İnsanoğlu her şeye muktedir değildir. Aslında bütün canlılar sosyal varlıklardır ve her bir varlığını devam ettirebilmesi için diyet canlı ve cansız varlıklara ihtiyaç duyar. Cenab-ı Hâk kâinatı böyle tasarlamıştır..Dünya Güneşe muhtaç, Ay Dünya'ya muhtaç. Şu buluta, bulut suya, toprak havata, hava toorağa gib...Sanki her zerre bir aparattır, trilyonlarca zerre bir araya gelerek kürreyi oluşturuyor. Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Zararlı gibi görünen nice varlıklar sır perdesi aralandığında faydası olduğu görülmektedir.
Burada beyinlerarası beslenmeler de söz konusudur. Kollektif akıl dedikleri odur işte! Herkes herkesten beslenir, düşünce ve duygusal dünyada büyük etkileşimler vardır. Bu manada ben de zaman zaman bazı yazar ve düşünce insanlarının yazılarından alıntılar yaparak yazı hayatıma renk katıyorum. Özellikle 60 yaşına merdiven dayamış, torun sahibi olmuş insanların bu yazıları dikkatlice okumalarını öneririm. Şimdi sizleri alıntı yazılarla baş başa bırakıyorum.
Altmışın eşiğini geçtiysen artık paraların soğuk sesini değil, anların sıcak yankısını saymanın vaktidir. Çünkü sen “belki gerekir” diye biriktirdikçe, o “belki”lerin gölgeleri keskinleşir; sabrının tükendiği anı kollayıp, kendine hiç layık görmediğin güzelliklere el koymak için bekler. Çalıştın, emek verdin, evlat büyüttün, acının her tonunu tattın. Şimdi sıra, günün ilk ışığını huzurla karşılamada; ertelediklerini kendine armağan etmede; en pahalı kahveyi içip, göğsünde hafif bir suçluluk değil, içten bir tebessüm taşımada. Delice işlere atılma; gözleri parlayan ama faturaları hep ödenmemiş o “girişimci” çocuğunun ateşli heveslerine de kolayca kapılma. Ve unutma: Çocuklarının evinde yaşamak sana huzur değil, gölge olur. Onları ziyaret et, kokularını içine çek, sarıl… ama kendi kapını ve kendi dinginliğini muhakkak koru.
Kimsenin yükünü omuzlamaya çalışma artık. Torunlar gülüşündür, sorumluluğun değil; çocuklar sevginindir, geçimin değil. Bu yaşta bedenin kıymetlidir, ama asıl hazine ruhunun aydınlığıdır. Hastalıklardan, ilaçların adından fazla söz etme; yolculuklardan bahset, şarkılardan, taze yahut küllenmiş hatıralardan söz et. Ve biri sana “artık bir işe yaramıyorsun” dediğinde, zarafetinle gülümse… Çünkü o sözün ardındaki kişi, kimseye borçlanmadan bu kadar uzun ve dik yürüyebilmenin ne büyük bir kazanım olduğunu hâlâ anlayamamıştır. Gül, yaşa, bırak isteyen kendi acısına dökülsün. Sen zaten kazandın: Hâlâ buradasın, ayaktasın; bir hikâyen, bir duruşun, bir zarafetin var. Ve bu, ömrün sana verdiği en değerli armağandır.
Adamlar ne işler icat etmişler, neler yapmışlar, bakar mısınız! 7 yaşındaki bir çocuğun zekasını taşıyan ve birbirlerinden öğrenme yeteneğine sahip. Yeni Kaledonya kargalarını İsveç'te bir şirket işe almış. Kargaların işi sokaklara atılan izmaritleri toplamakmış. Yetkililer ciddi tasarruf sağlayan bu kargalara hizmet karşılığında karınlarını doyuruyormuş... Yetkili kimseler; kargalara sigara izmaritlerini toplamayı öğretebiliriz ancak insanlara izmaritlerini yere atmamayı öğretemiyoruz' demişler.'' Bunu diyen yetkililer sanırım Avrupalı insanları kastetmemişler. Zira Avrupa ülkelerinde yere çöp asla atılmaz, sigara izmariti yere atmanın cezası var. Bütün çabama rağmen çocuklara çöpü çöp kutusuna atmayı öğretemedim. Öğretebilen öğretmen de çok azdır sanırım. Muhteşem bir tespit. Bir şeyin batıl olması için her zaman yanlış olması gerekmiyor. İçinde hakkın temel özelliklerini barındıran birçok şey de batıl olabilir. Hatta en tehlikeli batıl hakka en yakın olan batıldır. Çünkü onda doğruyla karıştırılma ve insanların daha kolay aldatılma ihtimali yüksektir.
Selâm ve dua ile.