• BIST 97.760
  • Altın 144,314
  • Dolar 3,5657
  • Euro 3,9985
  • Samsun 21 °C
  • Ankara 22 °C
  • İstanbul 21 °C
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR
  • 16 FUTBOLCUNUN SÖZLEŞMESİ SONA ERİYOR
  • SAMSUNSPOR'A CEZA KAPIDA
  • BELGESEL ÇEKİMLERİ SÜRÜYOR

TAM “55 YIL” YAZAN BİR VÂLİ: “RIZ AKDEMİR”/2

Ali Kayıkçı

  TAM “55 YIL” YAZAN BİR VÂLİ: “RIZ AKDEMİR”/2
S
aygıdeğer Okuyucularımız!..                                       Önceki ay yaşadığımız “Vâli değişikliği” bize, 11 Nisan 2012 günü aramızdan ayrılan”Emekli Balıkesir Vâlisi, Şâir ve Yazar Rızâ Akdemir” ağabeyimizi hâtırlattı.   O'nun, kısa hayat hikâyesini verdikten sonra bugün de örnek hizmetlerinden, şiir ve yazılarından bahsetmek istiyoruz:  
 “SAMSUN HÂTIRALARI” başlığı altında “Fâzıla Atabek Hanımefendiye  Saygılarımla” diyerek “ithâf” ettiği ve bizim gibi “Samsun'un dünü”ne ait oldukça çarpıcı ifâdelerle tasvir ettiği güzel mi güzel bir şiirini de aynen sunuyoruz:
“Uzun bir yolculuktan sonra Samsun'a indim
Dolaştım sokakları, sahillerde gezindim.
Gençliğimin cenneti, ey büyük emel şehir
Ey kutsal bir dâvâyı başlatan temel şehir.
Bağrımın ateşine su veren serin pınar
Merhaba!... gölgesinde huzur duyduğum çınar.
Rûhumu mayalayan, beni yoğuran şehir
Hasreti can evinde yıllardır duran şehir.
Hayâllerle elele, dolaştım adım adım
Asfalt kokan yollarda, gençliğimi aradım.
Sordum geçen yıllardan geri kalan iz nerde,
Beni bağrına basan, o berrak deniz nerde?
O köpüklü denizin şimdi pusmuş hâli var
Tıpkı dar bir kafese konan bir kuş hâli var.
Beton yığınlarıyla dolmuş kentin dört yanı
Ne oldu Mecidiye, Cumhuriyet Meydanı?
Bir zamanlar tanırdım bu şehrin her taşını
Hançerli'yi, Fener'i, Çiftliği, Subaşını...
Şimdi evler yüzüme garip garip bakıyor
Yüreğimde bir hicrân duygusu bırakıyor.
Bir yabancı gibiyim şaşkın, ürkek, perişan
O eski güzellikten kalmamış artık nişan.
Oturdum tek başıma, Kadıköy'de bir yerde
Geçmiş günler önümde, açıldı perde perde.
Çehreler, hâtıralar geçti önümden bir bir
Bir rüyâyı yeniden, bana yaşatan şehir.
Şu arsaydı bez topun peşinden koştuğumuz
Çocukça bir neş'eyle, oynayıp coştuğumuz...
Şu câminin ötesi, bizim mahallemizdi
Bahçeleri gölgeli, sokakları temizdi.
Yoktu mahallemizin inançsız bir tek ferdi
Bir kuru ekmek bulan “Allah'a şükür” derdi.
Kimsenin başkasının malında gözü yoktu
Zenginler şöyle dursun, fakirin gönlü toktu.
Komşular birbirinin derdini paylaşırdı
İnsanlar akşam eve, helâl ekmek taşırdı.
Kalaylı bakır tastan, su içtiğim çeşmeler
Akşam kapı önünde, oturup dertleşmeler.
İnsanların değeri, maddeyle ölçülmezdi
Birisi ağlıyorken, başka biri gülmezdi.
Kardeş kadar sevdiğim, arkadaşlarım vardı
Yalan dolan bilmeyen, vefalı insanlardı.
O dostlar ki bir sıcak pideyi böldüğümüz
Beraber ağlayarak, beraber güldüğümüz.
Şu ahşap evde benim, bir tanem otururdu
Kapısından geçerken, kalbim nasıl vururdu?
Pencerelere vuran gölgesini tanırdım
Görünce heyecandan, öleceğim sanırdım.
Bu başka bir hikâye, bu bambaşka bir fasıl
Anlatmak istediğim, hayatımızdı asıl.
“Aga” marka bir radyo, evimizin tek süsü
Merzifon bezindendi, masamızın örtüsü.
Savaşan Almanlarda, kalmış babamın aklı
Her akşam haberleri, dinlemeye meraklı.
Rahmetli pek tutardı, Almanları nedense
Derdi ki; “Şu Almanlar, Moskofları bir yense!”
Hâtırıma geliyor, sınıf arkadaşlarım
Ve sızıyor kalbime, damla damla yaşlarım.
Âkif, Tanju ve Hilmi, sonra sevimli Yılmaz
Bu ışıklı insanlar, nasıl kardeş sayılmaz.
Merih, Türkân, Hediye, Orhan, Tekin, Muzaffer
Manolya yüzlü Ayhan, dünyâ güzeli Ayfer.
Kayboldu ufuklarda, perde perde sesiniz
Allah aşkına bana, söyleyin nerdesiniz?
Söylendiği zaman bir yerde İstiklâl Marşı
Dururdu yürüyenler, susardı bütün çarşı.
Türklüğün gururunu alnımızda taşırdık
Hele bir bayrak görsek biz de bayraklaşırdık.
Hepimizin dilinde hep aynı şarkı vardı
Ne ezen, ne ezilen; ne sınıf farkı vardı.
Ne sen ben çekişmesi, ne de parti yaygarası
Ne de yerde sürünen kâğıt Türk parası.
Ne yazlık iptilâsı, ne Mersedes cakası
Bir çift naylon çoraptı, kızların fiyakası.
Ne Arnavut, ne Boşnak; ne Kürt vardı, ne Çerkes
Hür bir vatan üstünde hürdü, eşitti herkes.
Şiir benim için en mukaddes bir hevesti;
Mevlâna'dan, Yûnus'tan, Emrâh'tan gelen sesti.
San'at huzur bulduğum, dinlendiğim limandı
Kaç kez kitap okurken, ufuklar aydınlandı.
Ayrıldım Kadıköy'den ve yürüye yürüye
Sahilde parka doğru, döndüm tekrar geriye.
Bizim zamanımızda, âşk her şeyden azizdi
Kalblerde bir ürperiş ve rüyâlarda bir gizdi.
İyi güzel ne varsa, binip gitmiş atına
Şimdi âşk falan filân, pırasa fiyatına.
Parkta gece yarısı, oturduğum sıralar
Artık yeter elimi, bırakın hâtıralar...
Demek ki hayat rüyâ, demek ki yalan her şey;
Gittikçe özleniyor, mâzide kalan her şey...
Aslında aradığım, ne meydan, ne bulvardı
Bir su gibi ömrümden, akıp giden yıllardı...
Alınız neyim varsa, para diye pul diye
O altın seneleri, bana verin geriye...
Yıllar tükendi bir bir, göründü artık sonum
Bir akşam vakti yorgun, ellerimde bastonum.
Deniz kıyısında, bir taşa dayanacağım
İsmi bende yaşayan, dostları anacağım...
Elveda... Kurtuluşun eşiği olan şehir
Elveda hâtıralar, beşiği olan şehir...
Çınarlarında adım, göklerinde sesim var;
Son günlerimi sende, yaşamak hevesim var... (*)   (Devam edecek)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim