• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Samsun 26 °C
  • Ankara 30 °C
  • İstanbul 31 °C
  • HELAL OLSUN SANA !
  • DİALİBA MALATYASPOR’A VEDA ETTİ   
  • DAHA ÇOK ÇALIŞMALIYIZ !
  • HELAL OLSUN SANA !
  • DİALİBA MALATYASPOR’A VEDA ETTİ   
  • DAHA ÇOK ÇALIŞMALIYIZ !

“SİMGE”DEKİ “ARTI”LAR VE “EKSİ”LER..

Ali Kayıkçı

“SİMGE”DEKİ “ARTI”LAR VE “EKSİ”LER..
               * “Oku! Seni yaratan Rabbinin adıyla.  Oku!.. O, keremine nihayet olmayan Rabbindir; kalem ile yazı         yazmayı öğreten de O’dur. O, insana bilmediği şeyleri öğretti. Sakın okumazlık etme; çünkü insan,         kendini nasîhate ihtiyacı yokmuş görmekle muhakkak azgınlık eder!..” 
                                                                       ( Kur’ân-ı Kerîm- Alak Sûresi; âyet 1-7’den)            *  “Bugünden sonra; divanda-dergâhta, bargâhta, mecliste-meydanda Türkçeden başka dil             konuşulmaya!..”             (Karamanoğlu Mehmet Bey–12 Mayıs 1277)                    *  “Millî dil, sâdece yaşayan nesillerin dili değildir. O, geçmiş ve geleceği ile bir             milleti kucaklar. Onun için, milletler ve devletler, ‘millî dil politikalarını’ sâdece             yaşayan nesillere göre değil, geçmiş ve geleceklerini de düşünerek plânlamak             zorundadırlar. Halk, ‘yaşayan dille’ konuşur ve yazar, fakat aydınlar, hiç olmazsa             kendi sahalarında ‘en geniş mânâsı ile millî dilini’ anlamak mecburiyetindedirler.”                            (S. Ahmet Arvasî-Size Sesleniyorum)                     *  “Ruhsal, parasal, soyut, boyut, yaşam, eğilim;
    Ya bunlar Türkçe değil, ya ben Türk değilim!
    Oysa halis Türk benim, bunlar işgâlcilerim…”     (N. Fâzıl Kısakürek-Çile)

                
S
aygıdeğer Okuyucularımız!..
Bilindiği üzere bundan önceki üç ayrı köşe yazımız ile kendisinden bahsettiğimiz “Simge Dergisi”, genç bir dergi; genç kalemlerin gayreti ile kültür-sanat hayatımıza katılmış bir yayın.         Bu yayında ideal kadar heyecan da var… Tabii ki zaman zaman da tecrübe noksanlığından kaynaklanan, alınan eksik bilgilerden gelen bâzı noksanlıklar ve hatâlar da elbette ki olacak…
Önemli olan, “sıfır hatâlı/yani hatâsız” bir yayın ortaya çıkarmaktan ziyâde, her sayıda mevcut hatâların sayısını azaltmak ve iyiden, güzelden ve asıl olması gerekenden yana sürekli mesafe almak ve ideale ulaşmak…  İnanıyoruz ki bu gençlerde bu feyiz ve cevher var… İnanıyoruz ki bu gençler, bu işi başaracaklar ve gelecek nesillere “güzel bir örnek” olarak “Simge” koleksiyonlarını bırakacaklar…  
    Şimdi bu kısa girişten sonra gelelim “Simge”nin elimizde mevcut 3 ve 5. sayılarında karşımıza çıkan “artı”lar ile diğer bâzı “noksanlıklar”a…   
    Dergi,  eskilerin muhteva dediği içerik bakımından oldukça güzel tasarlanmış. Başyazı olan “Girizgâh”tan sonra “Haberler”, “Deneme”, “Bilim”, “Röportaj/Söyleşi”, “Düşünce”, “Tarih”, “Makâle”, “Kıssadan Hisse” , “Gezi Yazısı/Seyahat” ve “Spor” gibi konularla okuyucuyu cezp etmeyi başarıyor.  Tabii bunda da şimdilerin “tasarım” dediği “sayfa düzenlemesi” de (renklendirmesi ile birlikte) kendisini gösteriyor. Ele alınan konular; misafir kişi ve yazarların fikirleri ile dergiye daha bir zenginlik katıyor ve gelecek sayıları meraklı hâle getiriyor. Ancak; 
    Ancak; güzel Türkçemiz ve onun dilbilgisi kurallarının bu sayfalarda bâzen göz ardı edildiğini, dinî konular verilirken onun ilmî lisanına da riayetin gerektiğini maalesef bâzı yazılarda göremedik. 
Meselâ; girizgah, ayet, ilahi, İslam, selam, dava (ideal anlamında), plan, makale, hal (durum, vaziyet anlamında), işgal, iman, zekat, ilahiyat, evlat, lazım, mana, inşa, dahil, ahlak, kelam, davet, günah, teala, ihsan, vefa, hikaye, mücadele, inşa’Allah, gaye, kıyamet, hilafet, itibaren, şura, cami, rüya, Aksa, mana, batıl, galip, vesselam, bazen, bazı, ezan, Bilal, aleyhisselatü,  ziyade, alim, Latin, Sina, mesela, layık, manen, manevi, milli (millete ait mânâsında), ahlaki, mahkum, adeta, imkan, reklam, katliam, bela, yegane, rıza, Kur’an,  isyan, Fatiha, hala (süreklilik mânâsına), şeriat, fetva, idrak, zina, helal, feryad, lakin, Rum, sadece, müsamahakar, tabela, Celal, Cenab-ı, şair, hülasa, bela, cami, kerim, ahretlik, mahkum, telaş, şikayet, zade … gibi kelimeler, dilin fonetiği  yani belâgati bakımından, maksadın güzel bir şekilde düzgün ve sanatlı sözlerle  dile getirilmesi ve estetiği açısından mutlaka (^) işareti dediğimiz uzatma konularak yazılmalıdır…                             Diğer taraftan, orijinal/doğal’ı yazmak, tasvir için kullanılan “tabi” kelimesi dışındaki  “öyledir” mânâsına kullanılan “tabi” kelimesi de “tabii” şeklinde, iki (i) ile yazılır ki bu da çok önemli bir kuraldır.
    Derginin 3. sayısı “İlim ve Aksiyon” başlıklı Başyazısında geçen, “İlim hayata hız verdiği zaman, gereken yerde eylem başlattığı zaman ilimdir. İlmin duyulmuş olması, bir kitapta yazılmış olması, bir yerde konuşulmuş olması bir şey ifade etmez” sözleri de talihsiz bir beyân olmuştur. Çünkü ihlâs ve amelin temeli ilimdir. İlim kazanılmadan bunların hiçbiri olmaz ve yapılamaz. Yard. Doç. Dr. Salih Kesgin hocanın 12-13. sayfalardaki makâlesi de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı şekilde İFAM Kurucu Başkanı Dr. İhsan Şenocak ile yapılan (sy: 16-19) sohbetin ana teması zaten bu sözümüzü teyit etmektedir.                                             Sonra,  “İlimler Alimi, Hekimler Pîri” olarak övülen “İbni Sinâ”nın  (Sayı: 3, s. 40-41)bir de “îmân ve îtikâd” yönü vardır ki, bu husus maalesef hiç bahis konusu yapılmamış. O’nun ehl-i sünnet inancından çıktığı vurgulanmamıştır. (Hakkında bkz: Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye ve Türkiye Gazetesi Yeni Rehber Ansiklopedisi; c. 9, s. 293-295) 
    Derginin Şubat 2015 tarihli, 5. Sayısı 28-29. sayfalarında “Yüksek Dozda İman” başlıklı deneme yazısında A. Mücahid Yıldız kardeşimiz, “îmân” konusunda şimdiye kadar yazılmış ifâdelerden farklı bir şekilde “yüksek dozda” diyerek bu inanışı, değişik bir tarzda anlatmaya çalışmış, ancak bu söyleyiş günümüzde daha ziyâde alkol ve uyuşturucu alan kimseler için veya doktor tedavisine tâbi ilâçlar için kullanıldığından (kanaatimizce) hiç de konuyla bağdaşmamıştır. Çünkü âlimlerimiz bu konuda genelde hep “kuvvetli bir îmân” diyerek anlatmayı tercih etmişlerdir. 
    “İHL Tarih Öğretmeni Ali Atalar” beyden de “Hilafet-Saltanat ve Müslümanların Ayrılıkları”nı konu edinecek makâleler yerine,  okuyucuya ve öğrenciye “İslâmiyeti ve onun bayraktarlığını 6 asır yapmış Osmanlı’yı sevdirecek hadiseler”i  dergiye taşımasını bekliyoruz…  
    Aynı sayı derginin 53. sayfasındaki  “Kitap” tanıtımına “Tarık Tufan”ın “Kraliçenin Pireleri” adlı eserini  tanıtırken,  “Sorun şu ki Tanrım…” diye başlanması ve Cenâb-ı Allah’ın bildiğimiz 99 Esmâ-i Hüsnâsı varken, kâfirlerin ilâhlarına verdikleri ismin buraya gereksiz olarak taşınması… hiç ama hiç doğru olmamış ve bu dergiye de yakışmamıştır. Dört büyük melekten biri olan “Azrâil aleyhisselâm” için de aynı sayfada bir başka eserin tanıtımı için kullanılan, “…100 yaşındaki Ruhi Mücerret Azrail’in son penaltısından da kaçabilecek mi?” şeklindeki ifade de olsa olsa ancak Paris’teki malûm Fransız dergisine yakışır diyoruz…
    M.  Muhsin Aksoy   imzasıyla (Sayı 5, s. 24-25) yayınlanan yazının son cümlesi “Sana göre, bana göre değil; Kur’an ve Sünnete göre doğruluk ve dürüstlük çizgilerimizi çizmek umuduyla…” diye bitmekte, ilk ânda göze ve kulağa hoş gelse de bâzı “dinde reformcular”ın ve “mezhepsizler”in taktiği olduğu için dikkat edilmesi gereken bir söz.  Çünkü, “edille-i şer’iyye”  dediğimiz yüce dînimizin 4 temelinden sâdece ikisi Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet, diğer ikisi ise Kıyâs ve İcmâ-i Ümmet’tir… 
    Diyoruz ve bu hislerle dolu olarak Dergiye emeği geçen herkesi, reklâm ve ilân vererek destekte bulunan kişi ve kuruluşları can-ı gönülden kutluyor, gayretlerin âhiret sermayesi olmasını da Cenâb-ı Allah’tan niyâz eyliyoruz… 
    Kalbî sevgi ve saygılarımızla…
         = = = * = = =      
    Bu “dil” bizim “sayıp-seven” olmazsak; 
    “Eller” gelip “hizmet”, eder mi sandın?..
    Bu “şapka”dır deyip, “yerin” bulmazsak…
        Sonra “Eyvah!..” demek, “kâr” etmez inan; 
        Sen de “Boş ver!..” dersen, baştan aldandın…
    “Arı dilci” malûm, “ar” etmez inan; 
     Onun her isteği, “millete” ziyân; 
    Bunları bilmeli, “İHL” civân…                                    Sonra “Eyvah!..” demek, “kâr” etmez inan; 
        Onca yıldır işler, bu sinsî plân…
    “Arı dilci” ister, millet bölünsün; 
    “Lâikçi kesimler”, ayrı bilinsin; 
    “Türk’ün esâmîsi”, tezden silinsin…
        Sonra “Eyvah!..” demek, “kâr” etmez inan; 
        “Sen” değilsin artık, “Arı dilin”sin!..
    “Arı dilci” ister, yıkılsın temel;
    Ne dil kalsın ne din, ateist emel; 
    “Global dünyâ”da, şeytanî emel…
        Sonra “Eyvah!..” demek, “kâr” etmez inan; 
        “Hurda”ya çıkarsın, denir “müstâmel…”
    KAYIKÇ’Ali der ki, anladın gayri; 
    “Arı dilciler”in, olmaz bir hayrı;
    “Allah için” dedim, bu işte doğru…
        Sonra “Eyvah!..” demek, “kâr” etmez inan; 
        Kim sana “ağabey” ve kimdir “uğru?..” 
        

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2007 DENGE GAZETESİ | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0362 420 04 28 | Faks : 0362 431 55 53 | Haber Scripti: CM Bilişim