• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Samsun 24 °C
  • Ankara 19 °C
  • İstanbul 21 °C
  • KOMBİNELER SATIŞA ÇIKTI 
  • ÇAĞRI ATTI SAMSUNSPOR KAZANDI
  • ÇARŞAMBASPOR TOPBAŞI YAPTI 
  • KOMBİNELER SATIŞA ÇIKTI 
  • ÇAĞRI ATTI SAMSUNSPOR KAZANDI
  • ÇARŞAMBASPOR TOPBAŞI YAPTI 

“TÜRK ŞİİRİ”, “BİZİM ŞİİR”, “İSLÂMÎ ŞİİR” ÜSTÜNE SOHBET/2

Ali Kayıkçı

•Suâller: Durdu Şahin: Eğitimci Şâir ve Yazar, Türkiye Yazarlar Birliği Üyesi    

Saygıdeğer Okuyucularımız!.. 
Pek çok yönü ile hâli ve dolayısıyla da bugünü ilgilendirdiği için,  yıllar önce arkadaşımız Sayın “Durdu Şahin” tarafından bizimle yapılan bir röportajdan alıntılar yapmak suretiyle “Sohbet”imizi gerçekleştirmek istiyoruz.
Bu görüşme, “Erciyes Dergisi”nin Mart 1998 tarihli, 243. sayısı 6–8. sayfalarında, bizim “Mahalleden Bölgeye SAMSUN” adını verdiğimiz eserimizin 2. cildi 56–61. sayfalarında, daha sonra ise O’nun “Günümüz Şairleriyle GÜLŞENDE HASBİHAL (Mülâkatlar)” isimli kitabında da aynen yer almıştır.
Diyoruz ve “Sohbet”in bu ikinci bölümünde de hepinizi kalbî sevgi ve saygılarımızla selâmlıyoruz… 
* - * - * - * - * 
*Suâl (D. Şahin): “Türk Şiiri, İslâm Şiiri veya İslâmi Şiir; başlangıcından bugüne kadar gelen uzun bir yürüyüştür. Bu hâliyle, şekil, konu ve tema olarak gelişerek geliyor, geliyorlar. Öyleyse “orijinal Türk Şiiri”, İslâm veya İslâmi Şiir” olarak hangisini, hangi dönemin şiirini kabul edeceğiz? Türk şâirlerinin yazdığı her şiir, “Türk Şiiri”, Müslüman şâirlerin yazdığı her şiir “İslâmî Şiir” veya “İslâm Şiiri” ise, biz neyi tartışıyoruz? Duyguları dile getiriş biçimlerini veya aslî kaynaklara uygun olup olmadıklarını mı?..
Cevap (A. Kayıkçı): “Türk Şiiri” ve “İslâmî Şiir” kavramları üzerinde durmadan önce çok önemli gördüğümüz birkaç hususa temas edelim:
Birincisi: Mâlûm olduğu üzere, İslâmiyet; ilk insan ve ilk Peygamber Hz. Âdem aleyhisselâmdan son Peygamber Hz. Muhammed “sallallahü aleyhi vesellem”e kadar gönderilen bütün peygamberlerin Allahü teâlâdan getirdiği dinlerin ortak adıdır. Bu bakımdan, “İslâmiyet” deyince, bunu Resûl-ü Ekrem efendimiz ile başlatmak, bu mânâda yanlış olur…
İkinci husus: Ural-Altay dil grubu içinde yer alan ve ilk devreleri karanlık olmakla birlikte elde bulunan vesikalar ve Çin kaynaklarının verdiği bilgilere göre; Türk dili’nin geçmişi, târih öncesi devirlerine kadar uzanmakta, derli toplu ilk metinler ise Yenisey-Orhun Âbideleri’nde görülmektedir. Bu âbidelerdeki gelişmiş Türkçenin evveliyatına ait ve “Proto-Türkçe” denilen en eski Türk devirleri ile ilgili Türkçe ve dolayısıyla da şiir hakkında bilgilerden mahrûm bulunduğumuz için, geniş anlamdaki “İslâmî unsurlar” taşıyıp taşımadıklarını da tabiatıyla bilemiyoruz.  
Eski Türkçe devirlerine ait ele geçen belgelerin en eskisi olan Orhun Âbidelerinden Vezir Tonyukuk Kitâbesi, bilindiği gibi 720 târihlerinde yazılmış, bu târihten 25 yıl sonrasına ait Göktürk eserlerinde dilimiz hakkında zenginlikler sergilenmiştir. Gerek bu belgelerde yer alan ifâdelerde ve edebî metinlerde, gerekse bilinen en eski koşug, kojang (şarkı, türkü), koşma, taşkut (beyit), padak (mısra), kavi, kavya (şiir), baş, başik (ilâhî) gibi terimlerde; yüce İslâm dînine uyan bölümlerin bulunması, İslâmiyet’in Türk milletinin inanç yoluyla diline yansımasının belgeleridir. Bu yansımada ne kadar îmân, îtikad ve ahlâk varsa; o kadar İslâmiyet ve Türklük kaynaşmış, bir diğer söyleyişle “bütünleşmiş”tir demektir ki; asırlar boyu “Batı dünyâsı”nın “Türk” deyince “İslâmiyet”i, “İslâm” deyince de “Türkler”i anlaması ve anlatmasının sebebi de bundan başka bir şey değildir.
Meselâ bir Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Sınku Seli Tutung, Kiki, Pratyaya-Şiri, Asıg Tutung, Çisuya Tutung, Kalım Keyşi gibi şâirlerin şiirlerinde İslâmî motifler yer almazken; Çuçu ve Yusuf Has Hacib gibi şâirler, yüce dînimizin akîdelerinden eserlerine bol bol serpiştirmişlerdir. Yukarıda adı geçen şâirler, en eski Türk şiirinden örneklere imzalarını atmasına karşılık, Çuçu ve Yusuf Hashacib, “İslâmî-Türk Edebiyatı”nın bilinen önderleri olma bahtiyarlığına kavuşmuşlardır. Bu mânâda da “Türk Şiiri” veya “Türk Şâiri” sıfatlarını birleştirmişlerdir…
Demek ki burada, sorunuzun son bölümünde yer alan “duyguların dile getiriş biçimleri” değil de, “aslî kaynaklara uygunluk” esas olmaktadır…
Suâl (D. Şahin): “Aslî kaynaklara dönüş”ü esas aldığınıza göre, “aslî kaynaklarımız” hakkında bilgi verir misiniz!..
Cevap (A. Kayıkçı): Kıymetli ağabeyimiz Dilaver Cebeci’nin “Türkiye’m” isimli şiirinden iki dörtlük ile söze başlamak istiyorum:

“Baş koymuşum Türkiye’min yoluna,
Düzlüğüne, yokuşuna ölürüm,
Asırlardır kır atımı suladım,
Irmağının akışına ölürüm Türkiye’m,
Ölürüm Türkiye’m, ölürüm Türkiye’m, hey hey hey!..
(……………)
Düğünüm, derneğim, halayım, barım,
Toprağım, ekmeğim, nâmusun, ar’ım,
Kilimlerde çizgi çizgi efkârım,
Heybelerin nakışına ölürüm Türkiye’m,
Ölürüm Türkiye’m, ölürüm Türkiye’m, hey hey hey!.. “

Benim “aslî” kaynaklarım da, “asıl” kaynaklarım da; yüce ve muazzez dînimiz’dir ve onun getirdiği esaslardır. Bunlar da mâlum olduğu üzere; “îtîkâd”dır; “ibâdet”tir; “muamelât”tır; “ilim”dir; “ihlâs”tır; “amel”dir; “güzel ahlâk”tır…
Kim ki, Yahyâ Kemâl merhumun “ana südü gibi ak ve berrak” olarak nitelediği “güzel Türkçemiz”in kurallarına sâdık kalarak ve büyük Türkçü ve fikir adamı Prof. Bahtiyar Vahabzâde’nin ifâde buyurdukları şekilde “hece vezni” ile yazmayı şiâr edinerek; yukarıda sıralamaya çalıştığımız yüce ve muazzez dînimizin temel esasları çerçevesinde düşünür ve eser verirse, millî fikriyata tercüman olursa… o, asıl ve aslî kaynakları baş tâcı yapmış demektir…
Cenâb-ı Allah’ın sevdiği böylesi kullar; varsın bâzı medyatik kişi ve kuruluşların mânevî bakımdan “takdir”inden uzak kalsın, hiç önemli değil…  
Diyoruz ve sözü bir şiirle bağlıyoruz:
* - * - * - * - *
“Türk’ün kanı”, damarında asilse; 
“Türk’ün dînî”, “İslâm” ile asılsa; 
“İslâm dînî”, “ilim-ihlâs” fasılsa; 
“Bizim Şiir”, “İslâmî”dir biline; 
“Bizim Şâir”, “Besmele”yle eline…

“Kalem” alır, “Allah”adır nidâsı; 
“Sevgi” için, “Resûl”edir sadâsı; 
“Hakk’a kulluk”, “yaradılış” esası; 
“Bizim Şiir”, “İslâmî”dir biline;
“Bizim Şâir”, “Besmele”yle eline…

“Kâğıt” alır, yazdıkları “ak” olur; 
“Niyet” temiz, “dili hâlis-pâk” olur; 
“Bir amel”e, sevâb on’dan “çok” olur; 
“Bizim Şiir”, “İslâmî”dir biline;
“Bizim Şâir”, “Besmele”yle eline…

“Kitap” alır, ibret ile hep okur; 
“Libas”ını, ilim ile hep dokur; 
“Oruç” tutar, nefesi misk’ten kokur; 
“Bizim Şiir”, “İslâmî”dir biline;
KAYIKÇI der, varam Hassan iline!..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim