• BIST 97.587
  • Altın 144,246
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0057
  • Samsun 18 °C
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 19 °C
  • PLAY-OFF HAKEMLERİ AÇIKLANDI
  • SAMSUNSPOR'DA OSMAN ÖZKÖYLÜ BİLMECESİ
  • KONGRE TARİHİ BELLİ OLDU
  • PLAY-OFF HAKEMLERİ AÇIKLANDI
  • SAMSUNSPOR'DA OSMAN ÖZKÖYLÜ BİLMECESİ
  • KONGRE TARİHİ BELLİ OLDU

"ULUSAL EGEMENLİK" Mİ? "MİLLÎ HÂKİMİYET" Mİ?

M.Halistin Kukul

İstanbul'un işgali ve Meclis-i Mebusân'ın kaldırılmasının ardından, ilk meclis olarak, 23 Nisan1920'de, Türkiye Büyük millet Meclisi,en yaşlı üye Şerif Bey'in geçici başkanlığında toplanmıştır. 24 Nisan'da ise, Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na seçilmiştir.

Bugünün, Çocuk Bayramı oluşunu, kıymetli tarihçilerimizden Muhiddin Nalbantoğlu, 23 Nisan 2015 tarihli Yeniçağ Gazetesi'ndeki "İstiklâl Marşı'ndan Çocuk Bayramı'na" başlıklı yazısında şöyle anlatıyor: "Atatürk, 1924 yılında '23 Nisan' gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929'da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiş ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır."

Nalbantoğlu, 'bayram fikri'nin nereden doğduğunu da yazısının devamında belirtir:

"Atatürk'ün Meclis'teki odasındaki sohbet toplantısına dönecek olursak; oradaki bu konuşmaların ardından Maarif Vekili Hamdulllah Suphi , Atatürk'e hitaben şu arzusunu dile getirir:

-Paşam, Millî Hâkimiyetimizi ilân gününün hâtırasına bir de çocuk bayramımız olsa sanırım çok güzel olur.

Atatürk, huzurunda Hakimiyeti Milliye Gazetesi başyazarı Nizamettin Nazif ile Hamdullah Suphi arasında geçen yukarıdaki konuşmalardan çok etkilenmiştir. Hamdullah Suphi'ye döner şöyle der:

"-Kazandın Hamdullah. Bu meseleyi hakikat sahasına koymayı düşünebiliriz."

Kısaca, "23 Nisan Millî Hâkimiyet Ve Çocuk Bayramı"nın kabulü böyledir.

Bu bayramımız, şimdilerde " 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak kutlanıyor.

Niçin "millî" ve niçin "hâkimiyet" değil de, "ulusal" ve "egemenlik"tir?

Kıymetli şâirlerimizden Türkçe sevdâlısı Yavuz Bülent Bâkiler Bey, bu hususta, "Ulus Moğolca'dır; Ulusal Uydurukça!" başlıklı makalesinde şunları söylemektedir : "Ulus kelimesi bize Moğol dilinden geçmiştir. Bizim ilk yazılı metinlerimiz olan Yenisey ve Orhun Âbidelerinde "ulus" diye bir kelime yoktur. "Uluş" vardır. "Ulus" kelimesi de sadece Kültigin Âbidesi'nin kuzey cephesinde bir defa geçmektedir. "Millet" karşılığında değil, "halk" karşılığında bir kelime olarak kullanılmıştır. Üç Orhun Âbidesi'nde, "budun" kelimesi geçmektedir. Göktürkler'de "budun", "millet" demektir. Kültigin Âbidesi'nde 87, Bilge Kağan Âbidesi'nde 107, Tonyukuk Âbidesi'nde ise 29 defa "budun" kelimesi

geçmektedir. Yani 900 küsur kelimelik üç âbidede, 223 kere budun (millet) kelimesi kullanılmıştır. "Ulus" kelimesiyse, "halk" yerine kullanılmıştır. Kültigin Âbidesi'ndeki: "Bukarak uluş" ifadesini, meşhur Türkçülerimizden Prof. Dr. Muharrem Ergin: "Buhara halkı" şeklinde Türkiye Türkçesi'ne aktarmıştır ki doğrudur. Çünkü biz: İstanbul milleti, Ankara milleti, demeyiz. İstanbul halkı, Ankara halkı... deriz" (Bknz. Yavuz Bülent Bâkiler, Sözün Doğrusu-2, Yakın Plan Yayınları, İstanbul 2012, Sf. 212)"

Orhun Âbideleri, Kültigin Âbidesi, Kuzey Cephesi'nde şu yazı vardır: "Kurıya kün batsıkdakı Soğd Berçik er Bukarak uluş budunda Enik sengün Oğul Tarkan kelti." (Bknz: Orhun Âbideleri, Prof. Dr. Muharrem Ergin, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1980, Sf. 75)

Bu cümlenin bugünkü Türkçe'deki karşılığı da şöyledir:"Batıda gün batısındaki Soğd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik general, Oğul Tarkan geldi." (Bknz: a.,g.,e., Sf. 30)

Denilebilir ki, "millet" ve ona bağlı olarak da "millî" kelimesi, bir başka dilden yâni Arapça'dan, dilimize geçti. Biz, millet kelimesini en az bin seneden biri kullanıyoruz. Bilmeyenlere, sâdece Yûnus Emre'nin:

"Gayrıdur her milletden bu bizüm milletümüz

Hiç dinde bulunmadı din ü diyânetümüz"

Ve:

"Yitmiş iki millete kurbân ol âşıkısan

Tâ âşıklar safına tamâm olasın sâdık"

Beyitleri de bir fikir veremiyorsa ne diyeyim?

Kaldı ki; bu Moğolca 'ulus' kelimesine, F(ı)ransızca takı olan (-al) takısı eklenerek, bir 'melez' kelime, ortaya çıkarılmış ve buna da, ne yazık ki, 'özTürkçe' adı verilmiştir. Yâni; Moğolca bir isim ile, F(ı)ransızca bir takının birleştirilmesinden, Türkçe değil, hem de "özTürkçe" kelime yapmışlar! Ne hârika bir ilim anlayışı!!! Dünyâda eşi görülmemiş bir ilim(!) numûnesi!..

Esas 'ÖzTürkçe' kelime, yukarıda Yavuz Bülent Bâkiler Bey'in sözünü ettiği 'budun'dur. Fakat "budun", kendiliğinden 'ölü dil / ölü kelime' durumuna düşmüş, artık kullanılamaz hâle gelmiştir. Niçin mi? Tıpkı, "ulus" ve uydurma "ulusal" kelimelerinde olduğu gibi, o da, hiçbir atasözümün, vecîzemizin, tekerlememizin, türkümüzün, şarkımızın, deyimimizin içersinde yoktur.

Tıpkı onlar gibi, hiçbir bakkalımızın, kasabımızın, ayakkabıcımızın, patatesçimizin, fındıkçımızın, fıstıkçımızın, pamukçumuzun...lisânında yoktur.

Millî devlet, milletvekili, millet meclisi, millet irâdesi, millî ordu, millî eğitim, millî kültür...kadın milleti, esnaf milleti gibi pek çok tâbirde olduğu gibi, millî, milliyet, milletçi, milliyetçi, milliyetçilik, milletlerarası ifadeleri de artık değiştirilemezdir.

" Millîlerimizle gurur duyuyoruz" veya "Millîlerimiz şahlandı" cümlelerinin yerine, "Ulusallarımızla gurur duyuyoruz" veya "Ulusallarımız şahlandı" deyiverin bakalım!..

Bir reklâmda geçen: "Haydi millet, sucuklar hazır!" cümlesinin yerine, "Haydi ulus, sucuklar hazır!" diye söylenin de, bakalım hâliniz ne olur!

Egemen'e gelince; önce,onun, lugattaki mânâsına bakalım: "(Eski Türkçe'de mevcut ege-ige -iye "sâhip" kelimesinden +men ekiyle yapılmış gibi görünüyorsa da kelimenin ortaya çıkışında Yun. hegemon'un etkisi olmalıdır; g'nin iki sesli arasında ğ'ye dönmemiş olması da kelimenin yabancı kaynaklı olduğunu gösterir." (Bknz: Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İlhan Ayverdi, Kubbealtı Lugatı, İstanbul 2011, Sf. 325)

İşte, bu kelime de, Arapça'dır diye 'hâkimiyet' kelimesinin tepesine bindirilmek istenmiştir. Egemen'i, "hâkim", egemenlik'i ise "hâkimiyet" yerine koymak; hâkim, hâkime, hâkim olmak, hâkimâne, hâkimlik, hâkimiyet kelimelerini de yok saymaktır.

"Şoför, direksiyon hâkimiyetini kaybetti" cümlesi ile, "Şoför, direksiyon egemenliğini kaybetti" aynı şeyi mi ifade ediyor? Böyle bir cümle olabilir mi? Bu nasıl Türkçe'dir?

"Kendime hâkim olamadım" yerine "Kendime egemen olamadım" diyebilir misiniz?

"Bu memlekette hâkimler var" cümlesiyle "Bu memlekette egemenler var" cümlesi aynı mıdır?

Ya; "Hâkimlik, mukaddes bir meslektir" yerine, nasıl "Egemenlik, mukaddes bir meslektir" diyebilirsiniz?

Peki; bu "egemenlik", hâkimiyet ise, hâkimlik nedir? O da mı 'egemenlik'tir?

Biraz insâf.. Biraz insâf!..Biraz insâf!..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim