BİR TARAFI YAPARKEN DİĞER TARAFI YIKMAMAK LAZIM

Adnan Bahadır

BİR TARAFI YAPARKEN DİĞER TARAFI YIKMAMAK LAZIM

Sözlerime başlamadan önce yaklaşık dört beş günlük bir ara vermek zorunda kaldığımdan ötürü siz değerli okurlarımdan özür diliyorum. Bir yandan gazetedeki işler, bir yandan Ladikteki işler, bir yandan da mahallenin p.çleri ile uğraşırken bazen yazı yazmaya vakit bulamıyoruz. Ama şunu söylemek isterim ki gerçekten siz değerli okurlarıma teşekkür etmek zorundayım. Zira son yazdığım köşe yazısı internetten tamı tamına 3954 kişi tarafından okunmuş. Gazeteden okuyanlar da bu sayının dışında, demek ki bu sayı yedi sekiz bin civarında. Birileri gazetelere boy boy ilânlar verip biz birinciyiz deyip okunma rakamlarını da koyduklarını görünce gülmekten kırılıyorum. Adamların birinciyiz dedikleri rakam, günlük yedi sekiz yüz kişilik bir IP ile bin civarında bir tıklanma oranı. Bu rakamlar bizim ilk çıktığımız günlerde yakaladığımız oranlardı. Aradan sekiz yıl gibi uzun bir süre geçince nerelere geldiğimizi siz tahmin edin. Eskiden Aleksa diye bir site vardı, her sitenin okunurluk oranını veriyordu. Şimdi o site olmadığı için kimin ne kadar okunduğunu alıp sizlere gösteremiyoruz. Keşke öyle bir site olsa da herkesin gerçek okunurluk oranını görseniz. O ilânları veren arkadaşlara tavsiyem, google'a girsinler, bırakın DENGE Gazetesi'nin okunma oranını, sadece Adnan Bahadır'ın ne kadar okunduğuna bir baksınlar da ondan sonra o komik ilânları versinler. 
Gelelim yazı başlığımıza. Seçimlere on gün gibi kısa bir zaman kala, liderlerin vaatlerine bakıldığında herkes bol kepçeden atıyor ama verdiği vaadin ne anlama geldiğini bilmeden, sırf oy uğruna vaatte bulunmaları çok enteresan bir şey. Siyaset devleti yönetmeye talip olmaktır. Devleti yönetecek olan kişiler esnafından köylüsüne, memurundan sanayicisine varıncaya dek herkesi düşünerek konuşmalıdır. Asgari ücret şu kadar olacak, bu kadar olacak deyip yola çıkan siyasetçiler, bu ücretin nerelere etki edeceğini hüç düşünmeden söyledikleri kanaatindeyim. Başbakan Davutoğlu asgari ücreti 1300 lira yapacağız diyor, Bahçeli de O'ndan geriye kalmamak adına 1400 lira yapacağız diyor, Kılıçdaroğlu'da 7 Haziran'da 1500 yapacağız demişti zaten.  Asgari ücretin yükselmesine hiç kimse yok demez. Ancak bunun bir de esnaf açısından yükümlülükleri olduğunu unutmamak lazım. Bugün asgari ücretle çalışan birisinin işverene SSK, vergi ve maaş yükü tamı tamına 1500 liradır. Yarın bu ücret 1300 liraya çıktığında bu rakam 2000 lira olacaktır ama sagari ücretlinin cebine sadece 1300 lira girecektir.
Yanında yüzlerce işçi çalıştıran bir sanayicinin veya 40-50 kişiyi çalıştıran orta ölçekli bir işletmenin aylık yirmi, otuz bin lira gideri artacaktır. Zaten döviz girdilerinde yükselme nedeniyle sürekli artan girdi maliyetlerine bir de bu girdiler eklenince sanayici, esnaf, tüccar nasıl ayakta duracak söyler misiniz bana? Herkes bol keseden atıyor. Vereceğiz, edeceğiz.. Nasıl olsa bizim gibi kazanıp da vermeyecekler, hazinenin kasasından verecekler. Versinler ama bunu verirken terazinin iki tarafını da düşünsünler. Bir yanda asgari ücretliyi düşünürken, diğer yanda onca insanı mağdur etmenin ne anlamı var anlamış değilim. Diyeceksiniz ki peki senin bir önerin var mı veya asgari ücretlinin eline geçeceği ücretin çoğalmasını istemiyor musun; elbette istiyorum. Ama bunun farklı yöntemleri var. Asgari ücretlinin eline geçecek paranın yükselmesini mi istiyor siyaset yapanlar, o zaman samimi iseler ve herkese eşit davranmak istiyor iseler asgari ücretten vergi yükünü kaldırsınlar bakın o zaman nasıl olay çözülüyor. Her asgari ücretli en az 350-400 lira vergi ödüyor, alma bu vergiyi, o vergi girsin asgari ücretlinin cebine... İşçi de rahatlasın, işveren de. İşveren devlete ödeyeceği vergiyi asgari ücretliye ödesin, asgari ücretli otomatikman 1350-1400 lira seviyelerine çıkan bir ücret alır, böylece işveren de mağdur olmaz.
Siyaset, toplumun tamamını rahatlatmak için yapılır. Bir kesimi rahatlatıp, bir diğer kesimi rahatlatmaz iseniz bunun altından çıkılmaz. Her ne hikmetse, kimse de çıkıp, arkadaş bu işin bu yönü var, demiyor veya diyemiyor. Geçenlerde gazetelerde vergi dairesine borcunu ödeyemeyip işyerini kapattığı için ilân verilen firmaların isimlerini okuyunca inanın üzüldüm. Yüzlerce insan işyerini kapatıp ortadan kaybolmuş. Bu insanlara yazık günah değil mi arkadaş? Bunların çoluğu, çocuğu ne yer ne içer, neden bu insanlar bu şekilde mağdur olmuşlardır bunu bir araştırmak gerekmez mi? Basın, toplumun vicdanı ise -ki öyle olmalıdır- bu konuları tarafsız ve doğru değerlendirmek zorundadır. Dikkat ettim de bu konuya bir Allah'ın kulu değinmiyor. Oysa ki bazı yayın organlarının yüzlerce çalışanı var. Bu konu bizden çok onları ilgilendirmesi gerekirken buna rağmen hiç seslerinin çıkmaması çok enteresan değil mi? Basın, toplumun ortak sesi değil de menfaat gruplarının sesi oldukça, kimse bu ülkeden bir şey beklemesin, diyerek, sözlerime son veriyorum. Kalın sağlıcakla.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (9)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.