uyandırdıklarının linki yoktur. Ancak yazılır… (Ve işin garibi, imdb'de filmi Politiki Kuzina ismiyle bulabiliyorsunuz. Yani “İstanbul Mutfağı”. Ya da anladınız işte siz…)

 

Yeni sayılan ülkeden, eski bakiyelerimizi kovduğumuz günler. Büyük insan, gönül adamı, sevgi yumağı eski bir bakanımızın dediği gibi işte: Üniter devlet için gerekliydi… Sevsinler seni.

 

Fani –filmdeki çocuk, umarım adı böyle yazılıyordur- mutfakta büyüyor nerdeyse. Hangi baharat nereye konur, gastronomi astronomi ile ne kadar alâkalıdır, o mutfakta, büyük babasından öğreniyor. Sonra Samime… Aynı yaştalar. Samime'ye köfte yapmak için bir sır veriyor Fani. Tek şartı var, Samime O'na dans edecek. Âşık kerata bu kıza. O minik kalp, aşktan ne anlıyorsa o işte.

 

Göçüp gidiyorlar. Göçtürülüp gidiyorlar. Orda onları “Türk” diye karşılıyorlar. Burdan da “Yunan” diye yollanıyorlar; ironik tecelli… İstanbul deyince ağlıyor ordakiler. İstanbul'a aşık olmak tüm dünyaya aşık olmaktır… Gözde nemdir İstanbul. İstanbul, bir büyük özlemdir.

 

Uçuşarak yazalım… “Sen bana yemek yap, ben sana dans edeyim” Böyle ayrılıyor iki küçük âşık. Samime ve Fani. İşte film sürüyor. Büyükbaba, bir türlü sözünü tutup Yunanistan'a gidemiyor. Hep bir bahane buluyor, hastalık falan… Oysa gidemiyor. Gidemiyor, çünkü İstanbul'u sevmek, tüm dünyayı sevmektir…

 

Tarla Kuşu Çiftliği'nden sonra – o da iyi bir film, işte adı burada üşenmeyip seyredin bulup- seyrettiğim ikinci ayrılık filmi. “Ayrılmak, bir başka yere gitmektir” diyor filmin kahramanlarından biri. Ayrılmak… Ve görüyoruz, ayrılıp da bir türlü kopamıyorlar. Hâlâ buralılar. Mutfaklarından belli. Hâlâ buralılar…

 

Size, Fani'nin minik Samime'ye verdiği sırrı diyeyim: Tarçın koy köfteye, eğer karşındakinin gözlerine bakmasını istiyorsan…

 

İstanbul'a âşık olmak, bu ülkeye tutulmaktır. Tüm dünyayı sevmektir, İstanbul'u sevmek. İstanbul, bir büyük mecazdır, bu ülkeden kovulan tüm kalplerde… İstanbul, bir büyük ah'tır. Köftede tarçındır İstanbul.

 

            Not:   Fani, Fanis diye yazılıyor…

 

 

 

 

 

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.