Başarısızlığın ardından

Muhammet Torun

Başarısızlığa uğrayan her şey aptalcadır.

İlk bakışta acımasız bir cümle. Hatta biraz haksız. Çünkü hepimiz başarısız olduk. Bir şeyleri denedik, olmadı. İnsanlara güvendik, yanıldık. Bir yola çıktık, yolun sonunda duvara çarptık. Şimdi dönüp bütün bunlara “aptalcaymış” demek kolay. Ama belki de mesele tam olarak burada.

Başarısızlık çoğu zaman geriye dönük olarak aptalca görünür.

Bir zamanlar büyük anlamlar yüklediğimiz şeyler, gerçekleşmediklerinde gözümüzde küçülür. “Bunu nasıl göremedim?” deriz. Oysa gördüğümüz şey ile görmek istediğimiz şey arasında her zaman küçük bir fark vardır. İnsan bazen gerçeği değil, gerçeğin olmasını istediği hâlini yaşar.

Bir ilişki bitince geçmişte söylenen güzel sözler bile saçma gelmeye başlayabilir. Bir proje başarısız olunca harcanan aylar boşa geçmiş gibi görünür. Bir hayal gerçekleşmeyince o hayale inanmış olmak bile insanın gururuna dokunur.

Sanki sonuç, başlangıcın zekâsını belirliyormuş gibi.

Başarılı olduysa vizyon.
Olmadıysa aptallık.

Belki de modern insanın en sevdiği yalanlardan biri bu.

Çünkü başarı geriye dönük olarak her şeyi akıllıca gösteriyor. Doğru yatırım yaptığını düşünürüz. Doğru insanı seçtiğini. Doğru zamanda doğru yerde olduğunu. Başarısız olanın ise bir yerlerde mutlaka hata yaptığını varsayarız.

Ama hayat bu kadar temiz çalışmıyor.

Bazen aynı karar, başka bir günde başka bir sonuç doğurabilir. Bazen elindeki bütün verilerle doğru kararı verirsin ve yine de kaybedersin. Bazen de tamamen saçma bir karar verir, şans eseri kazanırsın. Sonra kazanan kişi kendisini dahi sanmaya başlar.

Benim asıl derdim başarısızlığın kendisiyle değil.

Başarısız olduktan sonra kendimize yaptığımız muameleyle.

Çünkü insan kaybettiğinde yalnızca sonucu kaybetmiyor. Çoğu zaman geçmişteki kendisine de saldırmaya başlıyor. “Nasıl böyle düşündüm?”, “Nasıl buna inandım?”, “Nasıl bu kadar aptal oldum?”

Belki de kendimize karşı biraz daha adil olmamız gerekiyor.

Çünkü o zamanki sen, bugünkü sen değildi.

Bugünkü aklınla dünkü kararlarını yargılamak biraz hileli bir oyun. Bugün bildiklerini o gün bilmiyordun. Bugün gördüğün şeyi o gün göremiyordun. İnsan ancak yaşadıktan sonra bazı şeylerin ne kadar açık olduğunu fark ediyor.

Ve belki başarısızlığa uğrayan her şey gerçekten aptalcadır.

Ama yalnızca sonradan bakınca.

Çünkü bir şeyin işe yaramamış olması, onun denendiği anda anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bazı şeylerin değerini sonucundan değil, bize ne öğrettiğinden anlayabiliyoruz. Bazı yenilgiler insanı küçültmüyor; yalnızca yanlış yere ne kadar büyük anlam yüklediğini gösteriyor.

Ben artık başarısız olduğum şeylere bakarken eskisi kadar kolay “aptallık” diyemiyorum.

Çünkü insanın bütün hayatı biraz da başarısız olmuş ihtimaller mezarlığı.

Olmayan aşklar, biten dostluklar, yarım kalan işler, gerçekleşmeyen hayaller, gidilmeyen yollar…

Hepsi bir zamanlar mümkündü.

Sonra olmadılar.

Ve olmadıkları için aptalca göründüler.

Belki hayatın ironisi de bu zaten: İnsan çoğu zaman neyin doğru olduğunu başardığında değil, kaybettiğinde öğreniyor.

O yüzden başarısızlıktan utanmak yerine bazen dönüp kendimize şunu söylemek gerekiyor:

“Evet, aptalcaydı.”

Ama bunu söylerken kendimize gülmek için değil.

Bir daha aynı aptallığı yapmamak için.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.