Kısa Kısa-Kıza Kıza!

Adem Ertürk

 -Uzun zaman önce bir tanıdığım vardı. Çoğu kimsede olmayan ilginç özelliklere sahipti. Felsefesi: Üretilen bir şeyin mutlaka bir alıcısı vardır. Başkaları alabiliyorsa ben de alabilmeliyim. Almalıyım! Fiyatı önemli değil. Her şey satılıktır. Mesela: Bir terliğe 200 TL verebiliyordu. Lokantaya gittiğinizde garsonları aşağılıyordu. Çünkü onlar, bile bile o mesleği seçmişler, tabi ki bize hizmet edecekler, diyordu. İmam- hatip kökenli olmasına rağmen bundan hiç bahsetmezdi. Ne zaman ki imam hatipli olmak prim yapmaya başladı, sosyal medya hesaplarında kullanmaya başladı. Milyonlarca dolarlık özel bir iş jetini düşün, bunun bir alıcısı var ki üretiliyor, o neden ben olmayayım? Boğazdaki yalılar; buralarda birileri oturuyor, o neden ben olmayayım? Benim onlardan neyim eksik? Süper lüks otomobilleri, başkaları para verip satın alabiliyorsa ben neden almayayım? Golf sahasına ben de gidebilmeliyim. Dubai’de ki geceliği 15 bin dolar olan 7 yıldızlı otelde ben niye kalmayayım, benim neyim eksik? Ya, işte böyleyken böyle.

-Küçükken nereden duyduysam artık, yattığımızda bir tane besmele çekersek şeytanlar bizden 100 metre uzaklaşırmış. İşte bu yüzden yatağa her yattığımda sürekli besmele çeker dururdum. İyi de, bir besmelede şeytan, 100 metre mesafedeki komşuma arkadaşıma denk geliyorsa? O zaman daha fazla çekmeliyim. Bu seferde uzaktaki bir tanıdığımın evine denk gelirse? Aklımda deki sorular. Şeytanı tam evinin ortasına bırakmış oluyorum. Ben de mışıl mışıl gönül rahatlığıyla uyuyacağım öyle mi? Şeytanı Rusya’ya kadar göndermek için kaç defa besmele çekmek gerekir diye düşünürken orada da tanıdığım akrabam var. Hay aksi! Yatağın için de dön dur. Siz siz olun batıl inançlardan uzak durun. Tövbe bismillah.

-Geçenlerde bir Hint filmi izlemiştim. Bombay kentinde her gün 160 bin yemek, sefertasıyla evlerden işyerlerine taşınır. Bir gün yanlış adrese teslim edilen sefertası her şeyi değişir. Kadın ve adam küçük notları sefer tasına koyarak birbirleriyle iletişim kurmaya başlarlar. Tehlikeli bir aşk hikâyesi böylece başlar. Bunu niye anlattığıma gelince filmi izlediğimde buna benzer bir hikâyeyle tanışıp evlenen ismi lazım değil bir belediye başkanını hatırladım. Bizim kahramanımız imam hatipte okurken bir kıza âşık olur. Kıza pek açılamaz. İçine kapanıktır. O yıllarda pek bakımsızdır. Sevdiği kıza bir türlü ulaşması gerek ama nasıl? Aklına mektup yazmak ve bunu ortak tanıdıkları kız aracılığıyla ulaştırmak geliyor. Mektupları sefertasına koymak yerine kız arkadaşına veriyor. Neyse, gel zaman git zaman bizim kahramanımız ortak arkadaşa abayı yakıyor. Diğer kızı unutuyor. Ortak arkadaş oluyor yeni sevgili. E, olmaz olmaz demeyin, hayatta olmaz olmaz. Sonunda ne mi oluyor? Onlar eriyor muradına biz çıkıyoruz kerevetine. Bu arada aracı kız mektupları arkadaşına vermeyip okuyor muydu diye düşünmeden de edemedim. Neyse, ‘Hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ ve ‘Bazen yanlış tren seni doğru istasyonda indirir’ The End.

-Babalar gününde gelin değişik bir şey yapalım? Babamızın karşısına geçip diyelim ki; baba, bundan sonra kimseyi öldürmeyeceğim. Kimseye işkence ve kötü muamelede bulunmayacağım. Kimseye haksızlık etmeyeceğim. Eşime, çocuklarıma, aileme, konuya komşuya, başkalarının çocuklarına iyi davranacağım. İnsanlara teşekkür edeceğim. Yeri geldiğinde özür dileyeceğim. Çevreye, ağaca, hayvanlara zarar vermeyeceğim onları koruyacağım. Kurallara uyacağım. Kötü arkadaş edinmeyeceğim. Kötü alışkanlıklardan uzak duracağım. İyi insan olmak için çalışacağım… Ve daha bir sürü şey için sana söz veriyorum. Galiba bir babayı mutlu edecek en güzel hediye budur sanırım.