GÜNEYDEKİ İLÇELER

Adnan Bahadır

          Bugün yarım kalan ilçe değerlendirmemize kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ancak son yazdığım yazıda Alaçam Belediye Başkanı’nın soyadını Uyar yazacağıma Sezer yazmıştım.  Neden Sezer yazdın derseniz, bundan yaklaşık otuz yıl önce 1987 veya 88 yılında Kulaca Caddesi’nde yaptığım binanın altında bulunan ofisimde bir arkadaşımla otururken üç kişi ziyaretime geldi. Bunlardan birisi, şu, televizyonlarda sürekli FETÖ aleyhinde konuşan Latif Erdoğan, bir diğeri Sakarya Caddesinde esnaflık yapan Aslan Sal ağabi, üçüncüsü de o zamanlar Büyükşehir Belediyesi’nin arkasında oyuncak dükkanı olan, daha sonra da Bafra Çetinkaya Belediye Başkanlığı yapan Hadi Sezer’di. Bu üç arkadaşın sebebi ziyaretlerini daha önceki bir yazımda da dile getirmiştim. Niyetleri, Cemaat’e bir iki kez yardım edince beni de Cemaat’e dahil etmek istediklerinden bana Cemaate dahil olmanın gereklerini anlatmaktı. Yanımdaki arkadaştan izin alarak bu üç kişiyle ofisin arka bölümüne geçtik. Arkadaşlar bana Cemaat’in talimatlarını anlattılar. İlk talimat siyasetçilerle gezmemem -yanımdaki arkadaş da o günkü Refah Partisi’nin Merkez ilçe Başkanı’ydı, adamlar O’ndan da rahatsızlık duymuşlar demek ki-, ikinci şartları zekatlarımı onların dışında biryere vermemem, üçüncü şartları ise arkadaşlık yapacağım kişileri onların tayin etmesiydi. Onları dinledikten sonra onlara cevabım aynen şu oldu “Arkadaşlar Allah bana iradei cüziyye verdi, bu ne demektir derseniz o iradei cüziyye ile kiminle arkadaşlık yapacağımı, zekatımı kime vereceğimi belirlemek için bu lütfü ihsan etti. Ne zaman ki Allah iradei cüziyyemi elimden alır ben o zaman size haber veririm, siz şimdi gidin bir daha da asla beni aramayın” dedim

    Olay beni o kadar etkilemiş ki otuz yıldır hâlâ daha Hadi Sezer’in soyadını aklımdan çıkaramadım, Hadi Uyar yerine Hadi Sezer Yazmışım. Ne zaman ki Alaçam Belediye Başkanı arayıp soyadını yanlış yazdığımı söyledi, o zaman soyadını yanlış yazdığımı anladım. Latif Erdoğan’ı o gün de sevmedim şimdi de sevmiyorum. O gün İlahiyat Fakültesi mezunu olan bir adam aklını ilkokul mezunu birine kiraya vermekle yetinmemiş, benim de aklımı kiraya istemiş ise şimdi pişmanlık duyması çok geç. Samsun’un ilk imamı Karadeniz kırtasiyenin sahibi veya çalıştırıcısı olan Mehmet Ali Şengül isimli bir adamdı. Kendisini hiç tanımadım. O’ndan sonra yine tanımadığım Necdet Hoca diye birisi geldi. Necdet Hoca’dan sonra da Latif Erdoğan geldi Samsun’a İmam olarak. Hatta bizim oturduğumuz binada kiracıydı ama komşuları ile hiç ilişki kurmadan bu şehri terk etti. Bu detayı neden verdin derseniz Samsun’un üçüncü İmamı olan ve onca insanın Cemaat’e müntesip olmasına vesile olan büyük vebal sahibi insanlardan birisi de Latif Erdoğan’dır. Şimdi çıkıp ne konuşursa konuşsun bana vız gelir.

    Bu kadar detaydan sonra gelelim asıl konumuza… Bir önceki yazımızda şehrin batısındaki ve doğusundaki belediye başkanlarını değerlendirmiştik, bugün güney bölgemizi değerlendirdikten sonra bir başka yazıda da merkezdeki ilçelerimizi değerlendirmeye çalışacağız. Güney ilçelerimizin başında Kavak ilçemiz geliyor. Kavak’ta Belediye Başkanlığı yapan İbrahim Sarıcaoğlu insan olarak çok hoş bir insan. Kavgacı değil uzlaşmacı bir siyasetçi. Bu sayede de Büyükşehir Belediyesi’nden Kavak ilçesine çok güzel hizmetler almış. Ancak siyasette iyi insan olmak yetmiyor, siyasetin bütün çirkefliklerini ve güzelliklerini bilmeden siyaset yapmak mümkün değil. Kavak öyle enteresan bir yer ki anlatamam. İnsanlar yüzünüzde konuşurken dersiniz ki bu adamlar evliya ama aleyhinizde çevirdikleri dolapları duyunca da şaşırıp kalırsınız. İbrahim Sarıcaoğlu’nun en büyük sıkıntısı etrafında dost gözüken düşmanlarıdır, şayet onları tanıyamaz ise 2019’da işi çok zor, bunu buradan söylemez isem O’na düşmanlık etmiş olurum.

  Ladik ilçesine gelince, orada bulunan iki tane tavuk çiftliğim nedeniyle yarı Ladikli sayılırım. Ladik ilçesiyle ilgili bir sahife yazsam yine azdır. Önceki gün internette dolaşırken Selim Özbalcı’nın bir yerel TV’de yaptığı konuşmayı gördüm, adam adeta ana muhalefet partisi lideri gibi konuşuyor. Dersiniz ki o Belediye Başkanı değil, ana muhalefet lideri. Kafaya Kavak ilçesini öyle takmış ki duyan da zanneder Kavak il oldu… Oysa ki Kavak’da yatırımların bu noktaya gelmesinin tek nedeni orada daha önce ve şu anda Belediyesi Başkanlığı yapan insanların dışarıdan gelen yatırımcılara gösterdikleri kolaylıktır. Ben Ladik’te iki tane tavuk kümesi yaptım, Belediye’den aldığım her araca piyasadaki fiyatlardan yüksek ücret ödeyerek çalıştırdım. Hatta Kavak ilçesinden kepçe kiralayıp Ladik’e getirdim dersem pek çoğunuz inanmayacak ama maalesef bu gerçek. Kümesimin çitinin yan tarafından geçen köy yolunu yapmak için kendisinden araç gereç istedim, “Git kirala” dedi, malzeme istedim vermedi, gittim paramla Gürsoylar’ın ocağından aldım. Kaldı ki bu yol kümesin değil köyün yolu, on bin ton malzeme aldım paramla, inanmayan gitsin Gürsoylar’a sorsun. Hatta iki kümesin de ruhsatını eski Başkan Mehmet Karahan dönemimde aldım. Selim Özbalcı bir muhtarlar toplantısında bu kümesler benim dönemimde ruhsat almak isteselerdi vermezdim demiş. Allah aşkına sorarım size böyle bir Belediye Başkanı’nın olduğu ilçeye yatırım yapar mısınız? Benim kümeslerin ikisi de aynı mahallede; birisi mahallenin başında diğeri sonunda. İlkinin şehir merkezine yakınlığı üç km. Yollarına gidin bakın, arabanızı bir daha sokar mısınız o yollara. Benim Of’taki köy Of’un en uzak köyü, yolları beton…  Ladik’teki kümesler Ladik’e en yakın mahallelerden birinde olmasına rağmen halleri perişan. Çimento Fabrikası’na bu yollar rahatlıkla beton yaptırılır ama Belediye yol yerine yaz sezonunda ilçeye sanatçı getirtip Çimento’dan parasını alam cihetine giderse Ladikliler çok daha yol ararlar. Selim Özbalcı bindiği makam arabasını değiştirtip Audi marka makam aracı almış, ondan sonra da çıkıp Kavak şöyle Kavak böyle diyor. İnanın Ladik adına üzülüyorum. Şehrimizin en eski ilçesi; Selim Özbalcı’nın bizzat bana söylediğine göre bundan elli yıl önceki nüfusu on yedi bin, şimdiki nüfusu da on yedi bin, yazık günah değil mi?

    Havza ve Vezirkörü’yü de kısaca değerlendirip bitiriyorum… Havza Belediye Başkanı insan olarak sevdiğim biri ancak yöneticilik vasfı çok zayıf bir arkadaş. Aklı başında bir yönetici insanların rızkı ile oynamaz. Murat Başkan takmış kafayı benim Hamamcıbaşı’na, akşam yatar onunla, sabah kalkar onunla. Şayet giderse -ki gideceklerin başında ismi geçiyor- tek sebebi o adamın ahını almasıdır. FETÖ konusunda hakkında iddialar var, evini kiraya vermiş, falan, filan ama hepsi bir yana bu adama yaptığı bana göre zulüm. Adamın sıcak suyunu kesiyor, olmadı Vakıflar’a gidip burayı bana değerinin üç katına kiraya verin diye yazı yazıyor. İnsanlar düşmanım dahi olsalar rızıklarıyla uğraşmam, uğraşanları da sevmem. Allah kendisine iman etmeyen beş milyar insana rızık veriyorsa bizim de insanların rızıklarıyla uğraşmamamız lazım. Vezirköprü’ye de ufacık bir değinip bitiriyorum. Sadık Edis DYP kökenli bir arkadaş. İlçesindeki AK Partililerle, İmam Hatip camiası ve muhafazakar insanlarla bir türlü uyum sağlayamadı. İmam Hatip Okulu’nun yerinden tutun da eski ilçe Başkanları, il Genel Meclisi üyeleri ve diğer insanlarla olan münasebetleri fevkalade sıkıntılı bir arkadaş. Bunlar bir yana bir de tarihi eser söylentileri var ki benim bunlardan hiç bilgim yok. Umarım hakkında hayırlısı olur diyerek sözlerime son veriyorum. Kalın sağlıcakla.