• BIST 97.484
  • Altın 144,385
  • Dolar 3,5643
  • Euro 3,9997
  • Samsun 15 °C
  • Ankara 16 °C
  • İstanbul 21 °C
  • GÖZ YAŞLARINI TUTAMADI
  • FUTBOLCULAR'DAN VEDA MESAJI
  • KOREOGRAFİ KRALI TRİBÜNÜ BIRAKTI
  • GÖZ YAŞLARINI TUTAMADI
  • FUTBOLCULAR'DAN VEDA MESAJI
  • KOREOGRAFİ KRALI TRİBÜNÜ BIRAKTI

Tehlikeli laflar

Ali Kayıkçı

 Saygıdeğer Okuyucularımız!..
 Samsun Yazarlar Derneği (Say-Der) Yönetim Kurulu Üyesi ve Denge Gazetemiz Köşe Yazarı Sayın İhsan İde kardeşimizle, önceki ay neşredilen bir yazısında konu edindiği ve Peygamberimiz Efendimiz (sallallahu aleyhi ve selem)"i   aşağılayıcı ifâdeler kullandığı için tenkît mevzuu yaptığı bir şahıstan bahsederken, “Sayın” demesinin, îtikâdî  bakımdan çok büyük bir yanlış olduğunu belirten fikrî bir “diyalog” yaşadım…
 O, bambaşka gerekçelerle böylesi bir ifâdede bulunduğunu belirtirken bir taraftan da hâtırıma; malûm siyâsî parti mensuplarının, yine o malûm “örgüt lideri” için “Sayın” dedikleri için nasıl da adlî takibata maruz kaldıkları, bundan dolayı savcılarımızın ne kadar haklı oldukları geldi… Kirâmen Kâtipleri"nin bilcümle amelleri yazdıkları haberi geldi…
Sözün özü; Türkiye Gazetesi Yazarı ve TGRT Haber Televizyonu Huzura Doğru Programı mensuplarından Osman Ünlü Hocaefendinin,  16.6.2008 günlü yazılarında da bir vesile ile belirttikleri gibi, “Netice olarak, tahkîr edilecek yani saygı gösterilmeyecek şeye hürmet etmek, hürmet edilecek şeyi ise tahkîr yani hakaret etmek, insanı imândan çıkarır. İslâmiyet'in îmânsızlık alâmeti dediği sözleri söyleyen ve işleri yapan kimsenin, kalbinde tasdîk olsa, inandığını söylese de, îmânı gider kâfir olur. İslâmiyet'in tahkîrini emrettiği şeyi tâzîm, tâzimini emrettiği şeyi tahkîr etmek, küfür yani inkâr etmek olur.”
Şurası malûmdur ki, akıl bâliğ olan her insana, her şeyden önce ve hepsinden de önemli olarak lâzım olan “îmân”dır. Ehl-i sünnet îtikâdı ile inanmaktır. Îmânın zıddı ise “küfür”dür. Bunun da, “Küfr-i cehlî”, “Küfr-i cühûdî”, “Küfr-i hükmî”, “Küfr-i inadî” ve “Küfr-i nifakî” gibi şekilleri vardır. Kısaca bunlardan da bahsedecek olursak:
“Küfr-i cehlî: İşitmediği, düşünmediği için, Allahü teâlâya ve inanılması lâzım olan şeylere inanmamak. Küfr-i cehlîye düşen kimsenin îmânı ve nikâhı bozulmaz. Yalnız tövbe ve istiğfâr yani tecdîd-i îmân etmesi ihtiyatlı olur.
“Küfr-i cühûdî: Allahü teâlâya; Kur"ân-ı Kerîm"de ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş, inanılması lâzım olan bir şeye inanmamakta bilerek inat etmek. Küfr-i cühûdî; kibirdin, mevkî sahibi olmayı sevmekten veya ayıplanmaktan korkmaktan hasıl olur. Firavun"un ve yoldaşlarının küfrü böyle idi.
“Küfr-i hükmî: İslâmiyet"in îmânsızlık alâmeti dediği sözleri söylemek ve işleri yapmak. Akıllı, bilgili, edebiyatçı olduğunu göstermek için veya yanındakileri hayrete düşürmek, güldürmek, sevindirmek veya alay etmek için söylenen sözler de böyledir. Bunun için insan, sözünün ve işlerinin nereye varacağını düşünmelidir. Her şeyde dînini kayırmalıdır.
“Küfr-i inadî: Bilerek, inat ederek kâfir olmak, küfr-i cühûdî, Küfr-i inâdî ile mürted olan (dinden çıkan)ların tövbe etmeleri için yalnız Kelime-i şahâdet söylemeleri kâfi değildir. Küfre sebep olan şeyden de tövbe etmeleri lâzımdır. Erkek veya kadın bir Müslüman, âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri bir sözün veya işin küfre sebep olduğunu bilerek, âmden (tehdit edilmeden, istekle) ciddi olarak veya hezl, güldürmek için söyler, yaparsa; mânâsını düşünmese dahi küfr-i inâdî olduğu için imânı gider.
“Küfr-i nifakî: Diliyle îmân ettiğini söyleyip, kalbiyle inkâr etmek. Küfr-i nifakî üzere ölen kimse bağışlanmaz, mağfiret olunmaz. Küfr-i nifakî üzere olanın, inkârı gizli olduğundan, namazların sûretini yerine getirir. Küfr-i nifakî  üzere olanın sureta (görünüşte) olan îmânı, muteber değildir ve ondan azabı kaldırmaz. (İmâm-ı Rabbânî)” (Bkz: Türkiye Gazetesi-Dînî Terimler Sözlüğü, c.1, s. 3l3)
   * - * - * - * - * - * 
Efendim, “küfür” dedik, “îmân” dedik. Ve, ilâve eyledik ki, bir insana her şeyden önce ve de özellikle lâzım olan “Ehl-i sünnet îtikâdı”dır. Öyleyse, özetle de olsa, bundan da bir nebze bahsetmek gerekir kanaatindeyiz. Şöyle ki:
Resûlallah"ın “sallallahü aleyhi ve selem” söylediklerinin hepsini beğenip kalbin kabûl etmesine, yani inanmasına (îmân) denir. Böylece inanan insana, (Mümin) denir. O"nun sözlerinden birine bile inanmamağa veya iyi ve doğru olduğunda şüphe etmeğe (küfür) denir. Îmân demek, Resûl-i Ekrem"in, Allah"ın Peygamberi olduğunu ve O"nun tarafından seçilmiş, haber verici nebî olduğunu doğru bilmek ve inanarak söylemek ve O"nun Allahü teâlâ tarafından kısaca bildirdiklerine kısaca inanmak, geniş bildirdiklerine etraflıca inanmak ve gücü yettikçe, kelime-i şahâdeti dil ile de söylemektir. 
Îmân; Server-i âlem olan Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri; akla, tecrübeye ve felsefeye danışmaksızın, tasdîk ve itikâd etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdîk ederse, aklı tasdîk etmiş olur. Resûlü tasdîk etmiş olmaz. Veyâhut, Resûlü ve aklı birlikte tasdîk etmiş olur ki, o zaman Peygambere itimât tam olmaz. İtimât tam olmayınca, îmân olmaz. Çünkü, îmân parçalanamaz. Akıl, Resûlün bildirdiklerini uygun bulursa, bu aklın kâmil, selîm olduğu anlaşılır.
İnanılması lâzım olan şey için, tecrübî ilimlere danışıp, tecrübeye uygun ise, inanır, tecrübe ile ispat edemeyince, inanmaz veya şüpheye düşerse, o zaman tecrübesine inanmış olup, Resûle inanmamış olur ki böyle îmân olmaz. Çünkü îmân parçalanmaz. Az veya çok olmaz.
Din bilgileri, felsefe ile ölçülmeğe kalkışılırsa, bu sefer filozofa inanılmış olup, Peygambere inanılmış olmaz.
Allahü teâlânın var olduğunu ve Muhammed aleyhisselâmın, Allah"ın Peygamberi olduğunu anlamakta aklın, felsefî ve tecrübî ilimlerin yardımı büyüktür. Fakat bunların yardımı ile Peygambere inanıldıktan sonra, O"nun  bildirdiği şeylerin her biri için akla, felsefeye ve tecrübî ilimlere danışmak doğru olmaz. Çünkü, akıl ile, tecrübe ve felsefe yolu ile elde edilen birçok bilgiler, zamanla değişmekte yenileri bulununca, eskilerinin yanlış olduğu anlaşılmaktadır. Bu suretle fen bilgisi olmaktan çıkarılan şeyler literatürlerde çoktur.
Îmân; Resûl-i Ekrem Efendimizin, Allahü teâlâ tarafından Peygamber olarak, bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsine itimat ve îtikât etmektir. Bu emirlerin, bilgilerin herhangi birine inanmamak veya şüphe etmek, küfürdür. Çünkü, Resûle inanmamak veya îtimat etmemek, Resûle yalancı demek olur. Yalancılık ise kusurdur. Kusuru olan kimse de Peygamber olamaz.
Kur"ân-ı Kerîm"deki emirlerin ve dînin hükümlerinin hepsini akla uydurmağa, akla beğendirmeğe kalkışan kimse, Peygamberlik makamının derecesini anlamamış ve inanmamış olur. Îmânı akıl ile, felsefe ile izaha ve inandırmağa çalışan yazılara îtibâr etmemelidir.
Akıl ile anlaşılan şeyler, his uzuvları ile anlaşılanların üstünde olduğu ve bunların yanlışını çıkardığı gibi, yani his uzuvlarımız, akıl ile anlaşılan şeyleri anlayamayacağı gibi, akıl da Peygamberlik makamından anlaşılan şeyleri kavramaktan acizdir. İnanmaktan başka çâresi yoktur. Akıl anlayamadığı şeyleri nasıl ölçebilir? Bunların doğru ve yanlış olduğuna nasıl karar verebilir?..
İbâdetler, îmândan değildir. Fakat, îmânın kemâlini arttırır ve güzelleştirir. İmâm-ı A"zâm Ebû Hanife Hazretleri, “Îmân artmaz ve azalmaz” buyuruyor. Çünkü, îmân kalbin tasdîk etmesi, kabûl etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Azalan ve çoğalan bir inanışa, inanmak değil, zan ve vehim denir. Îmânın kâmil veya noksan olması, ibâdetlerin çok ve az olması demektir. İbâdet çok olunca, îmânın kemâli çok denir.
Dîn-i İslâm"da aklın ermediği şeyler çoktur. Fakat, akla uymayan hiçbir şey yoktur. Âhiret bilgileri ve Allahü teâlânın beğenip beğenmediği şeyler ve O"na ibâdet şekilleri eğer aklın çerçevesi içinde olsalardı ve akıl ile doğru olarak bilinebilselerdi, binlerce Peygamberin gönderilmesine lüzûm kalmazdı. İnsanlar, dünyâ ve âhiret saâdetini kendileri görebilir, bulabilirdi ve Allahü teâlâ hâşâ Peygamberleri boş yere ve lüzumsuz göndermiş olurdu. Hiçbir akıl, âhiret bilgilerini bulamayacağı, çözemeyeceği içindir ki, Allahü teâlâ her asırda, dünyanın her tarafında, Peygamber göndermiş ve en son ve Kıyâmete kadar değiştirmemek üzere ve bütün dünyâya Peygamber olarak, Muhammed aleyhisselâmı göndermiştir. Bütün Peygamberler, Allahü teâlânın beğendiği ve beğenmediği şeyleri açık olarak bildirmişlerdir. Îmân, dinden olduğu sözbirliği ile bildirilmiş olan şeylere, kalben inanmağa ve dil ile de îmânını söylemeğe derler.
Îmân edilecek şeyler: Allahü teâlânın var olduğuna, bir olduğuna, kitaplarına, sahîfelere ve Peygamberlere, Meleklere îmândır. Âhirette Haşra, Neşre, Cennette ebedî nîmetlere, Cehennemdeki azaplara, göklerin yarılmasına, yıldızlarlın dağılmasına, arşın parça parça olmasına inanmaktır. Beş vakit namazın farz olduğuna ve bu namazların rekâtlarının adetlerine, malın zekâtını vermenin farz olduğuna ve Ramazân-ı şerîf ayında her gün oruç tutmanın ve gücü yetene Mekke-i mükerreme şehrine gidip hac etmenin farz olduğuna inanmaktır.
Şarap içmenin, domuz eti yemenin, adam öldürmenin ve ana-babaya karşı gelmenin,  hırsızlık ve zinâ etmenin ve yetîm malı yemenin ve faiz alıp vermenin, kadınların açık, çıplak gezmelerinin ve kumar oynamanın haram olduklarına îmân lâzımdır. Îmânı olan bir kimse, büyük bir günâh işlerse, îmânı gitmez. Günâha, yani harama helâl diyen ise kâfir olur. Haram işleyen ise fâsık olur.
Dört mezhebin îmânları birbirinin aynıdır. Bu müşterek îmân, Eshâb-ı Kirâmın îmânı gibidir. Bunun için, dört mezhebe “Ehl-i Sünnet vel Cemaat” denir. Îmânları arasında ayrılık yoktur. Birbirlerini din kardeşi bilirler. Birbirlerini severler. Birbirlerine uymayan işleri de zaruret olunca, birbirlerini taklît ederek yaparlar. Allahü teâlâ, mezheplerin böyle ayrı olmalarını ezelde istemiştir. Bu ayrılığın, Allahü teâlâ tarafından Müslümanlara rahmet olduğunu, Peygamberimiz haber vermiştir. Her Müslüman, vücut yapısına, yaşadığı iklim şartlarlına ve iş hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. İbâdetlerini ve her işini, bu mezhebin bildirdiğine göre yapar. Dört mezhebin birbirinden ayrılması, Kur"ân-ı Kerim"de ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan şeylerdedir. Allahü teâlâ dileseydi, Kur"ân-ı Kerimde ve hâdis-i şerîflerde her şey açıkça bildirilirdi. Böylece, mezhepler hâsıl olmazdı. Kıyâmete kadar, dünyânın her yerinde, her Müslüman"ın tek bir emir altında yaşamaları lâzım olurdu. Müslümanların hâlleri, yaşayışları güç olurdu.
Îmân etmek, bütün insanlara lâzımdır. Herkes için aynı îmân zarûridir. Îmân edenlerin farzları yapıp haramlardan kaçınması lâzımdır. Her mümin, farzları yapmağa ve haramlardan kaçınmağa, yani Müslüman olmağa memurdur.
Bütün insanlara önce lâzım olan şey; “Ehl-i Sünnet Âlimleri”nin kitaplarında bildirdikleri gibi, îmân ve îtikât etmektir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmın yolunu bildiren, Kur"ân-ı Kerîm"den murâd-ı ilâhiyi anlayan, hadîs-i şerîflerden murâd-ı Peygamberiyi doğru olarak çıkaran bu büyük âlimlerdir. Kıyâmette kurtuluş yolu, bunların gösterdiği yoldur. Allah"ın Peygamberinin ve O"nun Ashâbı"nın yolunu kitaplara geçiren, değiştirilmekten ve bozulmaktan koruyan, “Ehl-i Sünnet Âlimleri”dir.
Îmân, muma benzer; “ahkâm-ı İslâmiyye” mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, “İslâmiyet”tir ve “Dîn-i İslâm”dır. Fenersiz mum, çabuk söner. Îmânsız İslâm olmaz. İslâm olmayınca îmân da yoktur.
      
* - * - * - * - * - * - * - *- * - * - * - * - * -     
Saygıdeğer Okuyucularımız!..
Bu konuyu niçin bu kadar uzattığımızı, Denge Gazetemizin 12 Haziran günlü nüshasında yayımlanan “Erkek Aklıyla Kadın”, 14 Haziran günlü “Tanrı Hoşgörür Ya Siz?” ve  16 Haziran günlü “Toplumsal Uzlaşı Nasıl Olmalı?” başlıklı yazılardan alıntılar yaparak gelecek yazımızda ele aldığımızda daha iyi anlayacağınız temennisiyle selâm ve saygılar sunuyoruz efendim.
 

 

 


 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim