• BIST 90.122
  • Altın 145,975
  • Dolar 3,6213
  • Euro 3,9326
  • Samsun 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İstanbul 11 °C
  • TÜRFAD dan Hamdi Tezol'a Moral Ziyareti
  • OSMAN ÖZKÖYLÜ’DEN KRİTİK TOPLANT
  • ÇARŞAMBASPOR 3'TE 3 YAPTI !
  • TÜRFAD dan Hamdi Tezol'a Moral Ziyareti
  • OSMAN ÖZKÖYLÜ’DEN KRİTİK TOPLANT
  • ÇARŞAMBASPOR 3'TE 3 YAPTI !

“TÜRK HALBİLİMİNDE ve HALK EDEBİYATINDA GÖRÜŞLER

Ali Kayıkçı

DEREBAHÇELİ/ALİ KAYIKÇI
 “TÜRK HALBİLİMİNDE ve HALK EDEBİYATINDA GÖRÜŞLER (Antoloji)”                                     ÜSTÜNE BİR EDEBÎ İNCELEME/1
  *    “Bilgilerin doğru olması kâfi değil. Esas olan yazarıdır. Yazarının rûhâniyyeti     satırların arasında dolaşır. Yazan ihlâslı birisi ise, okuyan istifâde eder. İhlâslı değilse, fâsıksa, habîs rûhu   kitâba aks eder. Okuyan zarar görür de haberi bile olmaz. İşte,  Müslümanlar böyle kitâpları okuyunca   kalblerinde bir kararma meydana gelir. Kitâbı yazan, yazdığından daha mühimdir. Temiz su, temiz   borudan geçerse temiz olur. Temiz su, pis borudan geçerse temiz olur mu?.. Pis borudan akan sudan şifâ   olmaz.”                  Hüseyin Hilmi Işık (rahmetullahi aleyh) Efendi (1911-2001 Eyüb/İstanbul)
  *   “Hocamız (H. Hilmi Işık) yeni türedi kelimeleri hiç sevmezlerdi. Birisi onun yanında bu kelimeleri   kullanırsa anlamazlıktan gelirlerdi. Meselâ birisi 'özet' kelimesini kullansa,  'Anlayamadım efendim'   buyururlardı; bu kimse kendisi düzeltemezse kibarca, kalbini hiç kırmadan 'hülâsa mı demek istediniz?'   buyururlardı.”            *    “Bir saat kitap okumak, yarım saat sohbet etmek gibidir.”                                  Enver Ören-Sohbetler; c. 1, s. 433, 461
     
 S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
Bugün sizlere; “45 bilim adamı ve uzmanın 47 adet; Halkbilim ve Halk Edebiyatı konularında, milli ve milletlerarası bilimsel toplantılarda sundukları bildiri ile çeşitli yayın organlarında çıkan yazıları”nın yer aldığı bir kitaptan, Samsunlu Hemşehri Ağabeyimiz, kıymetli Eğitimci-Araştırmacı Yazar “Hayrettin İvgin”in 23 ncü eseri olan “Türk Halkbiliminde ve Halk Edebiyatında Görüşler (Antoloji)” isimli araştırmasından söz etmek istiyoruz.
 Bu eser, “Kültür Ajans Yayınları”nın 3. eseri olarak Ekim-1996'da Ankara'da, büyük boy hâlinde ve 304 sayfa olarak yayımlanmış.  Sayın İvgin hoca'nın, “Çok Kıymetli Araştırmacı Yazar Ali Kayıkçı'ya…. Muhabbetlerimle” diyerek imzalayıp bize gönderdiği bu eseri okuyunca, kitapta adı geçen tebliğ sahiplerinden bazılarının yakasına yapışmak ve rahmetli “Prof. Dr. Necmeddin Hacıeminoğlu” hocamızın ifâdeleriyle onları sorgulamak ihtiyacını hissettim ve bunu da Sayın İvgin hoca'mıza da bir mektupla aynen bildirdim:
 -    Beyler!.. Bu “uydurmacı/arı dilcilik” de neyin nesi?.. Sizler, rahmetli Eminoğlu hocanın dediği “hainler grubu”ndan mı, yoksa ki “gafiller grubu”ndan mısınız?..            -   Ne demek “hainler grubu”?         -   “Hainler grubu” demek;  “uydurmacılık akımını neden ve hangi maksatla desteklediklerini gayet iyi bilmektedirler. Bunlar, yaptıklarının şuuruna varmışlardır. Bunların maksatları; Türkiye Türkleri ile Dünya Türklüğü arasındaki yegâne bağ olan ortak ana dilimizi yıkıp, yerine sadece Türkiye'dekilerin anlayabileceği yeni bir dil koymaktır. Bu tam mânâsıyla bir Moskof plânıdır. Uydurmacılığın öncülüğünü yapan hainlerin hüviyetleri şöyle: Komünistler, Türklükle alâkası olmayan kozmopolitler, beynelmilel teşkilât ve güçlerin emrinde çalışanlar, mazimize ve kültürümüze düşman aşırı inkılâpçılar.”
 -   Peki, ya “gafille?..           -   “ Gâfiller”  ise sayıca hainlerden daha çok ve daha zararlıdırlar. Çünkü robot gibi güdülür, kukla gibi oynatılabilirler. Hepsinde ortak olan vasıf, cehalettir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:                                                     
 1-  Uydurmacılığın, Türkçeyi özleştirip daha kolay anlaşılır bir dil hâline getireceğini sanan saf ve bön insanlar.                    2-   Ortaya atılan her yeni fikrin ve akımın arkasından şuursuzca koşan, moda meraklısı şahsiyetsizler.                 3-  Kendilerine 'geri kafalı', 'tutucu', 'gerici' denmesinden korkan ödlekler.                           4-   Uydurmacılığı,  Atatürkçülüğün icabı sanan inkılâp yobazları.                   5-   Dikkat çekmek için yeni bir dil oluşturmaya kalkışan Donkişotlar.                                                      6-   İlimde-fikirde,-sanatta hiçbir varlık gösteremeyen zavallılar.                                                7-   Okullarda, uydurmacı öğretmenler tarafından beyinleri yıkandığı için buna samimiyetle inanmış suçsuz gençler.                                                                                                                                   8-   TRT'nin, gazete ve dergilerin telkinine kapılmış mâsum vatandaşlar.    9-   Akıl ve ruh hastaları.          10-   Hiçbir değer taşımayan makâle ve kitaplarını kolayca neşretmek imkânını bulmak isteyen şöhret ve para düşkünleri.          İşte kimine kızdığımız, kimine de acıdığımız bütün bu insanlar, uydurmacılık hastalığına tutulmuş olup, mikrop saçmaktadırlar.” Siz, bunlardan hangisisiniz?..      -   ?!?!?!?!..............          -   Şu; özgü, yöntem, uluslar arası, örgüt, sakınca, yaratı, bilimsel, sözcük, bilinç, kurum, tüm, giysi, öneri, süreç, olanak, dinsel, tören, yatır, yaşam, sorun, amaç, doğa, koşul, yazınsal, dural, devingen, saptamak, yargı, eylemsel, tümcül, görevsel, anımsamak, yanılgı, yanıt, sav, vb. kelimelerini, zorlaya zorlaya kullanmakla, neyi hedefliyor, yukarıda sıralanan on maddelik gruptan hangisi arasında yer almak istiyorsunuz?..        -    ?!?!?!?!?...........                             * - * - * - * - * - * -       -   Peki siz; “… insanın yaratabilmesi, yarattığını ve bulduğunu toplaması” ,    “…toplumların ilk yaratıcısı olan varlık onların… kültürleri vicdanlarıdır”,   “…sanat eserleri iki çeşit yaratma vetiresine tabidirler”,       “…kendi sanat prensiplerinin icaplarına göre yaratabilmek için günlük hayatın çerçevesini aşmak”,            “Bugün sinema, bu türlü mevzular için yeni bir tatbik sahası daha yaratmış oluyor”,   “…canlı resmin mucidi ve Miki oyunlarının yaratıcısı Walt Disney”,     “Saz şairlerinin kullandıkları saz ise, bir araç olmaktan öteye bir anlam taşır: Yaratma eyleminin yardımcısı ve destekleyicidir. Saz olmazsa, âşıkların eli kolu bağlıdır. Onlar, bir ezginin sesine gönüllerini bağlayarak şiirlerini yaratabilirler ancak. Saz, bir simgedir artık; saz şiiri, saz eşliğinde yaratılan… ürünlerin toplamı, bileşkesidir.”,         “…bir başka sözcük aramak ya da yaratmak gereksizdir”,                                                    “Gelenekleri yaratan”, “Türk çocuklarının, atalarının yaratıcı, yaşatıcı ruhuyla duygulandırılması”,                                                                                                                                             “Türk milletinin yarattığı birer bedia”,         “…halk edebiyata ürünleri ağızdan ağza dolaşarak yaratıldığı andan itibaren”,                       “…metinler arasında farklılık bulunmakta, hatta yaratıcıları bile değişmektedir”,   “…şenlikler hiç kuşkusuz ulusal bir gurur ve öğünme yaratabilme yönünde”,    “Yaratıcı düzeyde folklorun”, “…özlem hücrecikleri yaratmak”, “Son yılların yarattığı”,  “…medrese eğitimi almış aydın zümrelerce yaratılmış olduğu için”,    “…geleneksel kültürlerini yaratan bu toplumlar”,      “…mukayese yapma imkanı yaratır”, “Büyük bir kaynağı yaratan”,     “…döviz kaynağının yaratılması”, “…toplumsal kültürün yaratıcısı ve yaşatıcısı”,   “…edebiyat eserinin yaratıcıları”, “…incelenebilmesi olanağını yaratmaktadır” ve benzeri ifadelerle, velev ki mecazî mânâda olsun, Cenâb-ı Allah'a mahsus “tekvîn” yani “yaratmak/halketmek” sıfatını yanlış, hem de çok büyük bir günâh olacak, hatta insanı “küfre düşürecek şekilde” kullandığınızın farkında mısınız? Veyahut da bunu, bilerek, isteyerek ve yüce milletimizin fertlerinin îmân ve inancını sarsmak, hatta yıkmak gâyesiyle mi kullanıyorsunuz?..  -   Siz ne demek istiyorsunuz?..         -   Ben şunu demek istiyorum; daha doğrusu size ve sizin gibilere, kıymetli ehl-i sünnet kitaplarından, eserlerinden alarak/naklederek diyorum ki:      “Tekvîn”, “Yaratmak” mânâsına, Allahü teâlânın sübûtî sıfatlarından birisidir.    Allahü teâlânın sübûtî (zâtında bulunmakla birlikte, başka varlıklarda da sınırlı olarak bulunan) sıfatları, sekiz tanedir. Bunlar; hayat (diri olmak), ilim (bilmek), sem'i (işitmek), basar (görmek), kudret (gücü yetmek), irâde (istemek/dilemek), kelâm (söylemek) ve tekvîn'dir. Bu sekiz sıfata “Sıfat-ı sübûtiyye” ve “Sıfat-ı hakîkiyye” denir.          Cenâb-ı Allah hakkında bizlere bilmesi lâzım olan “Sıfat-ı sübûtiyye”den bir tanesi de “tekvîn”dir. Allahü azîm-üş-şân, Hâlık'tır; Yaratıcı'dır. Herşeyi yoktan var eden, yaratan yalnız O'dur. O'ndan başkası için “yarattı” demek, küfür olur. İnsan, bir şey yaratamaz. (Kudbüddîn İznikî)  Ehl-i sünnet âlimleri (Peygamberimiz efendimizin ve Eshâbının yolunda bulunan âlimler) buyuruyorlar ki; “Allahü teâlâ, ilim gibi, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına biraz ihsan buyurmuştur. Fakat, yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfatı Kibriya (büyüklük), Gâni olmak (başkalarına muhtaç olmamak, her şey O'na muhtaç olmak ve Tekvîn sıfatlarıdır. (İmâm-ı Rabbânî; Türkiye Gazetesi Dînî Terimler Sözlüğü, c. 2, s. 251).               (Devam edecek) 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim