1448 HİCRÎ YILI VE MUHARREM AYI...

Sami Kesmen

Yeni bir hicrî yıla daha ulaşmanın huzurunu ve heyecanını yaşıyoruz. 1448 Hicrî yılı, Müslümanlar için sadece bir takvim değişikliği değil; aynı zamanda bir muhasebe, yenilenme ve yeniden yön belirleme fırsatıdır. Çünkü hicrî takvim, sıradan bir zaman ölçüsü değil, İslam medeniyetinin ruhunu ve tarihini taşıyan bir zaman anlayışıdır. Her yeni hicrî yıl, bizleri Peygamber Efendimizin ve ashabının gerçekleştirdiği büyük hicret hadisesini yeniden düşünmeye davet eder.

Bilindiği gibi hicrî takvim, Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eder. Hicret; sadece bir şehirden başka bir şehre göç etmek değildir. Hicret, inancı korumak için fedakârlık yapabilmek, Allah'ın rızasını her şeyin üzerinde tutabilmek ve gerektiğinde konfor alanını terk ederek hakikatin yanında yer alabilmektir. Bu sebeple hicret, tarihte yaşanmış bir olay olmanın ötesinde, her Müslümanın hayatında sürekli devam eden manevi bir yolculuktur.

Bugün de bizlerin hicrete ihtiyacı vardır. Ancak bu hicret kilometrelerle ölçülen bir yolculuk değil; günahlardan tövbeye, gafletten uyanışa, cimrilikten cömertliğe, kinden merhamete, gösterişten ihlâsa doğru yapılan bir gönül yolculuğudur. İnsan bazen kötü alışkanlıklarından, bazen nefsinin esaretinden, bazen de yanlış düşünce ve davranışlarından hicret etmek zorundadır. Gerçek başarı da işte bu manevi dönüşümü gerçekleştirebilmektedir.

Hicrî yılın ilk ayı olan Muharrem ayı ise İslam tarihinde özel bir yere sahiptir. Kur'an-ı Kerim'de "haram aylar" olarak bildirilen dört mübarek aydan biri Muharrem'dir. Bu aylarda savaşmak ve insanlara zarar vermek yasaklanmış, barışın, güvenliğin ve huzurun hâkim olması hedeflenmiştir. Muharrem ayı, insanlığın huzura ve kardeşliğe ne kadar muhtaç olduğunu hatırlatan önemli bir zaman dilimidir.

Peygamber Efendimiz Muharrem ayı hakkında, "Ramazan'dan sonra en faziletli oruç Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur." buyurmuştur. Bu ifade, Muharrem ayının manevi değerini açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle Muharrem ayının onuncu günü olan Aşûre günü, Müslümanlar için ayrı bir öneme sahiptir. Rivayetlere göre birçok peygamberle ilgili önemli hadiseler bu günde gerçekleşmiştir. Hz. Nuh'un gemisinin tufandan kurtulması, Hz. Musa'nın Firavun'un zulmünden kurtuluşu ve daha pek çok ilahî lütuf Aşûre günü ile ilişkilendirilmiştir.

Muharrem ayı denildiğinde akla gelen en önemli hadiselerden biri de hiç şüphesiz Kerbelâ'dır. Peygamber Efendimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin ve beraberindeki ehlibeyt mensuplarının Kerbelâ'da şehit edilmesi, İslam tarihinin en acı olaylarından biridir. Kerbelâ, sadece bir matem günü olarak değil; adaletin, hakikatin, cesaretin ve onurlu duruşun sembolü olarak anlaşılmalıdır.

Hz. Hüseyin'in mücadelesi, hakkın karşısında eğilmeyen bir şahsiyetin ve inancından taviz vermeyen bir duruşun örneğidir. Ancak Kerbelâ'yı ayrışma ve düşmanlık vesilesi yapmak yerine, birlik ve kardeşlik şuuru ile değerlendirmek gerekir. Çünkü Hz. Hüseyin de bizimdir, Hz. Hasan da bizimdir, ehlibeyt de bizimdir. Onları sevmek, Peygamber Efendimizi sevmektir. Onların hatırasını yaşatmak ise ahlâklarını, dürüstlüklerini ve fedakârlıklarını hayatımıza taşımaktır.

Yeni yılın bereketi, sadece günleri değişmesinde değil; insanların değişmesinde gizlidir. Eğer yeni hicrî yıl bizi daha dürüst, daha merhametli, daha adaletli ve daha samimi bir Müslüman hâline getiriyorsa, işte o zaman gerçek anlamda yeni bir yıla girmiş oluruz. Aksi hâlde değişen sadece takvim yaprakları olur. Bu vesileyle 1448 Hicrî yılının; ülkemize, İslam âlemine ve bütün insanlığa huzur, barış ve kardeşlik getirmesini Yüce Allah'tan niyaz ediyorum. Yeni hicrî yılımız mübarek olsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.