Atalay'dan Habur itirafı
Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Beşir Atalay, demokratik açılım projesinin "yol kazası" Habur'da yaşananlarla ilgili özeleştiri yaptı ve AK Parti'nin hatalarını bir bir sıraladı:"Biz dağdan inişin ilk örneğini göstermek istiyorduk. Devletin istihbarat kurumları bunları organize ettiler. Ama bildiğiniz Habur yaşandı. Öyle olmayabilirdi. Biz de geriye baktığımızda daha iyi organize edilebilirdi diye kendimizi birçok yönden irdeledik." Atalay, DTP'nin yöneticileri ile Diyarbakır'da Mehdi Eker'in ofisinde yaptıkları görüşmeleri de açıkladı. AK Parti'nin Kürt sorununa ilişkin cesur çıkışlarını "AK Parti devrimci bir partidir" ifadesiyle özetlemesi dikkat çeken Atalay, KCK operasyonlarının ise Kürtler üzerindeki vesayeti ortadan kaldıracağını söyledi.Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Beşir Atalay, Star gazetesine verdiği ropörtajda Türkiye'nin Kürt sorununun ve demokratik açılım hamlesinin neresinde olduğunu, Dağdan inen PKK'lıların Habur'u gövde gösterisine dönüştürmesinde yaşanan ihmal ve sorumsuzlukları, PKK'nın üst üste darbe aldığı operasyonların ardından içinde bulunduğu durumu, Uludere'deki bilinmeyenleri, KCK operasyonları ve askeri operasyonların bölge halkında nasıl bir etki bıraktığına dek birçok konuda merak edilen soruları yanıtladı.
Atalay, merak edilen tüm soruların yanıtlarını bu ropörtajda verdi....
TERÖRDE GELİNEN NOKTA
Bugün geldiğimiz noktada benim içimdeki duygu şudur: Türkiye bu sorunu artık kökten çözecek. Ve AK Parti hükümetleri dönemi bunun için çok büyük fırsattır. Çünkü AK Parti dönemlerinde bu sorunlar derinlemesine ele alındı, çözüm için çalışıldı. Yoksa bugüne kadar olduğu gibi daha büyük açmazlar olurdu. Son dönemdeki karmaşık görüntüye rağmen toplumun her kesiminde bu konuda daha rasyonel düşünme, daha demokratik, konuları daha rahat konuşma özelliliği arttı. Artık her kesimde bu konuda pozitif değerlendirmeler oluyor. İnsanlar kim kimdir, daha iyi tanıdı, tanıyor. Şu an öyle bir noktadayız. Umutluyum, umutluyum.
KURULUŞUMUZDAN BERİ KÜRT SORUNUYLA İLGİLİYİZ
Bu, derinlikleri olan bir sorun. AK Parti'nin Türkiye'nin sorunlarıyla yüzleşmesi ve bir anlamda devleti de yüzleştirmesini sadece 2009'da başlayan demokratik açılımla sınırlamamak lazım. Biz iktidar olduğumuz gün başladık bu sorunlarla yüzleşmeye. Bunun için hem icraatlarımıza hem yazılı dokümanlarımıza, hem de Türkiye'deki değişen gelişen devlete atmosfere bakmak, AK Parti'nin bu sorunlara bakışını o köklü paradigması, siyaset anlayışı içinde değerlendirmek lazım. Ben AK Parti'nin vitrininden ziyade mutfağında çok çalıştım. Kurulurkenki programından başlayarak bütün seçim beyannamelerinin, hükümet programlarının oluşmasına yoğun katkı verdim. Oradaki her cümleyi çok önemsiyorum çünkü çok düşünüp tartışarak müzakere ederek yazdık. Türkiye'yi değiştirmek, şeffaf, açık bir ülke haline getirmek, geçmişte devletin veya devlet adına birilerinin yaptığı hukuksuzları yanlışları açığa çıkarmak, daha açık bir toplum haline getirmek, herkesin her şeyin bildiği ve geleceğe de daha umutla baktığı bir ülke haline getirmek istedik. Bu konuları bu derinlikte ele aldık.
ŞARTLARIN OLGUNLAŞMASINI BEKLEDİK
Yazılı dokümanlar dışında daha keskin başlayış tespit etmek gerekiyorsa Başbakanımızın 2005 Diyarbakır konuşmasıyla başlatmak daha doğru olur. Daha sonraki çalışmalar o kabul üzerine gelişmiştir. 2005 yazı öncesi ve sonrasında o sürecin birebir içinde olan biriyim ben. Sonraki o konuşmalar, tartışmalar, görüşmeler. Tabi bir de olgunlaşma bekliyorsunuz. Bazı konuları daha somut ele almak, üzerine yürümek için konunun olgunlaşmasını bekliyorsunuz.2009'a geldiğimizde bu konu epey olgunlaşmıştı o zaman için. Her kesimde daha pozitif, çözüme dair konuşmaların, demokratikleşme sürecinin bütün sorunları çözebileceği yönünde umutların arttığı bir dönemdi. Ve öyle bir karar verdik.
10 YIL ÖNCE KÜRTÇE KASET BİLE DİNLENEMİYORDU
Bu politikaların, belki de en önemli özelliği vatandaşı tekrar kazanmak. Burada yine devlet kazanır. Her kesimden vatandaşın kendi devletine güveni artacak. Devletten ürken, kaçan, endişeler içinde yaşayan vatandaş değil devlete güvenen vatandaş. Devlet bunları hep kazanmıştır. Bu, saydıklarımız, tüm sorun yaşayan vatandaşlarımız için geçerli, sadece Kürtler için değil. Bu dönemde neler yapıldı ona bakmak lazım. Bizzat BDP milletvekilleri anlattı, daha on yıl önce bir müzik kasetini gizli gizli, el altından ulaştırarak müzik dinlenilen bir ortam vardı. Bakın oradan her şeyin rahatladığı bir ortama gelindi. Kürtçe TV yayınını kimse düşünemezdi bu ülkede. Hele 30 yıl terör yaşanmış bir ülkede kolay değil.
KÜRTÇE YAYIN İÇİN ÇOK UĞRAŞTIM
Neticede yarım saat... Üstelik TRT 3'te... Sonra o yönetmelik çıktı. O yarım saatte spiker nerede oturacak, ne giyecek, bayrağımız nerede duracak vs.ye kadar düzenlenmiş bir yönetmelik olarak çıktı. Biz bu alanda daha ileri politikalar başlattığımızda bütün bunların bir anlamı kalmadı ve demokratik açılım kapsamında özel televizyonlar dahil devletin televizyonu 24 saat yayın başlattı. Seçim Kanunu değişti.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.