ANGUTLUK...

Sami Kesmen

Angut bir kuştur. Fakat zavallı kuşun haberi bile olmadan adı, insan dünyasında pek itibarlı olmayan bir sıfata dönüşmüştür. Birisi düşünmeden konuştuğunda, göz göre göre yanlış yaptığında, kendisine kurulan oyuna tekrar tekrar düştüğünde hemen hükmü verilir; “Angutluk etme!” Doğrusu burada anguta biraz haksızlık edilir. Kuş, yaratılışının gereğini yapmakta, insan aklı olduğu hâlde aklının gereğini yapmamaktadır. Birçok tahsilli insan vardır, diploması duvarda asılıdır ama muhakemesi kapının dışında beklemektedir. Nice insan vardır; kitap okur, konuşur, nasihat eder, başkalarının yanlışlarını kilometrelerce öteden görür fakat kendi önündeki çukuru fark edemez. Bilgi başka basiret başka, zekâ başka akıl başka, görmek başka gördüğünü anlamlandırmak başkadır.

Bir insan diğer insanı bir defa kandırabilir. Burada onun kurnazlığından söz edilebilir. İkinci defa aynı yöntemle kandırdığında biraz daha dikkatli olmak gerekir. Üçüncü, dördüncü, beşinci defa aynı senaryo oynanıyor, sadece oyuncuların elbiseleri değişiyorsa artık bütün kabahati karşı tarafa yüklemek kolaycılık olur. Bir noktadan sonra mesele kandıranın maharetinden çıkıp kandırılanın tedbirsizliğine, angutluğuna/ahmaklığına dönüşür. Peygamber Efendimizin ölçüsü ne kadar açıktır; “Mümin bir delikten iki defa sokulmaz.” (Buhârî) Dikkat edilirse hadis, mümine “Kimseye güvenme!” demiyor. “Bir defa yanıldın diye herkesten şüphe et!” de demiyor. Yaşadığından ders çıkar, diyor. Müminin kalbi temiz olabilir ama hafızası boş olmamalıdır.

İyi niyet güzeldir ama aklı devre dışı bırakmak değildir. Merhamet fazilettir fakat istismara açık kapı bırakmak değildir. Affetmek büyüklüktür fakat aynı yanlışı tekrar yapabilmesi için karşıdakine sınırsız kredi açmak değildir. Hüsnüzan esastır ama gözün önündeki hakikati inkâr etmek anlamına gelmez. Bazı insanlar “Ben herkesi kendim gibi biliyorum.” derler. Bu, kulağa hoş gelir fakat büyük bedeller ödemeye neden olur. Siz dürüstsünüz diye herkes dürüst değildir. Siz verdiğiniz sözü tutuyorsunuz diye herkes sözünün eri değildir. Siz emanete ihanet etmiyorsunuz diye herkes emaneti korumaz. Siz dostluğu menfaatin üzerinde tutuyorsunuz diye herkes dostluğa aynı anlamı yüklemez. İnsanları kendi ahlâkımızla ölçmek yerine onların tekrar eden davranışlarıyla tanımak gerekir. Çünkü insanın kim olduğunu en güzel anlatan şey; kendisi hakkında söyledikleri değil, fırsat eline geçtiğinde yaptıklarıdır.

Sevgi konusu da böyledir. İnsan sevdiğine karşı bazen gözünü değil, aklını da kapatır. Kusurları görür ama mazeret üretir. Yalanı yakalar ama açıklamasına inanmak ister. Vefasızlığı fark eder ama “Belki düzelir.” der. Onuncu defa aynı şeyi yaşadıktan sonra hâlâ on birinci defanın farklı olacağına inanır. Böyle durumlarda problem artık karşıdakini tanımamak değil, tanıdığımız gerçeği kabullenememektir. Ticarette de, siyasette de, dostlukta da, aile ve sosyal ilişkilerde de durum aynıdır. Çok kazanma hırsıyla hesap yapmadan işe giren, tatlı söze kanıp belgesiz borç veren, geçmişte defalarca sözünde durmamış birinin yeni vaadine bütün sermayesini bağlayan insan; sonrasında sadece karşısındakinin kötülüğünden şikâyet ederek kendisini temize çıkaramaz. Kötülüğü yapan elbette kötüdür, fakat tedbir almak da aklın vazifesidir.

Kur’an insanı bunun için tekrar tekrar akletmeye, düşünmeye ve ibret almaya çağırır. “Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” ikazının muhatabı sadece bilgisiz insanlar değildir. Çünkü insanın problemi çoğu zaman akılsızlık değil; öfkesinin, sevgisinin, hırsının, kibrinin veya menfaatinin aklının önüne geçmesidir. Esas tehlike de budur. İnsan bazen aklıyla değil öfkesiyle karar verir, sonra aklına faturayı ödetir. Bazen hırsıyla yatırım yapar, zarar edince kaderi suçlar. Bazen duygularıyla insan seçer, ihanete uğrayınca bütün insanlığı suçlar. Bazen işaretleri göre göre yürür, çukura düşünce “Bu çukur burada ne arıyordu?” diye kızar. Çukurun orada bulunması ayrı mesele, göz açıkken içine yürümek ayrı meseledir.

Tecrübe, insanın başına çok şey gelmesi değil, başına gelenlerden bir şey öğrenmesidir. Altmış yaşına gelmiş ama aynı hataları tekrarlayan birisi tecrübeli sayılmaz, sadece uzun yaşamış olur. Bazen yirmi yaşındaki bir genç yaşadığından ders çıkarır, bazen yetmiş yaşındaki insan aynı duvara başını vurmaya devam eder. Akıllı insan; hiç hata yapmayan insan değil, hatalardan ders çıkarandır. “Angut Olmak” denen hâlin en güzel tarifi; gerçeği gördüğü hâlde görmemek, yaşadığı hâlde öğrenmemek, bildiği hâlde uygulamamak ve bütün bunların sonunda kabahati sürekli başkalarında aramaktır. Angut/ahmak insan; kendisine verilen akla rağmen, kendi eliyle kendisini gülünç duruma düşürendir.

Özetle; insan saf olmamalı ama kötü de olmamalıdır, güvenmeli ama kontrolü da bırakmamamıdır, affetmeli ama olaydan ders de çıkarmalıdır, sevmeli ama aklını kaybetmemelidir, hüsnüzan etmeli ama basireti de kapatmamalıdır. İnsanı insan yapan sadece aklının bulunması değil, aklını zamanında, yerinde ve gerektiği kadar kullanabilmesidir. Kur'anda şerefli varlık olarak tarif edilen; angut ve ahmak da, kahpe ve nankör da, asi ve zalim de olmamalı, hayvanlardan aşağı duruma düşmemelidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.