"" A Ş K I M

Kenan KOÇ

"" A Ş K I M

Yürüyorum yolda.. Maşallah çoğunun elinde telefon..Ve bir o kadarı da "Aşkım" diyor karşı tarafa ,duyuyorum..Allah Allah !!! Sanki konuşulanların hepsinin adı AŞKIM..
.
Aşkım aşağı ,aşkım yukarı..Ne kadar entrasan ve tuhaf,dikkat çekici..
.
Yapmayın !!! Bayanlar,baylar.;. yapmayın.!!. Bu kadar ucuza gitmesin bu üç harf.. O kadar basit ve ucuz mu yaaa..?
Aşkım.!!.Daha dün bir ,bugün iki gün olmuş; birbirinize merhaba diyeli,tanışalı şu veya bu şekilde…hepsi birer çay içmişsinizdir, yaş pasta bir dilim belki yanında...O kadar!!..Ama hitap "Aşkım!"..

Bu kelimeden tiksinir oldum.. O da hep birbirinden etkilenme,basite inmiş kelime alışkanlığı.. Sırf bu yüzden hayatımın anlamı,yaşama gayem ve sevincim olan eşsiz emsalsiz eşime bir kere olsun aşkım diyemedim...Demeyeceğimde.. Çünkü onu her şeyden çok seviyorum,seveceğimde..

Her yerde,her ortamda vara yoğa,yerli yersiz; her şeye bu şekildeki hitap aslında afilenmek,caka, hava cıva işte.. Az ilerde köpeği ile yürüyen hanımefendi'nin hayvan severliği takdire şayan..Ne hoş!!! Ya o da tutup “ aşkım ! “ diye seslenmez mi !!! Ya tamam; eşin,sevgilin,arkadaşın, çocukların aşkın da; ya köpeğin nerden aşkın oluyor anlamıyorum ki.. Yok mu o cici ve cins köpeğin bir adı ki ? Hitap etsen,çağırsan o adı ile .

Pekala nedir bu aşk denilen şey ?


AŞK MI SEVDA MI ????

Ne ezgiler söyler
dalgalar uzaklar da
nice umutlar
açar baharlar da!!!

Nişan aldı adam
vurdu on iki den
nişanlandı
vuruldu yüreğinden !!!


SARM : Bir şeyi kökünden ayırmak; AŞIK ise iki kişiden birinin ötekine duyduğu özel sevme duygusudur.
Birleştirildiğinde iki kelime : SARMAŞIK olur değil mi ? sevdi, sardı ve aşık oldu .. Netice : Kökünden ayrılış !!! İşte AŞK !!!!
Neden ayrıldı kökünden derseniz işte onun da izahı şu : Aşk kelimesi, Arapça aşekadan gelir. AŞEKA, bir ağacı saran, besinini ağaçtan alan ve zaman içinde ağacı kurutarak öldüren sarmaşığa denir. ( Literatür bilgi ) İşte AŞK !!!! Sen varlığını idame için sarıl sevdana,ye, beslen,sömür ve öldür.. Egoist duygular !! Yok arkadaş yok ,sevmek ömürlük iken ; neden aşık olup ta öldürelim ki sevda yüklü yürekleri !!!!

Ben beşeri ilişkiler de hep öne sürülen,ortaya konulan bu kelimeyi sevemedim hiç.. Taşıdığı anlamlar üzerindeyken !!!

Ancak ilahi anlamda Allah'a duyulan kuvvetli ve sağlam sevgi için kullanılmasına itirazım yoktur asla !!!

Aşkın ne çok hali var !!! (Yalın, e , i . de , den ) halleri bilinen !!! Vurun bir de üzerine ;( hava,cıva,sıvı,buhar ) hallerini ..Ve devam edin ; (vay,of,ah,yandım ) hallerini.. Ya en iyisi koyun işte den den işaretini de uğraşmayın boş yere değil mi??

Hani şu filozof veya feylezof , düşünürlerin söylemlerin de yakalar,inanırsınız ya ...Bir de fenomenleri vardır ya ;AŞK martavallarının !!!! Geçiniz siz !!! Köpeğine, bir bardak çay içtiği arkadaşına " AŞKIMMM !!" diye seslenenler oldukça ;ayak altında kalacak veya ağızlar da çiğnenilen bir sakızdır bu üç harf !!!!!

Aşkı yazmak; senaristlerin işi, masal gibi !! Oyuncuları profesyoneller !! Masallar ise belli .. Ama salonlar dolar, aşk üzerine kitaplar bulunmaz tezgahlarda, biter tükenir.. Hepsi aşka inandırma sahtekarlığı bence.. Allı güllü, pullu simli ,heyacanlandırıcı kelimeler,serüvenler.. İyi güzel de seyri; okuması sürükleyici.. Ama hep bitişler aynı.. Hüsran ve ayrılıklar da ölümler !!! Geçin !!! Bırakın aşk maşk martavallarını.. Yok öyle bir şey.. Varsa da hayallerin ürünü; sevdanın hastalık hali.. Öyleyse bırakın siz aşkları,aşkı amatörce sevdalarınızı yaşayın daha iyi !!!

 


Ne çok mevsimler
öldürdüm özlemlerimle !!!
Gel geriye saralım
yalan dünyayı makaralara !!!
Ve ne kadar yaşanmamışlık
varsa mutluluk adına
başlayalım dolamaya kollarımız da !!!!
Zaman geleceğe çeker
götürür her şeyi !!!
Gel bırak aşkı
önce öğrenelim sevmeyi !!!!

 

 

Aslında tarif ve tanımında çok izahlar,veciz sözler söylene gelmiştir ve bu hep böyle devam edecektir de.. Yıllardır bende inceledim,bir şeyler dedim kendimce..Bir türlü de tanım konusunda da neticeye varamamıştım.. Ta ki çok değerli yazar SUZAN TÜTER MUMCU'nun aşağıda pasajlar halinde vereceğim AŞKIN ESRARI adlı makalesini okuyana dek…

(((((Tam onbir yıl önce, hüzünlü bir sonbahar akşamında, kırk yıllık hayat arkadaşımı, aniden kaybedince, hayatımın ışığı, gözümün nuru söndü bir anda. Karanlık bir boşluğa yuvarlanmaya başladım. Bütün çabalarıma rağmen, aydınlığa ulaşamıyordum………………………………………….
Sonra, adresi belli olmayan ve cevabını hiçbir zaman alamayacağım aşk mektupları, sonra da onunla yaşadığım güzel anıları… Ama beni yakan hasret dinmiyordu bir türlü. Onu görememek, ona dokunamamak, kokusunu, sıcaklığını hissedememek çok acı veriyordu bana.
Fakat bir gün elime geçen bir kitap düşüncelerimi değiştirmeye ve gerçeği görmeme neden oldu aniden. Graham Greene'nin “Zor Tercih” adlı kitabıydı bu. Sarah ile Maurice'in imkânsız aşkıydı konusu ve beni en çok etkileyen bölümü aynen şöyleydi:
Genç kadınla, iki dakika önce birlikte olduğu sevgilisi odadan çıkar çıkmaz, başlayan bir hava bombardımanından, bulundukları ev isabet alır ve delikanlının gittiği yer çöker. O korkunç anda, genç kadın, yaşadığı çaresizlik karşısında, aslında pek de inanmadığı Tanrıya sığınır, dizlerinin üstüne çöküp yalvarmaya başlar.
“İnandır beni” der, “ o yaşarsa sana inanacağım. Ona bir fırsat tanı. Bırak mutluluğuna sahip olsun. Bunu yap inanacağım sana.”
Tanrıyla pazarlığa oturup en çok sevdiğinin yaşaması karşılığında, onu bir daha hiç görmeyeceğine ant içer ve tanrıya, ”insanlar seni bir kere bile görmeden seviyorlar, öyleyse birbirlerini de görmeden sevebilirler” der.
Biraz sonra kapı açılır, kadının öldü zannettiği sevgilisi içeri girer.
Kadın sevdiği adama kavuşmuş ama onu kaybetmiştir.
Ve onun yaşadığını gördüğü anda, biraz önceki pazarlığın ağırlığını fark edip “Keşke ölseydi” der.
Fakat daha sonra, bir insanı görmeden de sevmenin mümkün olduğunu ve aşkın, bir dokunuşa, bir bakışa, bir sese, bir bedene, bir ümide ihtiyacı olmadığını düşünür. Arada bir beden olmadan, bir ruhun, bir başka ruha kendini adamasının aşkı yücelttiğini, gerçekleştirdiğini anlar.
Daha sonra iki sevgili bu konuyla ilgili olarak tartışırlar.
Kadın:
“İnsan sevdiğini görmeyince aşk biter mi? Düşünsene Tanrıyı da hiç görmedik ama onu çok seviyoruz” der.
Adam:
“Ama benim ki o tür bir sevgi değil Sarah”
Tanrıya inancı iyice kuvvetlenmiş olan kadın:
“Belki de başka tür bir sevgi yok maurice, - sevmeye devam edebilmek için onu görmeliyim- demeyecek kadar büyük bir iman, büyük bir bağlılıktır aşk” diye cevap verir………………………………………
Bu kitap sayesinde gözümün önündeki perdenin aralandığını ve içimdeki karanlığın aydınlandığını hissettim. Sevginin bir bedene, bir dokunuşa, bir sese ihtiyacı olmadığını; gerçek aşkın, kâinatın yaratıcısının bir mucizesi olduğuna inanmaya başladım. Beşeri aşktan ilahi aşka doğru bir merhale olduğuna ve cüz-i aşkı tadarak, külli aşka ulaştığımıza emin oldum.
Âdemin Havva'ya, Mevlana'nın Şems'e, Mecnun'un Leyla'ya, Züleyha'nın Yusuf'a olan aşklarını şimdi daha iyi yorumlayabiliyorum. Ve “Yaradılanı sev, yaradandan ötürü” diyen Yunus'a daha çok hak veriyorum.
Kur'an-ı Kerimi, Mesnevi'yi, Divanı Kebir-i, Fihi Mafih'i, “Cübbemin altında Allah'tan başkası yoktur” diyen Cüneyt Bağdadi'yi, “Ene'l Hak” dediği için darağacına gönderilen Hallac-ı Mansur'u, İbn-i Arabî'yi ve kâinatı okuyorum ve anladım ki:
Aşk bir heves, bir macera, bir tutku ve cinsellik değildir. Hele hele bencillik hiç değildir. Kendinden geçiştir, ben değil biz olmaktır. Hatta biz değil bir olmaktır. "Seven benim, sevdiğim de ben " diyebilmek, varlığa aşık olarak onu var edene ulaşabilmek ve onun aşkıyla eriyip yok olabilmektir.
Kainatın sebebi, var oluşumuzun aslıdır aşk. İbni Arabi'nin deyişiyle

Biz aşktan sudur ettik.
Aşk üzerine yaratıldık
Aşka doğru yöneldik
Aşka verdik gönlümüzü.

Gönlünü aşka veren bir insan olarak, aşkı yazmaya uğraşıyorum yıllardır. Ama sonunda anladım ki aşk yazılamaz, aşk anlatılamaz, aşk ancak tadılarak öğrenilir fakat ne yazık ki tadan da tadını tarif edemez. Hz Mevlana'ya sormuşlar “Aşk nedir” diye. “Ben ol da bil” diye cevap vermiş. Ben de acizane olarak “mecnun olanlar anlar” diyorum. Ve sus pus olarak, yanarak, çıldırarak yazmaya devam ediyorum. Dile getiremediklerimi, yüreğimin ateşiyle kor olmuş harflerle ve damarlarımda alev seli gibi akan kanla, kâğıda dökmeye çalışıyorum. Kalem kendi kendine mi yazıyor? Yoksa harfler aralarında birleşerek mi manalanıyor? Bilemiyorum. Ama aşk denilen mucizenin beni yönlendirdiğinden eminim.))))))

Bu makalenin üzerine bir şeyler yazma şansım yok.. Sadece susuyorum.. Umarım yukarıda dile getirdiğim bu konunun uydurmacılarının artık akutlaşmış,dil alışkanlığının esiri olarak hitap ettikleri AŞKIM kelimesinin hakkını vermeleridir..

Aşk; görmeden,temas etmeden hissetmek,tapmak ve yaşamaksa; lütfen bu kelimeyi hak ettiği şeklinde kullanalım.
 
Sevgiler de,sevilmeler de kalmak dileğimle !!!

 

                      ŞİİR SARNIÇI

• YILDIZLAR YAĞAR GÜLÜMSEMELERİNDE

Biri beyaz, biri siyah; iki iplik
Sarılıverdi bir çilelik yumakta
Mümkün değil sensiz yalnızlıklar bile
Kollar gökyüzünün ap'ak boynunda


Elleri okşarken dul bir acı
Oturmalı gün batımlarına karşı, çay ve rüzgârlar içmeli.
Göğüslerden damlamalı sevginin mis kokulu teri
Kurtulmalı öyle çirkin yalnızlıklardan…
Akıl unutulmuş, yürekler sevmiş gibi.


Bilir mi uzaklar geçildiğini ellere dokunulmasa
Düş yolcusu gezgin gibi yüreğin kıyısına vurulsa, yıldızlar şarkılara susarken
Bakalım nasıl şeymiş yaşamak,
Siz de uyanın hele uykulu güvercinler
Kimselere ödünç verme sevincini
İnce bir yağmur olur gün doğumlarında belki.


Zaman örer acısını ağların,
unutulmamalı sevdaların şarkısı.
Binlerce yıldız yağar bir gülümsemende
Titresin bir bestenin uykusuz gecesinde
Kalemimde vurulmuş boyunları kara sevdalıların;
Mahmurlara boyanmış bir akşamın nefesinde
Yetim bir kuş çırpınır durur tamburun kafesinde...

Bir gül düşer özleminden boşluğa
kalır kendi halinde ve sesinde
Çoğaltıp sevgiyi gökyüzü kadar,
Oturup bölüşmeli yalnızlığı ve sevdayı
Gözlerinde tarlalar henüz uçsuz bucaksız,
mümbit görülürken nadastaki tarla
Yüreklere artık sevgi tohumları ekilmeli
Avuç avuç, bakılmalı, büyütülmeli,
Doyasıya paylaşılmalı ..
Öyle değil mi?


Acı ve sıkıntıyla
Eziyet ve kötülüklerle berabere kalınmaz
Ya yenilecek ya da yeneceksin.
Onlarcası yenildi. Pes ettiler... Gittiler.
Kimse de tutmadı ellerinden
Ama sen! Sen yenmelisin mutlaka.
Hem o kadar farklı ve o kadar güçlüsün ki…
Ve ne istersen var tutacak ellerinden...
Öyle değil mi?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.