BİR BEKLENTİM VAR BENİM

Adem Alan

Bir gün; Muhterem Cübbeli Ahmet, Mustafa İslamoğlu, Abdullaziz Bayındır, Hayrettin Karaman v.b. Hocalarımız, çıkıp kürsülere şöyle bir vaaz etseler :

İnanın çığır açarlar, hatta, Müslümanlara güzel bir şekilde;fikrî ve tarihi hizmet etmiş ,hayırlı bir işin önünü açmış olurlar.
Madem hepsi İslam’dan bahsediyor, madem hepsinin ortak derdi İslam ve Müslümanlar…

Yaparlar mı, yapabilirler mi acep!

 

Muhterem Cemaat!

Bu günkü vaaz konumuz, Osmanlı’nın son dönemi olan yıkılışı ve İstiklal harbimizdir.
Osmanlı’nın son üçyüz yılı; karışıklıklar, mağlubiyetler, içerden ihanetler dışardan saldırılarla geçmiştir.
Bunları uzun uzun anlatmayı tarihçilere bırakıp, biz son dönemine gelelim.

Şanlı Çanakkale direnişinden sonra, düşmanlar Çanakkaleyi geçip, o günkü 460 yıllık başkentimiz İstanbul’u 13 Kasım 1918 günü işgal ettiler.
Osmanlı tahtında, 36.ncı Osmanlı padişahı ve 115.nci İslam Halifesi  Sultan Vahdettin Han bulunuyordu daha tahta geçeli 4 ay bile olmamıştı.
İşgal edilen payitahtta artık, İngiliz, Fransız bayrakları dalgalanıyordu!
Padişahın ve halifenin hükmü; bırakın İslam Dünyasını, Anadolu’yu, İstanbul’u, ikametgahı olan Dolmabahçe sarayının etrafında bile geçmiyordu.
Meclisi Mebusan dağılmış, ülkenin her yanından işgal haberleri geliyordu.
Sultan milletimize son bir iyilik ve Devlet Adamlığının en güzel gereğini yaparak, güvendiği paşaları ve özellikle Mustafa Kemal Paşa’yı; Özel bir görev ve sınırsız bir yetki fermanıyla Anadolu’ya gönderdi.
Osmanlı’nın yetiştirdiği bu paşalar; yılmadan, usanmadan, bıkmadan direnişi örgütleyip, Milli mücadeleyi başlattılar ve sonunda da o günün şartlarında ve imkansızlıklarında nispeten başarıya ulaşarak; batan bir imparatorluktan yepyeni bir Milli Devlet çıkardılar…
Tıpkı Selçuklu’nun yıkıldığında, Osman Bey’in yaptığı gibi.
Tek farkla:

Ülkeyi düşmandan temizleyenlerin önderleri yeni bir saltanat kurmayıp, tarihimizde ilk defa yöneticilerini milletin seçtiği Cumhuriyet Rejimini kurdular…
Cumhuriyet; dinimizin ruhunasaltanattan daha yakındır.

Cumhuriyetimizin kurucu kadrosunun kendi aralarındaki politik kavgaları her dönem olan kavgalardan biridir.

Bu tip kavgalar, siyasi yarışlar, gücü eline geçirenin haklı olduğu dönemler; Asrı saadetten sonraki İslam Tarihimizin hemen her döneminde benzer şekilde yaşanmıştır.

Bu gün dahi benzer şeyleri yaşıyoruz.

Teferruata bakarak, BÜYÜK RESMİ gözden kaçırmayalım.
Önemli olan işgalden kurtulmaktı, kurtulduk.
Yönetenleri bizim seçmemizdi, seçiyoruz…
Hukuksuzluk, siyasi haksız baskılar olabilir, olmasa daha iyiydi tabii ki!

İnşallah insanlarımız kendilerini daha iyi yetiştirdikçe, İnsani ve İslami Erdemler gönüllere yerleştikçe bu tip yanlışlıklar da son bulacak güzel günler gelecektir.
O güzel günlerin erken gelmesi , erdemlerin gönüllere yerleşmesi için, bu günleri görmemizde vesile olan İstiklal Harbimizin kahramanlarının ruhları için, yöneticilerimizin hak ve adaletten ayrılmamaları ve Allah rızası için El Fatiha.
Hocalarımızdan böyle bir vaaz beklemenin hayali bile cihan değer…
Olur bir gün inşallah.
Eğer hoca bildiklerimiz; dinde samimi iseler olur.

ENE’de samimi iseler asla olmaz!
Ben olacağına, doğrunun ikrar ve hakkın teslim edileceğine inanıyorum.

Yapmazlarsa, yapamazlarsa neden bunların anlattıkları İslama inanalım ki?

İslamı kendimiz arayalım…

Birbirini boğazlayacak kadar düşman kesilen, birbirini reddeden, sadece kendilerinden olursanız sevgi, aksi olursa kin ve nefret kusan insanlardan öğrenilecek İSLAM, Peygamber efendimizin getirdiği İslam değildir!

Şeklen öyle görünse bile ruhen değildir…
Şekli İslam her yerde var…Hele Suriye’de, Afganistan’da bol bol var!

Siz ruhunu arayın!

Bulursanız ben de sizinleyim….


 



 

 

 

 

 

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.